Osmanlıca Kelimeler - Osmanlıca Cümleler - Osmanlıca Türkçe Kelimeler
L
lâ (A.) [ 1 [ لا .hayır. 2.yoktur.
la’l (A.) [ 1 [ لعل .al. 2.lal taşı. 3.kırmızı dudak.
lâakal (A.) [ لااقل ] en azından hiç olmazsa.
lâbe (F.) [ لابه ] yalvarma.
lâbis (A.) [ لابس ] giyen.
lâbis olmak giymek.
lâbüd (A.) [ لابد ] gerekli lazım.
lâcerem (A.) [ لاجرم ] kuşkusuz.
lâcverd (F.) [ لاجورد ] lacivert.
lâdînî (A.) [ لادینی ] laik din dışı.
lâf (F.) [ لاف ] söz.
lafazan (F.) [ لافزن ] geveze.
lafız (A.) [ لفظ ] söz.
lâfügüzâf (F.) [ لاف و گزاف ] boş söz zırva.
lafz (A.) [ لفظ ] söz lafız.
lafzî (A.) [ لفظی ] lafız ile ilgili söz ile ilgili.
lâgar (F.) [ لاغر ] zayıf cılız.
lağv (A.) [ 1 [ لغو .kaldırma. 2.boşuna.
lağvedilmek (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
lağvetmek (A.-T.) 1.kaldırmak. 2.hükümsüz kılmak.
lağvolmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kalmak.
lağvolunmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
lağz (A.) [ لغز ] sürçme.
lağziş (F.) [ لغزش ] sürçme kayma.
lahd (A.) [ لحد ] mezar lahit.
lahika (A.) [ لاحقه ] ek.
lahm (A.) [ لحم ] et.
lahn (A.) [ 1 [ لحن .uyum. 2.tavır. 3.dil.
laht (F.) [ لخت ] parça.
lâhûtî (A.) [ لاهوتی ] ilahî.
lahza (A.) [ لحظه ] an lahza.
laîn (A.) [ لعين ] lanetlenmiş.
lakab (A.) [ لقب ] lakap.
lâkayd (A.) [ لاقيد ] kayıtsız.
lâkaydî (A.) [ لاقيدی ] kayıtsızlık.
lâkin (A.) [ لکن ] ancak ne var ki.
laklâk (A.) [ لقلاق ] leylek.
laklaka (A.) [ لقلقه ] boş laf.
lâl (F.) [ لال ] dilsiz.
lâle (F.) [ لاله ] lale çiçeği.
lâlekâ (F.) [ 1 [ لالکا .pabuç. 2.taç ibik.
lâlettayin (A.) [ لا علی التعيين ] gelişigüzel.
lâlezar (F.) [ لاله زار ] lale bahçesi.
lâmehâle (A.) [ لامحاله ] ister istemez çaresiz.
lâmekan (A.) [ لامکان ] mekansızlık.
lâmi’ (A.) [ لامع ] parlayan.
lâmia (A.) [ لامعه ] parlayan.
lâmise (A.) [ لامسه ] dokunma duyusu.
lâne (F.) [ لانه ] yuva.
lanet (A.) [ لعنت ] lanet beddua.
lâsiyyema (A.) [ لاسيما ] özellikle.
lâşe (F.) [ لاشه ] leş.
lâşehâr (F.) [ لاشه خوار ] leş yiyen.
latif (A.) [ لطيف ] hoş yumuşak.
latife (A.) [ لطيفه ] şaka.
latife etmek (A.-T.) şaka yapmak.
latifegû (A.-F.) [ لطيفه گو ] şakacı.
latme (A.) [ لطمه ] tokat.
lâubali (A.) [ لاابالی ] kayıtsız gamsız.
lâubalîlik (A.-T.) kayıtsızlık gamsızlık.
lây (F.) [ 1 [ لای .çamur. 2.tortu.
lâya’kil (A.) [ لایعقل ] kendinde olmayan.
lâyemut (A.) [ لایموت ] ölümsüz.
lâyenkatı (A.) [ لاینقطع ] kesintisiz sürekli.
lâyetecezza (A.) [ لایتجزا ] parçalanmaz ayrılmaz.
lâyetegayyer (A.) [ لایتغير ] değişmez.
lâyetenâhi (A.) [ لا یتناهی ] sonsuz.
lâyeaaaelzül (A.) [ لا یتزلزل ] sarsılmaz.
lâyiha (A.) [ لایحه ] tasarı.
lâyuad (A.) [ لایعد ] sayısız.
lâzevâl (A.) [ لازوال ] yok olmaz ölümsüz.
lâzım (A.) [ 1 [ لازم .gerekli. 2.geçişsiz.
lâzıme (A.) [ لازمه ] gerekli.
leâli (A.) [ لئالی ] inciler.
leb (F.) [ لب ] dudak.
lebâleb (F.) [ لبالب ] ağzına kadar dolu.
leben (A.) [ لبن ] süt.
leb-i derya (F.) [ لب دریا ] sahil deniz kenarı.
lecâcet (A.) [ لجاجت ] inat.
lecûc (A.) [ لجوج ] inatçı.
ledünnî (A.) [ لدنی ] Tanrı sırlarıyla ilgili.
leffen (A.) [ لفا ] ilişikte.
leh (A.) [ له ] yan yana yararına.
lehv (A.) [ 1 [ لهو .oyun. 2.yararı olmayan işler.
leîm (A.) [ لئيم ] alçak.
leîmâne (A.-F.) [ لئيمانه ] alçakça.
leked (F.) [ 1 [ لکد .tekme. 2.çifte.
lekedâr (F.) [ لکه دار ] lekeli.
lem’a (A.) [ لمعه ] parıltı.
lemeân (A.) [ لمعان ] parıldama.
lemeât (A.) [ لمعات ] parıltılar.
lems (A.) [ لمس ] dokunma.
lemyezel (A.) [ 1 [ لم یزل .yok olmayan kalıcı. 2.Tanrı.
leng (F.) [ لنگ ] aksak topal.
lerzân (F.) [ لرزان ] titrek.
lerziş (F.) [ لرزش ] titreme.
leşker (F.) [ 1 [ لشکر .asker. 2.ordu.
letâfet (A.) [ 1 [ لطافت .hoşluk. 2.yumuşaklık. 3.güzellik.
letâif (A.) [ لطائف ] şakalar fıkralar latifeler.
levâhık (A.) [ لواحق ] ekler.
levâyih (A.) [ لوایح ] tasarılar.
levâzım (A.) [ لوازم ] gereçler gerekli şeyler.
levend (F.) [ 1 [ لوند .Osmanlı deniz eri. 2.ayyaş. 3.zampara. 4.kabadayı.
levh (A.) [ لوح ] levha.
levha (A.) [ لوحه ] plaka tabela.
levn (A.) [ 1 [ لون .renk. 2.tür.
levs (A.) [ لوث ] pislik.
levze (A.) [ 1 [ لوزه .badem. 2.bademcik.
leyâlî (A.) [ ليالی ] geceler.
leyl (A.) [ ليل ] gece.
leyle (A.) [ ليله ] gece.
leylî (A.) [ ليلی ] yatılı.
leylünehâr (A.) [ ليل و نهار ] gece gündüz.
leyyin (A.) [ لين ] yumuşak.
lezâiz (A.) [ لذات ] lezzetler.
lezîz (A.) [ لذیذ ] lezzetli.
lezzât (A.) [ 1 [ لذات .lezzetler. 2.zevkler.
