Kayıp Çocuk - Hikayeler - Çocuk Hikayeleri - Ersin Toy

Eskiden sıra dışı bir yeteneğim vardı..

Kendim bile… Keşfedemeden kaybettim…

Topuklarından…

Anlamıştım…

Uzaklardan geldiğini…

Uzaklara gideceğini…

Şimdilerde

Kelimelerden…

Dünyalar yapamadığımın farkına vardım… Oysaki bir harf…

Bir hazinenin gizli kayıp odasının içerisindeki… Kapıyı, güneşin… Sürgündeki… Islaklığıyla… Aralıyor…

Akıl, mavi kadar net değil, her köşesinde ayrı bir kutup içerisinde kalbimden kalma bir kış…

Gözlerimdeki buğudan serpiştirilmiş yeryüzüne, dalışmış bütün korkularım… Koyu bir hikâyenin en uç noktasına

Kırmızıdan… Atlayan… Hayal kadar sessiz… Bir mücadele esiyor. Gözlerimin altındaki karanlıktan.

Kapıyı sessizce, aklının karşısındaki dik homurdanışıyla… Tıklattı.

Parmaklarına kalbini bağlamışçasına nefesini tutarak…

Cevizden yapılmış, karın güneşin altında seviştiği artıktan kalan bir buz kaplamıştı kapıyı.

Üşüyor gibiydi..

Üstünde bir ceket birde pantolon vardı…

Kapıya küçük parmaklarıyla dokunduğunda kapının açık olduğunu anlamıştı… Nefesindeki rüzgârı derin bir tufana tutup… Yüreğinin içerisindeki pınarlara soktu ve derin bir şekilde nefesini çekti… İlk adımını attı…

İçeriye girdiğini fark ettiğinde, dışarıdan kalmış boğuk bir sesle...

- Merhaba dedi.

1-2 Saniye duraksadıktan sonra, gözlerini ayaklarının altından başlayarak, odanın karanlığa çalan ışığıyla süzmeye başladı, girdiği odanın yanında bir odanın olduğunu anlamıştı, oraya girmeye karar verirken..

Ayaklarının altında, eriyen buz onu irkti ve aniden gözlerini yukarıya doğru kaldırdığında karşısında…

Gözlerini sabaha dayamış… Saatini ay’a dolamış bir baykuşla karşılaştı…

Elini baykuşun ön boynuna atmak istediğinde….

Ellerinin kuşa varmadığını anlamış gibi…

Solunda bir yerlerde örümceğin bir şehir gibi kullandığı sandalyeyi fark etti.. Onu alıp kuşun bulunduğu düzlüğe koymayı akıl etti.

Baykuşu ellerine aldığında, sıcaklığı tüm bedenini kaplamışçasına kokusu tüm bedenine sinmişçesine ılık bir rüzgâr gibi bedenini okşuyordu sandalyeden indi…

Baykuşun uyuduğunu fark etti. Sessizlik kaplamıştı sanki tüm bedenini tek sesi ayaklarının yere, değmesinden geliyordu…

Onu rahatsız etmemek için derin bir nefes alıp parmaklarındaki bütün gücüyle sandalyenin üzerine koyarak, yan odaya bakmaya karar verdi.

Yan odaya girmeden…

— Kimse yok mu? Diye bir-iki kez seslendi. Odanın kapısının kolu yavaşça büktüğünde içeride yaşlı bir kadın ve kucağında kendinden küçük bir çocuk gördü.

—Teyze diye seslendi.

Ama yaşlı kadın, sanki bir büyüye maruz kalmış gibi çıt çıkarmıyordu. Çocuğu uyandırmaya çalıştıysa da nafile uyandıramadı. Ne baykuş uyanmıştı ne de Yaşlı kadınla küçük çocuk. Evin içerisi de buz madeni gibi soğuktu bu durum karşısında çözüm üretmeye karar veren çocuk, ne yapabilirim diye düşünmeye koyuldu.

Gecenin sessizliği altında bir ateş yakmaya karar verdi, dışarıda ki soğuk ayaz ellerini dondurduğu gibi, kendinden bir eser bırakarak parmaklarını da buza kesiyordu…

Çocuk dışarıdan iki üç tahta alarak arkasına da rüzgârı katarak eve girdi.

Ev 3 odaydı birisi giriş odası oturma odası birisi yatak odası diğeri de ikiye ayrılarak bir kısmı tuvalet bir kısmı ise mutfaktı çocuk mutfağa doğru yönelerek ateş aramaya başladı. Raflara baktı, kap kacak hep toz yuvası olmuş gibi bir süredir kadın elinin değmediğini anladı. Ateşi en üst rafta buldu, birde kâğıt parçası yırttı rafların arasından ve evin içerisinde bulunan sobaya önce kâğıtları sonrada dışarıdan getirdiği ağaçları koydu. Kâğıdın tutuşmasıyla birlikte ateş duvarın en üst rütbesine kadar yükselerek sobanın içerisindeki soğukluğu yakmaya başladı.