lezzet (A.) [ 1 [ لذت .lezzet tad. 2.zevk.
libas (A.) [ لباس ] giysi.
licâm (F.) [ لجام ] gem.
lifâfe (A.) [ لفافه ] sargı.
ligâm (F.) [ 1 [ لگام .gem. 2.dizgin.
lihâf (A.) [ لحاف ] yorgan.
lihye (A.) [ لحيه ] sakal.
lîk (F.) [ ليک ] ama ancak.
likâ (A.) [ 1 [ لقا .buluşma. 2.yüz.
lîme (F.) [ ليمه ] parça.
lîmû (F.) [ ليمو ] limon.
lisân (A.) [ لسان ] dil.
lisanî (A.) [ لسانی ] dil ile ilgili.
lisâniyyat (A.) [ لسانيات ] dilbilim.
lise (A.) [ لثه ] diş eti.
livâ (A.) [ لوا ] sancak bayrak.
livata (A.) [ لواطه ] kulamparalık oğlancılık.
liyakat (A.) [ لياقت ] yaraşma.
lu’bet (A.) [ لعبت ] oyuncak.
lu’betbaz (A.-F.) [ لعبت باز ] kuklacı.
luâb (A.) [ لعاب ] salya.
lugât (A.) [ 1 [ لغات .sözlük. 2.kelimeler.
lugat (A.) [ 1 [ لغت .söz. 2.sözlük. 3.kelime.
lugaz (A.) [ لغز ] bilmece.
lukme (A.) [ لقمه ] lokma.
lûle (F.) [ 1 [ لوله .boru. 2.lüle kağıt külah.
lutf (A.) [ 1 [ لطف .iyilik lütuf. 2.güzellik.
lutfeylemek ilgi göstermek iyilik etmek.
lutfkâr (A.-F.) [ لطفکار ] lütuf sahibi.
lutufdîde (A.-F.) [ لطف دیده ] iyilik görmüş lütuf görmüş.
lutufkâr (A.-F.) [ لطفکار ] lütuf sahibi.
lü’lü (A.) [ لؤلؤ ] inci.
lübb (A.) [ لب ] öz.
lücce (A.) [ 1 [ لجه .kalabalık. 2.gümüş. 3.deniz engin su.
lüknet (A.) [ لکنت ] dil tutukluğu.
lüle (F.) [ 1 [ لوله .boru. 2.lüle kağıt külah.
lüzum (A.) [ لزوم ] gereklilik lazım olma.
lüzum görmek gerekli bulmak.
M
mâ (A.) [ ما ] su.
mâ (F.) [ ما ] biz.
ma’âyib (A.) [ معایب ] kusurlar ayıplar.
ma’ber (A.) [ معبر ] geçit.
ma’ni (A.) [ معنی ] anlam.
ma’raz (A.) [ معرض ] sergi.
ma’reke (A.) [ معرکه ] savaş alanı.
ma’şerî (A.) [ معشری ] kollektif.
maâbid (A.) [ معابد ] mabetler ibadet yerleri.
maâbir (A.) [ معابر ] geçitler.
maâd (A.) [ 1 [ معاد .dönüş yeri. 2.ahiret.
mâadâ (A.) [ ماعدا ] dışında -den başka başka öte yanı sıra.
maâdin (A.) [ معادن ] madenler.
maalesef (A.) [ مع الأسف ] ne yazık ki.
maalmemnûniye (A.) [ مع الممنونيه ] seve seve.
maânî (A.) [ معانی ] anlamlar.
maârif (A.) [ 1 [ معارف .bilimler. 2.kültür. 3.Millî Eğitim Bakanlığı.
maarif nezareti millî eğitim bakanlığı.
maâş (A.) [ 1 [ معاش .geçim. 2.aylık.
271
maatteessüf (A.) [ مع التأسف ] ne yazık ki üzülerek maalesef.
maazâlik (A.) [ مع ذلک ] bununla birlikte.
maâzallah (A.) [ معاذ الله ] Allah esirgesin.
mâba’dut-tabîa (A.) [ مابعدالطبيعه ] fizik ötesi doğa ötesi.
mâba’duttabîiyye (A.) [ مابعدالطبيعيه ] aaaafizik doğa ötesi.
mâbad (A.) [ مابعد ] sonraki.
mâbadı var (A.-T.) devam edecek sürecek arkası var.
mabed (A.) [ 1 [ معبد .tapınak. 2.ibadethane.
mâbeyn (A.) [ 1 [ مابين .arası. 2.padişah sarayı.
mabud (A.) [ معبود ] ibadet edilen
mâcera (A.) [ 1 [ ماجرا .cereyan eden. 2.serüven.
mâceraperest (A.-F.) [ ماجراپرست ] maceracı.
maceraperestî (A.-F.) [ ماجراپرستی ] maceracılık maceraperestlik.
mâdâmülhayat (A.) [ مادامالحيات ] ömür boyu.
madde be madde (A.-F.) [ ماده بماده ] madde madde.
maddî (A.) [ 1 [ مادی .madde ile ilgili. 2.materyalist.
maddiyet (A.) [ مادیت ] maddîlik.
maddiyye (A.) [ 1 [ مادیه .madde ile ilgili. 2.matetaryalist.
mâde (F.) [ ماده ] dişi.
mâdelet (A.) [ معدلت ] adalet.
madeniyyât (A.) [ معدنيات ] madencilik bilimi mineraloji.
mâder (F.) [ مادر ] anne.
maderî (F.) [ مادری ] anne ile ilgili ana tarafı.
272
mâderzâd (F.) [ مادرزاد ] anadan doğma.
mâdiyân (F.) [ مادیان ] kısrak.
madûd (A.) [ معدود ] sayılı.
madûd olmak sayılmak.
mâdum (A.) [ معدوم ] yok olmuş.
mâdumiyet (A.) [ معدوميت ] yokluk.
mâdun (A.) [ مادون ] ast aşağıda alt.
mâfevk (A.) [ مافوق ] üst üstü yukarısı.
mafsal (A.) [ مفصل ] eklem.
magâre (A.) [ مغاره ] mağara.
mağâk (F.) [ 1 [ مغاک .çukur. 2.mezar.
mağâzî (A.) [ 1 [ مغازی .savaşlar gazalar. 2.savaş öyküleri.
mağbûn (A.) [ مغبون ] aldatılmış.
mağdûr (A.) [ مغدور ] haksızlığa uğramış.
mağdur etmek haksızlığa uğratarak zor durumda bırakmak.
mağdur olmak haksızlığa uğramayarak zor durumda kalmak.
mağduriyet (A.) [ مغدوریت ] haksızlığa uğrama mağdur olma.
mağfiret (A.) [ مغفرت ] yarlıgama.
mağfiret etmek yarlıgamak.
mağfur (A.) [ مغفور ] yarlıganmış.
mağlata (A.) [ مغلطه ] laf salatası yanıltmaca.
mağlub (A.) [ مغلوب ] yenik.
mağmûm (A.) [ مغموم ] gamlı kederli.
273
mağrib (A.) [ 1 [ مغرب .batı. 2.akşam namazı. 3.Kuzeybatı Afrika. 4.Fas.
mağrur (A.) [ مغرور ] gururlu kendini beğenmiş.
mağrûr olmak gururlanmak.
mağrûrane (A.-F.) [ مغرورانه ] gururlanarak kendini beğenerek.
mağsub (A.) [ مغصوب ] gaspedilmiş.
mağşuş (A.) [ مغشوش ] karışmış.
mağz (F.) [ 1 [ مغز .beyin. 2.iç öz. 3.ilik.
mağzûb (A.) [ مغضوب ] gazaba uğratılmış.
mâh (F.) [ ماه ] ay.
mahabbet (A.) [ محبت ] sevgi.
mahabbet eylemek sevmek.
mahâfil (A.) [ 1 [ محافل .mahfiller. 2.toplantı yerleri.
mahâkim (A.) [ محاکم ] mahkemeler.
mahal (A.) [ محل ] yer.
mahall (A.) [ محل ] yer.
mahallî (A.) [ 1 [ محلی .yerel. 2.yerli.
mahalliye (A.) [ محليه ] yerel.
mâhâne (F.) [ ماهانه ] aylık.
mahâret (A.) [ مهارت ] beceri.
mâhasal (A.) [ ماحصل ] sonuç.
mahâsin (A.) [ محاسن ] iyilikler güzellikler.
mâhazar (A.) [ ماحضر ] hazırda olan.
mahâzin (A.) [ مخازن ] mahzenler.
274
mahâzîr (A.) [ محاذیر ] sakıncalar.
mahbes (A.) [ محبس ] hapishane.
mahbûb (A.) [ 1 [ محبوب .sevilen. 2.sevgili.
mahbus (A.) [ 1 [ محبوس .hapsedilmiş. 2.hapishane.
mahcûb (A.) [ 1 [ محجوب .örtülmüş. 2.utangaç.
mahcûb etmek utandırmak.
mahcûb olmak utanmak.
mahcûbiyet (A.) [ محجوبيت ] utangaçlık.
mahcûz (A.) [ محجوظ ] hacizli.
mahcûz olmak haczedilmek.
mahdud (A.) [ محدود ] sınırlı kasıtlı.
mahdum (A.) [ مخدوم ] oğul.
mâhe (F.) [ ماهه ] matkap.
mahfaza (A.) [ محفظه ] kutu kap.
mahfî (A.) [ مخفی ] gizli.
mahfil (A.) [ 1 [ محفل .toplantı yeri. 2.cami mahfili.
mahfiyyen (A.) [ مخفيا ] gizlice.
mahfuz (A.) [ محفوظ ] korunmuş saklanmış.
mâh-ı nev (F.) [ ماه نو ] hilal ay.
mâh-ı sipihr [ ماه سپهر ] ay gökyüzündeki ay.
mâhî (F.) [ ماهی ] balık.
mahir (A.) [ ماهر ] becerili maharetli.
mahiyet (A.) [ ماهيت ] asıl esas içyüzü.
275
mahkûk (A.) [ محکوک ] kazılmış kazılarak yazılmış yontulmuş.
mahkum (A.) [ محکوم ] hüküm giymiş.
mahkûm etmek hüküm giydirmek.
mahkum olmak hüküm giymek.
mahlas (A.) [ مخلص ] takma ad.
mahlû (A.) [ مخلوع ] tahttan indirilmiş.
mahluk (A.) [ مخلوق ] yaratık.
mahlul (A.) [ محلول ] erimiş çözülmüş hallolmuş.
mahlut (A.) [ مخلوط ] karışık.
mahmûd (A.) [ 1 [ محمود .övülmüş. 2.hamd edilmiş.
mahmul (A.) [ محمول ] yüklü.
mahmur (A.) [ مخمور ] uykulu baygın.
mâhpâre (F.) [ 1 [ ماه پاره .ay parçası. 2.çok güzel.
mahrec (A.) [ مخرج ] çıkış yeri.
mahrem (A.) [ 1 [ محرم .nikah düşmeyen. 2.gizli.
mâhru (F.) [ ماهرو ] ay yüzlü güzel yüzlü.
mahruk (A.) [ محروق ] yanık yanmış.
mahrûkat (A.) [ محروقات ] yakacak.
mahrum (A.) [ محروم ] yoksun.
mahrum etmek yoksun bırakmak.
mahrum olmak yoksun kalmak.
mahrumiyet (A.) [ محروميت ] yoksunluk mahrumluk.
mahrut (A.) [ مخروط ] koni.
276
mahsûb (A.) [ محسوب ] hesap edilen.
mahsûl (A.) [ محصول ] ürün sonuç.
mahsur (A.) [ محصور ] kuşatılmış.
mahsus (A.) [ 1 [ مخصوص .özgü ayrılmış. 2.bilerek.
mahsûs (A.) [ مخصوص ] hissedilen hissedilir.
mahşer (A.) [ 1 [ محشر .kıyamet yeri. 2.aşırı kalabalık.
mâhtâb (F.) [ ماهتاب ] mehtap.
mahtûm (A.) [ مختوم ] mühürlü.
mahtût (A.) [ 1 [ مخطوط .yazılı. 2.çizili.
mahv (A.) [ 1 [ محو .yok etme. 2.yok olma.
mahvetmek (A.-T.) yok etmek.
mahz (A.) [ محض ] sırf sade tam.
mahzar (A.) [ 1 [ محضر .huzur kat. 2.görünüş.
mahzun (A.) [ محزون ] hüzünlü.
mahzun etmek hüzünlendirmek.
mahzun olmak hüzünlenmek.
mahzûnane (A.-F.) [ محزونانه ] hüzünlü bir halde.
mahzur (A.) [ محذور ] sakınca.
mahzur görmek sakıncalı bulmak.
mahzûzat (A.) [ محظوظات ] hoşa gidecek şeyler.
mâî (A.) [ 1 [ مائی .su ile ilgili. 2.mavi.
mâ-i mukattar [ ماء مقطر ] damıtık su.
mâide (A.) [ مائده ] sofra.
277
mâil (A.) [ 1 [ مائل .eğilimli istekli. 2.eğimli meyilli. 3.çalan.
mâil olmak eğilim göstermek.
maîşet (A.) [ معيشت ] geçim dirlik.
maiyyet (A.) [ معيت ] birlik beraberlik yanında bulunma.
mak’ad (A.) [ 1 [ مقعد .makat kıç. 2.minder.
makâbir (A.) [ مقابر ] mezarlar kabirler.
mâkabl (A.) [ ماقبل ] önceki önü.
mâkablettârih (A.) [ ماقبل التاریخ ] tarih öncesi.
makâl (A.) [ مقال ] söz.
makam (A.) [ 1 [ مقام .yer. 2.kat huzur. 3.musikî makamı
makâmat (A.) [ مقامات ] makamlar.
makarr (A.) [ 1 [ مقر .başkent. 2.merkez.
makâsıd (A.) [ مقاصد ] maksatlar.
makber (A.) [ مقبر ] mezar.
makbere (A.) [ مقبره ] mezar.
makbul (A.) [ مقبول ] kabul edilen beğenilen.
makbuz (A.) [ 1 [ مقبوض .alınmış. 2.alındı belgesi.
makdem (A.) [ مقدم ] gelme geliş.
makdur (A.) [ 1 [ مقدور .güç. 2.elden gelen.
makes (A.) [ معکس ] yansıma yeri.
makes bulmak (A.-T.) yansımak yansıyacak yer bulmak.
makes olmak (A.-T.) yansıtmak yansıma yeri olmak.
makhûr (A.) [ 1 [ مقهور .kahrolmuş yenilmiş. 2.gazaba uğramış.
mâkiyan (F.) [ ماکيان ] tavuk.
makrun (A.) [ مقرون ] yakın.