İçerisi biraz daha ısınınca, sandalyenin üzerinde bulunan baykuşu yere indirerek, sandalyenin üzerine kıvrılıp sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyanırım diyerek, geceye uyku tohumlarını salar gibi derin bir iç yörüngeyle bedenine girdi.



Üzerinde bir güneş, birde gözlerinin üstündeki uçurum kalmıştı. Sabahın ilk narasını atan horozlardan kalma…

Gözlerini açtı ve sağa doğru çevirdiğinde baykuşun

Kanatlarından yere süzülen kanı gördü. Birden ayağa kalkarak, baykuşu eline aldı.. Yerden bir bez yırtarak dün gece ki yaktığı ateşi alevlendirerek bezi küle dönüştürdü. Baykuşun kanatları arasındaki yaraya çocuk külleri bastı kısa sürede baykuşun kanını durdurdu. Baykuşun gözlerini açtığını bir an fark edince sevinç çığlıyla yaşasın yaşıyor diye bağırarak…. İçindeki mutluluğu dışarı çığlıkladı…

Ayağa kalkıp içeri baktığında içeride kimsenin olmadığını fark etti. Hemen güneşin yansıttığı pencerenin önüne geçerek gözlerini dışarı bıraktı. Dışarıda gördüğü manzara karşısında sessizliğe yapışmış gibi duraksadı.. Koskocaman iki nehir ve yaşlı kadın dün gece gördüğü çocuğu ırmakta yıkıyor. Hemen…! baykuşu kucağına alarak ağır adımlarla yere basarak dışarı çıktı… Dışarıda dünden kalma bir enkaz gibi soğuk vardı…

Ellerini hala donduracak derecedeydi. Birkaç adım attıktan sonra güneşin yol boyu seyrettiği yörüngeyi takip ederek yaşlı kadının yanına giderek;

- Merhaba teyze.

Yaşlı kadın çocuğun yüzüne gülümseyerek;

- Merhaba evlat kimsin,

Çocuk yaşlı kadının gözlerinin içinde kendi nehrinde kendi bedenini yıkarken gördü ve boğuk bir sesle…

- Teyze ben buraya…. Büyük ırmaklardan, büyük sokaklardan, büyük iklimlerden geldim..

Kendimi arıyorum…Dünya’da dün büyük bir fırtınaya karışıp zamanın dışındaki sürgünden koptum evinizde misafir oldum.. Uyuyordunuz. Seslendim ama uyanmadınız bende rahatsız etmeyeyim diye size müdahale etmedim…

Teyze sizin isminiz nedir…? Diyen çocuk

Yaşlı kadının yüzündeki nura hayran kalarak birkaç kelime… Dilinde dolaştırdı…

—Yaşlı kadın, evlat ben yüz küsuru geçtim, ismim Meryem burada oğlumun yetimine bakıyorum zamanı öyle geçiriyorum… Ya senin ismin ne?

—Çocuk, Teyze benim bir ismim yok ki!

Ben kendimi arıyorum bu fani garpta,

—Meryem teyze, gülümseyerek…

Evladım hadi bir şeyini bende buldun…

İsmin bende saklıydı…

Onu benden aldın Senin ismin bu iki nehirde doğdu.

Bak karşıda hazar diğer tarafta Fırat burası tam ikisini ortası…

Senin ismin bundan sonra “Bahreyn”

Kalbinde bugün ezanlar okunacak gökten ilahi çağrı ruhuna işleyecek…

İsmin Kalbinle Ruhunla, bedeninle bütünleşecek….

Çocuk Meryem teyze neden Bahreyn?

Evladım…

Bu dünya bir kitap gibidir. Senin öykünün de… Bu sayfasında ben vardım… Ve benim sayfamda bu isim işlemişti…

Her şey senin kaderinle ilgilidir.

Çocuk tamam der…

Bundan sonra benim ismim Bahreyn

—Bahreyn gel yıkan şu iki nehrin ortasındaki berrak suda…!

-Bahreyn, Teyze bu havada yıkanırsam ölürüm..

—Oğlum yıkan sen, sen kendini arıyorsun…

Ben sana seni vereceğim…

Bahreyn yüzünü buruşturarak da olsa suya girer

Üstünü çıkartıp suya girdiğinde su birden azgın bir şekilde Bahreyn’i buza çevirir ve nehir boyunca götürür…

Taaaaaaaa…

Habeşistan’a kadar

Bahreyn kendini ıssız bir karada bulur. Etrafının yem yeşil kayalıklarla kaplı olduğunu görür ve birden Ezan sesini kulağından ruhuna ruhundan kalbine dolandığını fark eder..