maksad (A.) [ مقصد ] amaç.)
maksûd (A.) [ مقصود ] istenilen maksat.
makta (A.) [ 1 [ مقطع .kesim yeri. 2.kesit.)
maktel (A.) [ 1 [ مقتل .öldürme yeri. 2.ünlü birinin ölümü üzerine yazılan şiir.
maktû (A.) [ 1 [ مقطوع .kesilmiş kesik. 2.pazarlık yapılmaz.
maktül (A.) [ مقتول ] öldürülen.
maktül olmak öldürülmek.
mâkul (A.) [ معقول ] akla uygun.
makûlat (A.) [ معقولات ] aklî bilgiler.
makûle (A.) [ مقوله ] kategori.
makûs (A.) [ 1 [ معکوس .ters. 2.uğursuz.
mal (A.) [ 1 [ مال .mal. 2.servet.
mâlâmâl (F.) [ مالامال ] dopdolu.
mâlî (A.) [ 1 [ مالی .mal ile ilgili. 2.maliye ile ilgili.
mâlihulya (Yun.-A.) [ مالی خوليا ] melankoli.
mâlik (A.) [ مالک ] sahip.
mâlikiyet (A.) [ مالکيت ] sahip olma.
maliye (A.) [ ماليه ] devletin gelir ve gider işlerini takip eden bakanlık ve ona
bağlı daireler.
malûl (A.) [ معلول ] özürlü hastalıklı.
malûlen (A.) [ معلولا ] sakatlanmış olarak özürlü olarak.
279
malûlîn (A.) [ معلولين ] hastalar sakatlar.
malûm (A.) [ معلوم ] bilinen.
malûm olmak anlaşılmak bilinmek.
malûmat (A.) [ معلومات ] bilgi.
malûmatfurûş (A.-F.) [ معلومات فروش ] bilgiçlik taslayan.
malûmatfurûşluk (A.-F.-T.) bilgiçlik taslama.
malûmatfurûşluk etmek bilgiçlik taslamak.
mâmafih (A.) [ مع مافيه ] bununla birlikte.
mâmelek (A.) [ ماملک ] sahip olunan.
mamûl (A.) [ 1 [ معمول .yapılmış imal edilmiş. 2.alışılmış.
mamûlat (A.) [ معمولات ] imal edilenler.
mamûlün fevkinde alışılmışın ötesinde.
mamûr (A.) [ معمور ] bayındır imar edilmiş.
mamûr edilmek bayındırlaştırılmak imar edilmek.
mamûr etmek bayındırlaştırmak.
mamûr olmak bayındır olmak.
mamûre (A.) [ معموره ] bayındır yer.
mamûriyet (A.) [ معموریت ] bayındırlık.
mana (A.) [ معنی ] anlam.
manalandırmak anlam kazandırmak.
manen (A.) [ 1 [ معنا .mana yolu ile. 2.gönülden.
mânend (F.) [ مانند ] gibi.
manevî (A.) [ 1 [ معنوی .anlam ile ilgili. 2.ruh ile ilgili.
280
maneviyat (A.) [ 1 [ معنویات .manaya dayalı şeyler. 2.moral değerler.
mani (A.) [ معنی ] engel.
mani olmak engel olmak.
mânia (A.) [ مانعه ] engel.
manidar (A.-F.) [ معنی دار ] anlamlı.
mansıb (A.) [ منصب ] devlet memuriyetindeki makam.
mansıbdar (A.-F.) [ منصبدار ] makam sahibi devlet memuru.
mansur (A.) [ منصور ] Tanrı’nın yardımıyla zafer kazanan.
mantıkan (A.) [ منطقا ] mantık bakımından.
mantıkî (A.) [ منطقی ] mantıklı.
mantıkiyyûn (A.) [ منطقيون ] mantıkçılar mantık bilginleri.
manzar (A.) [ 1 [ منظر .seyir yeri. 2.görünüş. 3.yüz.
manzara (A.) [ منظره ] görünüm.
manzum (A.) [ منظوم ] nazmedilmiş.
manzûmât (A.) [ منظومات ] manzumeler.
manzûme (A.) [ 1 [ منظومه .dizilmiş. 2.vezinli söz şiir. 3.sistem.
manzur (A.) [ 1 [ منظور .bakılan. 2.dikkat çeken.
manzur olmak görülmek göze çarpmak.
mâr (F.) [ مار ] yılan.
maraz (A.) [ مرض ] hastalık.
marazî (A.) [ مرضی ] hastalıklı hastalkla ilgili.
mârgîr (F.) [ مارگير ] yılancı yılan tutan.
marifet (A.) [ 1 [ معرفت .bilme. 2.ustalık beceri. 3.aracı.
281
mariz (A.) [ مریض ] hasta.
mârpîç (F.) [ مارپيچ ] marpuç nargile marpucu.
maruf (A.) [ 1 [ معروف .bilinen. 2.ünlü tanınmış.
marûf olmak tanınmak bilinmek.
maruz (A.) [ 1 [ معروض .arzedilen sunulan. 2.karşı karşıya kalma tutulma.
maruz olmak karşı karşıya kalmak.
maruzat (A.) [ معروضات ] sunulanlar arzedilecek şeyler.
mâsabak (A.) [ ماسبق ] geçen geçmiş.
masâri (A.) [ مصارع ] dizeler mısralar.
masârif (A.) [ مصارف ] harcamalar.
masdar (A.) [ 1 [ مصدر .çıkış yeri kaynak. 2.masdar.
mâsebak (A.) [ ماسبق ] geçen geçmiş.
mashara (A.) [ مسخره ] soytarı.
mâsiva (A.) [ 1 [ ماسوی .Tanrı’nın dışındaki varlıklar. 2.dünyaya özgü her şey.
masiyet (A.) [ 1 [ معصيت .günah. 2.isyan.
maskat (A.) [ 1 [ مسقط .düşüş yeri.
maskat-ı re’s [ مسقط رأس ] doğum yeri.
maslahat (A.) [ 1 [ مصلحت .iş. 2.dirlik düzenlik.
maslahatgüzar (A.-F.) [ مصلحت گزار ] elçi adına devlet işlerini yürüten.
masnû (A.) [ 1 [ مصنوع .yapma yapay. 2.sanatlı.
masraf (A.) [ مصرف ] harcama gider.
masrû (A.) [ مصروع ] saralı.
masrûf (A.) [ مصروف ] harcanmış.
282
masruf olmak harcanmak.
mass (A.) [ مص ] emme.
massetmek emmek çekmek.
mâst (F.) [ ماست ] yoğurt.
mastaba (A.) [ 1 [ مصطبه .meyhane. 2.sedir.
masum (A.) [ 1 [ معصوم .suçsuz günahsız. 2.küçük çocuk.
masumane (A.-F.) [ معصومانه ] masumca.
masume (A.) [ 1 [ معصومه .suçsuz günahsız. 2.küçük kız çocuğu.
masumiyet (A.) [ معصوميت ] masumluk suçsuzluk.
masûn (A.) [ مصون ] korunmuş saklanmış.
masûn kalmak korunmak zarar gelmemek.
mâşe (F.) [ ماشه ] maşa.
maşer (A.) [ معشر ] toplum.
maşerî (A.) [ معشری ] kollektif ortaklaşa.
mâşıta (A.) [ ماشطه ] kadın makyajcısı kadın kuaförü.
mâşî (A.) [ ماشی ] yürüyen.
mâşiyen (A.) [ ماشيا ] yürüyerek.
maşrık (A.) [ مشرق ] doğu.
maşûk (A.) [ معشوق ] (erkek) sevgili.
maşuka (A.) [ معشوقه ] (bayan) sevgili.
matbaa (A.) [ مطبعه ] basımevi.
matbah (A.) [ مطبخ ] mutfak.
matbû (A.) [ 1 [ مطبوع .basılı. 2.hoşa giden hoş.
283
matbûat (A.) [ 1 [ مطبوعات .basın. 2.basılı şeyler.
mâtem (A.) [ ماتم ] yas.
mâtem tutmak yas tutmak.
mâtemdar (A.-F.) [ ماتمدار ] yaslı.
mâtemî (A.-F.) [ ماتمی ] yaslı.
mâtemli (A.-T.) yaslı.
mâtemserâ (A.-F.) [ ماتمسرا ] yas tutulan ev.
mâtemzede (A.-F.) [ ماتم زده ] yaslı.
matla (A.) [ 1 [ مطلع .doğuş yeri. 2.kaside ve gazelin ilk beyti.
matlab (A.) [ 1 [ مطلب .konu. 2.istek.
matlub (A.) [ 1 [ مطلوب .istenilen aranan. 2.alacak.
matlûb etmek istemek.
matrûd (A.) [ مطرود ] kovulmuş.
matrûş (A.) [ 1 [ مطروش .sakalsız. 2.tıraşlanmış.
matuf (A.) [ معطوف ] yönelik çevrili.
matûh (A.) [ معتوه ] bunak bunamış.
matûhe (A.) [ معتوهه ] bunak bunamış (bayan).
mâvaka (A.) [ ماوقع ] olup biten.
mâverâ (A.) [ 1 [ ماورا .öte ötesinde. 2.ahiret öbür dünya.
mavtın (A.) [ موطن ] yurt tutulan yer.
mâye (F.) [ 1 [ مایه .maya. 2.para. 3.mal. 4.güç.
mâyedar (F.) [ 1 [ مایه دار .mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü.
mâyi (A.) [ مایع ] sıvı.
284
mayûb (A.) [ 1 [ معيوب .kusurlu. 2.ayıplanmış.
mazanna (A.) [ 1 [ مظنه .ermiş sanılan.2.zan altındaki.
mazarrat (A.) [ 1 [ مضرت .zarar verme. 2.zarar.
mazarrât (A.) [ مضرات ] zararlar.
mazbata (A.) [ مضبطه ] tutanak.
mazbata tanzim etmek tutanak düzenlemek.
mazbut (A.) [ 1 [ مضبوط .zaptedilmiş. 2.kayda geçirilmiş. 3.derli toplu. 4.sağlam.
mazbutat (A.) [ مضبوطات ] kayda geçirilenler.
mazeret (A.) [ معذرت ] özür.
mazerethâh (A.-F.) [ معذرت خواه ] özür dileyen.
mazhar (A.) [ 1 [ مظهر .ortaya çıkış yeri. 2.şereflenme nail olma.
mazhar olmak karşılaşmak nail olmak.
mâzi (A.) [ ماضی ] geçmiş geçmiş zaman.
mazlum (A.) [ 1 [ مظلوم .zulme uğramış. 2.sesiz sedasız.
mazlumâne (A.-F.) [ مظلومانه ] mazlumca.
mazlûmiyet (A.) [ 1 [ مظلوميت .mazlumluk zulme uğramışlık. 2.sesiz sedasız
olma.
mazmaza (A.) [ مضمضه ] gargara.
mazmaza yapmak gargara yapmak ağızda su çalkalamak.
mazmun (A.) [ 1 [ مضمون .kavram. 2.ince söz.
maznun (A.) [ مظنون ] zanlı.
maznun olmak zan altında kalmak.
mazrub (A.) [ 1 [ مضروب .dövülen. 2.çarpılan.
285
mazruf (A.) [ 1 [ مظروف .kaba konulan. 2.zarflı.
mâzu (F.) [ مازو ] mazı.
mazûl (A.) [ معزول ] görevden alınmış azledilmiş.
mazul olmak görevden alınmak azledilmek.
mazur (A.) [ معذور ] özürlü.
me’vâ (A.) [ مأوا ] sığınma yeri.
me’yûs (A.) [ مأیوس ] umutsuz.
me’yûs etmek umutsuz bırakmak.
me’yûs olmak umudunu yitirmek.
meâb (A.) [ مآب ] sığınma yeri.
meâd (A.) [ 1 [ معاد .dönüş yeri. 2.ahiret.
meâhiz (A.) [ مآخذ ] kaynaklar.
meâl (A.) [ مآل ] anlam.
meâric (A.) [ معارج ] merdivenler.
meâsî (A.) [ 1 [ معاصی .isyanlar. 2.günahlar.
meâyib (A.) [ معایب ] kusurlar ayıplar.
mebâd (F.) [ مباد ] sakın aman sakın olmaya.
mebâdâ (F.) [ مبادا ] sakın aman sakın olmaya.
mebâdî (A.) [ مبادی ] ilkeler prensipler.
mebâhis (A.) [ مباحث ] konular bahisler.
mebânî (A.) [ 1 [ مبانی .temeller. 2.yapılar binalar.
mebde’ (A.) [ 1 [ مبدأ .başlangıç noktası.
mebde-i tarih [ مبدأ تاریخ ] tarih başlangıcı.
286
mebhas (A.) [ 1 [ مبحث .bölüm fasıl. 2.bilim.
mebhûs (A.) [ مبحوث ] bahsedilen.
mebhût (A.) [ مبهوت ] şaşkın.
meblağ (A.) [ 1 [ مبلغ .tutar. 2.para.
mebnâ (A.) [ مبنی ] bina.
mebnî (A.) [ 1 [ مبنی .dayanan. 2.bina edilmiş.
mebsût (A.) [ مبسوط ] yaygın açık.
mebsûten (A.) [ مبسوطا ] yaygın olarak.
mebus (A.) [ 1 [ مبعوث .gönderilmiş. 2.milletvekili. 3.ölümden sonra dirilen.
mebzûl (A.) [ مبذول ] bol.
mebzûlen (A.) [ مبذولا ] bolca.
mebzûliyet (A.) [ مبذوليت ] bolluk.
mec’ûl (A.) [ مجعول ] yapay.
mecâl (A.) [ 1 [ مجال .güç kuvvet. 2.fırsat.
mecâlis (A.) [ مجالس ] meclisler.
mecâmi (A.) [ مجامع ] toplantı yerleri.
mecânîn (A.) [ مجانين ] mecnunlar çılgınlar.
mecbûr (A.) [ 1 [ مجبور .zorunlu. 2.zora koşulmuş.
mecbûrî (A.) [ مجبوری ] zorunlu.
mecbûriyet (A.) [ مجبوریت ] zorunluluk.
meccânen (A.) [ مجانا ] parasız olarak.
meccânî (A.) [ مجانی ] parasız.
mecd (A.) [ مجد ] ululuk.