Etrafında su var mı diye bakınır, ayağa kalkar uzun uzun gözler çevresini çevresinde kimsenin olmadığını görünce ezan sesine doğru yol almaya başlar az gider uz gider sonunda küçük bir tepeciğin içerisinde kendi yaşlarında bir çocuk görür,

—Bahreyn, Selamun aleyküm kardeş diyerek çocuğa gülümser.

—Çocuk, ve aleykümselâm kardeş kimsin çıkartamadım buralardan değilsin herhalde…

—Bahreyn, Evet buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum en son yaşlı bir teyzenin evinin önünde ki nehirde yıkanıyordum…

Sanırım nehir beni sürüklemiş ta buraya kadar gelmişim.

— Çocuk, adın ne senin?

- Bahreyn

—Bahreyn Ya senin adın ne?

Muhammed

- Bahreyn, Tanıştığımıza memnun oldum. Ben kendimi arıyorum yardım eder misin? Bana Muhammed

— Çocuk, tabi bende kendimi zor buldum…

Yardım ederim sana..

Senin bende kalbin var…

Hadi abdest al namaz kılalım…

—Bahreyn, tamam

Su nerde var ben göremedim…

—Muhammed, Elini toprağa sokarak burada var gel..

—Bahreyn, nasıl yaptın bunu

—Muhammed, benimde sıra dışı yeteneklerim var…

İnsan kalbinden yaşadığı an Allahın mucizelerini görebiliyor.

Ben sana kalbini verdiğimde, sen kalbinden düşünüp kalbinden yaşadığında…

Sende yapabilirsin kardeşim..

—Bahreyn, tamam hadi abdest alalım..

Muhammed ve Bahreyn, abdestini aldıktan sonra içeriye geçerler Bahreyn gördüklerine inanamaz içeride, ezan okunuyor ama kimse yok içeride biriler bir şeyler temizliyor sanki her şey Muhammed ve Bahreyn için yapılıyor.

—Bahreyn, İmam kim?

-Muhammed, İmam kalbimiz ona uy yeter.

-Bahreyn, tamam

Namazı kıldıktan sonra

Muhammed, Bahreyn’in cebine iki tane nurdan bembeyaz taş koyar ve bunların üzerinde peygamberimizin iki damla göz yaşı var der..

Bu gözyaşını kalbine koy ve bir daha çıkartma diye telkinde bulunur.

Bahreyn tamam der. Birden uzaklardan bir kum fırtınası Bahreyn’i içine alır ve önce güneşi sonra yeryüzünü gezdirir. Bahreyn’i dünya’nın en sakin yerine bırakır…

Bahreyn gözlerini açtığından…

Aklında kalmış iki şeyden ikisine bakarak…

Onları kolye yaparak boynuna bedeninin kalbinin hizasına yaslayarak asar…

Bahreyn… geldiği yeri tanımak için kısa bir yürüyüşe çıkar biraz yürüdükten sonra karşısına koskoca bir saray çıkar ve bu saray altın kaplama duvarlar sütten havuzlar, huriden kızlarla dolup taşmaktadır..

Kalbiyle ördüğü bedeninden tırmanmaya çalışan nefsini görür ve iki gözünden iki yaş akar biri bir taşa düşer diğeri o bir taşa düşer…

Bahreyn, Muhammed’in sözünü dinleyerek kalbinle düşün, kalbinle yaşa.. Kuramına uyarak nefsinin peşinden gitmeyerek.. Kalbimin duraksadığı yerde durur, yürü dediği yerde yürüyeceğim diyerek saraya girmeyerek yürür… İleride büyük bir tezgâhın olduğunu görür…

Yürüdükçe değişik manzara ve tablolarla karşılaşan Bahreyn…

Yorulmuş ve susamıştır..

Oturmuş bir yere..

Dinlenmeye koyulurken,

Gölgesinden fark ettiği birini görür..

Ayağa kalkıp gölgenin sahibini aramaya, görmeye çalışır…

Ama gölge…!

Sadece “gölge” vardır…

—Bahreyn, karşısında duran gölgeye seslenerek kimsin…

—Gölge, ben senin nefsinim bende nefsin var onu sana vereceğim..

Bahreyn, nefsim mi?

-Gölge, evet..

—Bahreyn, peki ya sen kimsin

-Gölge, Ben nefisim, insanların kalbinin istemediği dünyevi ve yalan şeyler için onların kalbine girer onlara bunları yapmalarını söylerim…

Nefsine sahip olan insan dünya’da iradesini kullanabilen harama yaklaşmayan kişidir..

İnşallah sende yaklaşmazsın..

—Bahreyn, İnşallah. Peki, nasıl vereceksin?