mecelle (A.) [ مجله ] dergi.
mechûl (A.) [ مجهول ] bilinmeyen.
mechûlât (A.) [ مجهولات ] bilinmeyenler.
mechûliyet (A.) [ مجهوليت ] bilinmezlik.
mechûlünneseb (A.) [ مجهول النسب ] onun bunun çocuğu.
mecîd (A.) [ مجيد ] ulu.
meclis (A.) [ مجلس ] toplantı yeri.
meclisefrûz (A.-F.) [ مجلس افروز ] meclisi aydınlatan meclisi şenlendiren.
meclûb (A.) [ 1 [ مجلوب .celbedilmiş. 2.aşık tutkun.
mecma’ (A.) [ مجمع ] toplantı yeri.
mecmû’ (A.) [ مجموع ] toplam tümü.
mecmûa (A.) [ 1 [ مجموعه .dergi. 2.küçük risale veya farklı kitapların bir araya
getirildiği eser.
mecmûan (A.) [ مجموعا ] toplam olarak.
mecnûn (A.) [ 1 [ مجنون .delice seven. 2.cinli. 3.Leyla’nın aşığı.
mecnûnâne (A.-F.) [ مجنونانه ] çılğınca delicesine.
mecrâ (A.) [ 1 [ مجرا .su yatağı. 2.yol güzergah.
mecrûh (A.) [ مجروح ] yaralı.
mecrûhîn (A.) [ مجروحين ] yaralılar.
mecûsî (A.) [ مجوسی ] ateşperest ateşe tapan.
meczûb (A.) [ 1 [ مجذوب .cezbedilmiş. 2.Tanrı sevgisiyle cezbeye kapılan. 2.deli.
med’uv (A.) [ مدعو ] davetli.
med’uvvîn (A.) [ مدعوین ] davetliler.
288
medâfin (A.) [ مدافن ] mezarlar.
medâr (A.) [ 1 [ مدار .yörünge 2.dönence. 3.vesile vasıta. 4.yardımcı.
medâric (A.) [ مدارج ] merdivenler.
medâris (A.) [ مدارس ] medreseler.
medd (A.) [ 1 [ مد .uzatma. 2.çekme.
meddâh (A.) [ 1 [ مداح .çok öven. 2.meddah.
meded (A.) [ مدد ] yardım medet.
mededhâh (A.-F.) [ مددخواه ] yardım isteyen.
mededkâr (A.-F.) [ مددکار ] yardım eden yardımcı.
mededres (A.-F.) [ مددرس ] yardıma koşan imdada koşan.
medenî (A.) [ 1 [ مدنی .şehirli. 2.uygar. 3.görgülü. 4.Medineli.
medenîleşmek uygarlaşmak.
medeniyyet (A.) [ مدنيت ] uygarlık.
medfa (A.) [ مدفع ] top.
medfen (A.) [ مدفن ] mezar defin yeri.
medfû (A.) [ 1 [ مدفوع .çıkarılmış. 2.dışkı. 3.para kasasından çıkmış.
medfûn (A.) [ مدفون ] gömülü defnedilmiş.
medfûn edilmek gömülmek.
medh (A.) [ مدح ] övgü.
medhal (A.) [ 1 [ مدخل .giriş. 2.giriş yeri. 3.başlangıç. 4.dehalet.
medhaldâr (A.-F.) [ مدخلدار ] parmağı olan müdahale etmiş olan.
medhaldar bulunmak (A.-F.-T.) parmağı olmak; müdahalesi bulunmak.
medhedilmek övülmek.
289
medhetmek övmek.
medhiye (A.) [ مدحيه ] övgü.
medhiyyât (A.) [ مدحيات ] övgüler.
medhûş (A.) [ مدهوش ] dehşete kapılmış.
medîd (A.) [ 1 [ مدید .uzun. 2.çekilmiş.
medîde (A.) [ 1 [ مدیده .uzun. 2.çekilmiş.
medîha (A.) [ مدیحه ] övgü şiiri kaside.
medîhagû (A.-F.) [ مدیحه گو ] övgü şairi kaside şairi.
medîne (A.) [ 1 [ مدینه .şehir. 2.Medine.
medînetünnebî (A.) [ مدینة النبی ] Medine.
medînetüsselam (A.) [ مدینة السلام ] Bağdat.
medlûl (A.) [ مدلول ] kanıt olarak gösterilen.
medresevî (A.) [ مدرسوی ] medrese ile ilgili.
medrûs (A.) [ 1 [ مدروس .eski yırtık pırtık. 2.ders olarak verilen.
medyûn (A.) [ مدیون ] borçlu.
mefâhîm (A.) [ مفاهيم ] mefhumlar.
mefâhir (A.) [ مفاخر ] övünülecek şeyler.
mefâsıl (A.) [ مفاصل ] eklemler.
mefâtih (A.) [ مفاتيح ] anahtarlar.
mefhar (A.) [ مفخر ] övünç kaynağı.
mefhum (A.) [ مفهوم ] kavram.
mefhûm olmak anlaşılmak.
mefkûd (A.) [ 1 [ مفقود .kayıp. 2.yok olmuş.
290
mefkûd olmak 1.kaybolmak. 2.yok olmak.
mefkûre (A.) [ مفکوره ] ülkü ideal.
mefkûrevî (A.) [ مفکوروی ] ülkü ile ilgili.
meflûc (A.) [ مفلوج ] felçli.
meflûc olmak felç olmak kımıldayamaz hale gelmek.
meflûciyet (A.) [ 1 [ مفلوجيت .felçlilik. 2.kıpırdayamama.
mefrûş (A.) [ مفروش ] döşenmiş.
mefrûşat (A.) [ مفروشات ] döşeme.
mefrûz (A.) [ مفروز ] ayırılmış.
mefrûz (A.) [ مفروض ] farzedilmiş.
meftûh (A.) [ 1 [ مفتوح .açık. 2.fethedilmiş. 3.fethalı.
meftûn (A.) [ مفتون ] tutkun aşık.
meftûn etmek aşık etmek.
meftûn olmak aşık olmak tutulmak.
meftûniyet (A.) [ مفتونيت ] tutkunluk.
meger (F.) [ 1 [ مگر .meğer. 2.oysa.
meges (F.) [ مگس ] sinek.
meğâk (F.) [ 1 [ مغاک .çukur. 2.mezar.
meh (F.) [ مه ] ay.
mehâbet (A.) [ مهابت ] heybetlilik.
mehâlik (A.) [ مهالک ] tehlikeli yerler.
mehâr (F.) [ مهار ] yular dizgin.
mehaz (A.) [ مأخذ ]] kaynak.
291
mehbil (A.) [ مهبل ] rahim yolu.
mehd (A.) [ مهد ] beşik.
mehekk (A.) [ محک ] mihenk taşı.
mehîb (A.) [ مهيب ] heybetli.
mehl (A.) [ مهل ] süre tanıma.
mehleke (A.) [ مهلکه ] tehlikeli yer.
mehlikâ (F.-A.) [ مه لقا ] ay yüzlü güzel yüzlü.
mehpare (F.) [ 1 [ مه پاره .ay parçası. 2.güzel yüzlü.
mehpeyker (F.) [ مه پيکر ] güzel yüzlü parlak yüzlü.
mehr (A.) [ مهر ] mehir.
mehrû (F.) [ مهرو ] ay yüzlü güzel yüzlü.
mehtâb (F.) [ مهتاب ] mehtap ay ışığı.
mehûz (A.) [ مأخوذ ] alınmış.
mehveş (F.) [ 1 [ مهوش .ay gibi ay kadar güzel. 2.güzel yüzlü.
mekân (A.) [ 1 [ مکان .yer. 2.ev.
mekâre (A.) [ مکاره ] kiralık binek veya yük hayvanı.
mekâreci (A.-T.) binek veya yük hayvanı kiralayan.
mekârim (A.) [ مکارم ] cömertlikler.
mekâtîb (A.) [ مکاتيب ] mektuplar.
mekâtib (A.) [ مکاتب ] okullar.
mekâtib-i âliye [ مکاتب عاليه ] yüksekokullar.
mekâtib-i askeriye [ مکاتب عسکریه ] askerî okullar.
mekhûl (A.) [ مکحول ] sürmeli.
292
meknûn (A.) [ 1 [ مکنون .dizili. 2.gizli.
mekr (A.) [ مکر ] hile.
mekrûh (A.) [ مکروه ] iğrenç.
meks (A.) [ مکث ] duralama duraklama.
meksur (A.) [ مکسور ] kırık.
mekşûf (A.) [ مکشوف ] keşfedilmiş.
mekteb (A.) [ 1 [ مکتب .okul. 2.ekol.
mekteb-i âlî [ مکتب عالی ] yüksekokul.
mekteb-i harbiye [ مکتب حربيه ] harp okulu.
mekteb-i i’dâdî [ مکتب اعدادی ] lise.
mekteb-i ibtidâî [ مکتب ابتدائی ] ilkokul.
mekteb-i rüşdî [ مکتب رشدی ] ortaokul.
mekteb-i sultânî [ مکتب سلطانی ] Galatasaray Lisesi.
mektep (A.) [ مکتب ] okul.
mektub (A.) [ 1 [ مکتوب .yazılı. 2.mektup.
mektûbat (A.) [ مکتوبات ] mektuplar.
mektûbî (A.) [ مکتوبی ] valilik özel kalem müdürü.
mektûm (A.) [ مکتوم ] gizli.
melabe (A.) [ ملعبه ] oyuncak.
melâbis (A.) [ ملابس ] giysiler.
melah (F.) [ ملخ ] çekirge.
melahat (A.) [ ملاحت ] yüz güzelliği.
melâhide (A.) [ ملاحده ] dinsizler tanrıtanımazlar.
293
melâik (A.) [ ملائک ] melekler.
melâike (A.) [ ملائکه ] melekler.)
melâl (A.) [ ملال ] sıkıntı usanma.
melalli (A.-T.) sıkıntılı.
melanet (A.) [ ملعنت ] melunluk.
melce (A.) [ ملجأ ] sığınak sığınacak yer.
melekât (A.) [ ملکات ] yetiler.
meleke (A.) [ ملکه ] yeti.
meleksîmâ (A.) [ ملک سيما ] melek yüzlü güzel.
melekût (A.) [ ملکوت ] ruhlar alemi.
melfûfen (A.) [ ملفوفا ] ilişikte.
melhûz (A.) [ ملحوظ ] düşünülen öngörülen.
melik (A.) [ ملک ] padişah.
mellah (A.) [ ملاح ] gemici.
melsûk (A.) [ ملصوق ] yapışık.
melûf (A.) [ مألوف ] alışık.
melun (A.) [ ملعون ] lanet olası.
memâlik (A.) [ 1 [ ممالک .ülkeler. 2.topraklar diyarlar.
memât (A.) [ ممات ] ölüm.
memduh (A.) [ ممدوح ] övülmüş.
memer (A.) [ ممر ] geçit.
memhûr (A.) [ ممهور ] mühürlü.
memleket (A.) [ 1 [ مملکت .ülke. 2.şehir.
294
memlûk (A.) [ مملوک ] köle.
memnû (A.) [ ممنوع ] yasak.
memnûa (A.) [ ممنوعه ] yasak.
memnûiyet (A.) [ منوعيت ] yasak olma hali.
memnûn (A.) [ 1 [ ممنون .mutlu razı. 2.sevinçli.
memnun etmek 1.mutlu edilmek razı edilmek. 2.sevindirilmek.
memnuniyet (A.) [ ممنونيت ] memnunluk.
memûl (A.) [ مأمول ] umulan beklenilen.
memur (A.) [ 1 [ مأمور .görevli. 2.devlet memuru.
memurîn (A.) [ مأمورین ] memurlar görevliler.
memûriyet (A.) [ مأموریت ] memurluk.
memzuc (A.) [ ممزوج ] karışık.
men (F.) [ من ] ben.
men’ (A.) [ 1 [ منع .engel olma alıkoyma. 2.engel olunma alıkonulma.
3.yasaklama. 4.yasaklanma.
men’ edilmek yasaklanmak.
men’ etmek 1.engel olmak alıkoymak. 2.yasaklamak.
men’ olunmak yasaklanmak.
menâbi’ (A.) [ منابع ] kaynaklar.
menâfi’ (A.) [ منافع ] menfaatler çıkarlar yararlar.
menâkıb (A.) [ مناقب ] menkıbeler övgüye değer özellikler.
menâm (A.) [ 1 [ منام .uyku. 2.rüya.
menâre (A.) [ مناره ] minare.
295
menâsıb (A.) [ مناصب ] makamlar.
menâtık (A.) [ مناطق ] bölgeler.
menâzır (A.) [ مناظر ] manzaralar.
menâzil (A.) [ 1 [ منازل .konaklar. 2.aşamalar.
menba (A.) [ 1 [ منبع .kaynak. 2.pınar.
menfâ (A.) [ منفی ] sürgün.
menfaat (A.) [ منفعت ] çıkar yarar.
menfaatperest (A.-F.) [ منفعت پرست ] çıkarcı.
menfâlık (A.-T.) sürgün hayatı.
menfez (A.) [ منفذ ] nüfuz etme yeri delik yarık giriş veya çıkış yolu.
menfî (A.) [ 1 [ منفی .olumsuz. 2.hep olumsuz düşünen her şeye olumsuz
yaklaşan. 3.sürgüne gönderilmiş.
menfur (A.) [ منفور ] nefret edilen.
menhî (A.) [ منهی ] yasaklanmış.
menhiyat (A.) [ منهيات ] yasaklar.
menhus (A.) [ منحوس ] uğursuz.
meni (A.) [ منی ] sperma.
menî (F.) [ منی ] benlik.
menî’ (A.) [ منيع ] aşılmaz sarp geçit vermez.
menkabe (A.) [ منقبه ] ünlü kişilerin yaşamlarına ilişkin ve çoğu gerçekle
bağdaşmaz öyküler.
menkûha (A.) [ منکوحه ] nikahlı hanım eş.
menkul (A.) [ 1 [ منقول .nakledilen. 2.anlatılan rivayet edilen.
menkûş (A.) [ منقوش ] nakışlı işlemeli desenli.
296
mensûb (A.) [ منصوب ] nispet edilen ait bağlı.
mensûbîn (A.) [ منصوبين ] mensuplar.
mensubiyet (A.) [ منصوبيت ] mensup olma bağlı olma.
mensûc (A.) [ منسوج ] dokunmuş.
mensûcât (A.) [ 1 [ منسوجات .dokumalar. 2.dokuma sektörü.
mensûh (A.) [ منسوخ ] hükümsüz.
mensûr (A.) [ منثور ] düzyazı.
menşe (A.) [ منشا ] köken..
menşur (A.) [ 1 [ منشور .ferman. 2.prizma.
menus (A.) [ 1 [ مأنوس .alışılmış. 2.alışkın.
menût (A.) [ منوط ] bağlı.
menzil (A.) [ 1 [ منزل .konak. 2.ev. 3.bir günde gidilebilen yol.
menzil alınmak yol alınmak.
menzil almak yol almak.
menzilgâh (A.-F.) [ منزلگاه ] konak yeri.
mer’î (A.) [ مرئی ] yürürlükte geçerli.
mera (A.) [ مرعی ] otlak.
merâkiz (A.) [ مراکز ] merkezler.
merâm (A.) [ مرام ] amaç anlatılmak istenen şey.
merâret (A.) [ مرارت ] acılık.
merâsî (A.) [ مراثی ] ağıtlar mersiyeler.
merâsim (A.) [ 1 [ مراسم .törenler. 2.tören.
merâtib (A.) [ مراتب ] rütbeler mertebeler.