-Gölge, Bahreyn’in kalbine elini sokarak, kalbini çıkartır ve Bahreyn’in kalbine bir duman gibi is üfler…

-Gölge, Bahreyn sen ne zaman bir şey hakkında iyi bir karar verecek olursan eğer kalbin, Kuran-ı Kerim ile yıkanmamış, Hak peygamberin buyruğuna uymamışsan kararı bu, nefsin verecek dünya hayatı için düşünüp ona göre karar verecek bu nefis…Ahireti hiç düşünmeyecek çünkü, İslam’dan uzaklaşan insan ahiret hayatından, Cennetten uzaklaşacak, Cehennemin kötü kor alevleri arasında yerini alacaktır..

—Bahreyn, Hemen Kalbine yaslar elini, ve kelime-i şahadet ederek şu duayı eder: ”Ya rabbim beni nefsimden uzak tut tek nefsim iyilik olsun tek kötü düşüncem nefsimi terbiye etmek olsun, benim kalbimi İslamiyet’in o temiz ırmaklarında yıka beni Hazreti İbrahim’in hayırlı Ümmetinden, Muhammed Mustafa’nın dininden eyle nefsime karşı beni çaresiz bırakma..

Gölge, birden kaybolarak toprağın içindeki güneşe karışır…

Ve Bahreyn

Nefsini Kalbine, koyar

Ve gecenin koynuna girerek bu geceyi de böyle sürer…

Uzun bir yorgunluktan sonra….

Eylül yağmurlarının vurduğu topraktan derin bir nefes çekerek…

Toprağın içerisine girer….

Nefesini toprağın boşluklarına doldurur….

Ve… Göz kapaklarının hızı kadar çabucak kendini denizin ortasında… Rüzgârın arkasında yıldızların sıcaklığında bulur…

Bir geminin içerisinde…Hızla denize karşı gittiklerini anlar….

Arkasında bir kız çocuğu görür…

Ve sende kimsin diyerek Kıza seslenir.

Ben Zeynep… Sen kimsin…

Ben “Bahreyn”

— Zeynep, nerden geldin buraya…

Bahreyn, nerden geldiğimi bilmiyorum…

Ama toprağın içerisinden geldim… Kendimi arıyorum… Bu dünya’da

— Zeynep, senin ruhun bende…

—Bahreyn, Ruhum mu?

— Zeynep, evet. Şimdi, gözlerini kapa seni bir yere…Götüreceğim..

—Bahreyn, Nereye?

— Zeynep, dümene geçerek, Bahreyn’e yörüngeyi çevirmesi için seslenir.

Hey gel buraya kalbin seni nerede bırakırsa sen orada ruhunu bulacaksın…

Kalbimin dümenine mi geçeyim…

Hayır, bedeninin dümenine.

Az giderler uz giderler deniz kara düz giderler…

Songül, birden denize atlar ve… Denizin berraklığında güneşin yalnızlığında, serçelerin özgürlerinde ortadan kaybolur…

Bahreyn, hala denizde ruhunu bulacağı koyu gözlemekte, kalbinin dur demesi gereken günü hasretle beklemekte…

Bahreyn, geminin içerisinde gökyüzüne bakarken…. Yeryüzü kadar büyük bir dalga rüzgârı delerek… Geminin ağzına yaklaştı.

Rüzgârın bedenine saklanarak, tatlı bir su akıntısından çıkan seste;

“Bahreyn, Atla sırtıma seni almaya geldim diyen dalganın sırtına binen Bahreyn…

Kendini…

Yerin y(7)edi Kat dibinde bulur, burada herkes kendine selam vererek, hoş geldin diyor.

Elinden tutan kişiler ona, gözlerinden ışıldayan bir gerçeği göstererek ey Bahreyn gözlerimizin içine bak. Karşısında bulunan insanların gözlerine bakarak, dünya’sını kelebeğin kozasında ören kendi ruhunu görüyordu… Ve ruhunu kelebeğin kozasından çıkartarak… Kendi bedenine, kalbinin içindeki dünyayı örmesi kurması için gelmesini istiyordu… Kalbi, birden seslenerek, gel kalbimin yaşamını çiz gel kendi bedenini kendi dünyanı ör… Ruh birden…

Kalbine girerek….

İçerdeki bir sese kulak vererek…



Uzun zamandır sizi bekliyordum neredesiniz….

Diyerek…

Kayıp çocuk kendi dünyasını örmeye hazır bir vaziyette….

Kendini…

Masmavi bir gökyüzünün, bulut giymiş gecelerin içersinde buldu….

….

Ve bu yaşam böle uzun bir süre :)( hiç kendini kaybetmeden bitti…


Ersin Toy

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 755
favori
like
share
daffny Tarih: 05.05.2010 11:50
ya hiç kısa hikaye yok