297
merbut (A.) [ مربوط ] bağlı.
merbûtiyet (A.) [ 1 [ مربوطيت .bağlılık. 2.düşkünlük aşırı ilgi.
mercân (A.) [ مرجان ] mercan.
merci (A.) [ مرجع ] başvuru yeri.
merd (F.) [ 1 [ مرد .adam. 2.yiğit.
merdâne (F.) [ مردانه ] yiğitçe.
merdiven (F.) [ نردبان ] merdiven.
merdûd (A.) [ مردود ] reddedilmiş kabul edilmemiş.
merdum (F.) [ 1 [ مردم .insan. 2.halk. 3.gözbebeği.
merdumharlık (F.-T.) insan eti yeme yamyamlık..
merdüm (F.) [ 1 [ مردم .insan. 2.halk. 3.gözbebeği.
merdümek (F.) [ مردمک ] gözbebeği.
merdümgiriz (F.) [ مرمگریز ] insanlardan kaçan.
merdümhar (F.) [ مردم خوار ] insan yiyen yamyam.
merdümî (F.) [ 1 [ مردمی .insanlık. 2.yiğitlik.
meremmet (A.) [ مرمت ] onarım.
meremmet etmek onarmak.
merg (F.) [ مرگ ] ölüm.
mergub (A.) [ مرغوب ] rağbet edilen aranılan istenilen.
merhale (A.) [ 1 [ مرحله .aşama. 2.konak menzil.
merhamet (A.) [ مرحمت ] acıma.
merhamet etmek acımak.
merhametli (A.-T.) acıyan.
298
merhametsiz (A.-T.) acımasız.
merhem (A.) [ مرهم ] pomad yara kremi.
merhemsâz olmak çare bulmak.
merhûm (A.) [ مرحوم ] (erkek) ölü.
merhûme (A.) [ مرحومه ] (bayan) ölü.
merhun (A.) [ 1 [ مرهون .rehinli ipotekli. 2.zamana bağlı bir şeye bağlı.
merih (A.) [ مریخ ] Mars.
merkad (A.) [ مرقد ] mezar.
merkeb (A.) [ 1 [ مرکب .binit. 2.eşek.
merkum (A.) [ مرقوم ] adı geçen anılan; yazılmış.
merkûz (A.) [ مرکوز ] dikili dikilmiş.
mermi (A.) [ مرمی ] kurşun.
mermûz (A.) [ 1 [ مرموز .gizemli. 2.rumuzlu.
merrât (A.) [ مرات ] defalar.
merre (A.) [ مره ] defa.
mersiye (A.) [ مرثيه ] ağıt mersiye.
mertebe (A.) [ 1 [ مرتبه .derece. 2.miktar.
merzagî (A.) [ مرزغی ] bataklık.
merzüban (F.) [ 1 [ مرزبان .sınır muhafızı. 2.sınır beyi.
mesâ (A.) [ مسا ] akşam.
mesâcid (A.) [ مساجد ] mesçitler.
mesafe (A.) [ مسافه ] uzaklık.
mesâha (A.) [ مساحه ] ölçüm.
299
mesai (A.) [ مساعی ] çalışma çalışmalar.
mesâib (A.) [ مصائب ] musibetler.
mesâil (A.) [ مسائل ] meseleler.
mesâkîn (A.) [ 1 [ مساکن .yoksullar. 2.miskinler.
mesâkin (A.) [ مساکن ] konutlar.
mesâme (A.) [ مسامه ] derideki küçük delikler.
mesârif (A.) [ مصارف ] harcamalar.
mesâvî (A.) [ مساوی ] kötülükler.
mescid (A.) [ مسجد ] mesçit.
mesdûd (A.) [ مسدود ] kapalı set çekili tıkalı.
mesel (A.) [ 1 [ مثل .örnek. 2.özlü söz. 3.öğretici hikaye.
meselâ (A.) [ مثلا ] örneğin.
mesele (A.) [ 1 [ مسئله .mesele konu. 2.sorun. 3.problem.
meserrât (A.) [ مسرات ] sevinçler.
meserret (A.) [ مسرت ] sevinç.
mesh (A.) [ مسخ ] silme sıvama.
meshetmek silmek sıvamak.
meshûr (A.) [ مسحور ] büyülenmiş.
meshûr etmek büyülemek.
meshûr olmak büyülenmek.
mesîh (A.) [ مسيح ] İsa.
mesîhî (A.) [ مسيحی ] Hıristiyan.
mesîhiyyet (A.) [ مسيحيت ] Hıristiyanlık.
300
mesîr (A.) [ 1 [ مسير .seyir yeri. 2.güzergah.
mesîre (A.) [ مسيره ] gezinti yeri.
mesken (A.) [ مسکن ] konut.
mesken etmek yurt tutmak.
mesken ittihaz etmek (A.-T.) yurt tutmak mesken edinmek.
meskenet (A.) [ مسکنت ] miskinlik.
meskûkât (A.) [ مسکوکات ] madenî paralar sikkeler.
meskûn (A.) [ مسکون ] yerleşilmiş iskan edilmiş.
meslah (A.) [ مسلخ ] mezbaha.
meslek (A.) [ 1 [ مسلک .yol tarz. 2.sistem. 3.uğraşı meslek.
meslûl (A.) [ مسلول ] veremli.
mesmû (A.) [ مسموع ] duyulan işitilen.
mesmûat (A.) [ مسموعات ] duyulanlar işitilenler.
mesmûm (A.) [ مسموم ] zehirli.
mesned (A.) [ 1 [ مسند .dayanak. 2.makam.
mesnevîhan (A.-F.) [ مثنوی خوان ] mesnevi okuyan.
mesruk (A.) [ مسروق ] çalınmış.
mesrûr (A.) [ مسرور ] sevinçli.
mesrûrane (A.-F.) [ مسرورانه ] sevinçle.
messah (A.) [ مساح ] ölçümcü.
mest (F.) [ مست ] sarhoş mest.
mestâne (F.) [ مستانه ] sarhoşça.
mestî (F.) [ مستی ] sarhoşluk.
301
mest-i harâb (F.-A.) [ مست خراب ] körkütük sarhoş.
mest-i harâb olmak körkütük sarhoş olmak.
mestûr (A.) [ مستور ] örtülü gizli kapalı.
mestûr (A.) [ مسطور ] yazılı.
mesud (A.) [ 1 [ مسعود .mutlu saadetli. 2.kutlu.
mesûdâne (A.-F.) [ مسعودانه ] mesutça bahtiyarlıkla.
mesuliyet (A.) [ مسئوليت ] sorumluluk.
meş’al (A.) [ مشعل ] meşale.
meş’um (A.) [ مشئوم ] uğursuz şom.
meş’ûr (A.) [ مشعور ] bilinçli şuurlu.
meşâgil (A.) [ مشاغل ] uğraşlar.
meşâhîr (A.) [ مشاهير ] ünlüler.
meşâil (A.) [ مش

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2546
favori
like
share