Kısmet - Aşk Hikayeleri - Gülgün Öztürk

Kapı zilini duyduğundan beri kalbi küt küt atıyordu Reyhan’ın, telaşla doğruldu oturduğu divandan. Alışkın ellerle eteğinin kıvrımlarını düzeltti, dolap beklemekten rengi kaçmış saten terliklerini giyiverdi.

Yattığı yerden “Çabuk olsana” der gibi gözlerini deviren annesine
“kapıya bakayım” dedi.

Konuşabilseydi eğer, kim bilir daha neler söylerdi Şaheste Hanım. “Ağırkanlısın, ağır” diye söylenirdi bile belki. Felç sağ tarafını vuralı beri darılmıştı kelimelere yaşlı kadın, duvardaki solgun gelinlik fotoğrafı kadar sessizdi ne zamandır.

Reyhan alt kata uzanan merdivenlerden acele adımlarla inerken, silinmekten ağarmış eski tahtaların iniltisini duydu yine. Bazen bu evin konuştuğunu bile düşünürdü. Yok öyle bildiğiniz gibi dile gelmezdi elbet asır devirmiş evin yorgun bileşenleri. Mesela bugünkü gibi Şubat ayazlarında, rüzgar Kuzguncuk tepelerinde öfkeyle uğuldarken; homurdana homurdana üşüyüp büzülürlerdi tahtalarla çiviler. Mayıs güneşindeyse, ilikleri ısınırdı adeta, salınıp gevşerlerdi mırıl mırıl. Severdi zamanında iyi günler görmüş bu evi Reyhan. “Belki de bu yüzdendir bir türlü gidemeyişim” derdi bazen kendi kendine.

Zilin pervasız sesi ile hızlandı gene kalbinin ritmi. Beklediği biri yoktu aslına bakarsanız. Birkaç yıldır kapı pek çalmaz olmuştu ya virane köşklerinde, heyecanı bunaydı Reyhan’ın

“Aç be kızım artık, dondurdun beni ayazda” dedi dışarıdan gelen cigara tellendirmekten rengini kaybetmiş ses.

“Geldim, Ayten Teyze geldim. Yukardaydım, annemin yanında. Üşüttüm seni, kusura bakma ne olursun”

Kapıdan içeri rüzgar gibi girdi komşu kadın. Bir yandan omuzlarına attığı ıslak paltosunu silkeliyor, diğer yandan çetiklerinin üzerine geçiriverdiği arkasına basılmış eski pabuçlarından kurtulmaya çalışıyordu. Bu telaş içerisinde konuşmayı da ihmal etmiyordu tabii ki.

“Yatıyor mu Şaheste?”

“Uyanık, daha iyice bugün”

“Güzel, iyi olacak inşallah Allah’ın izniyle. Reyhancım hadi sen bir çay koyuver. Sabah su parası yatırmaya gittiydim ya, odun fırınından aldım bu simitleri. Isıtıver de gel yukarıya, sana diyeceklerim var.”

Kendini bildi bileli komşuydular Ayten Hanımla. Babasının yokluğunda da, annesinin hastalığında da omuzdaştılar işte.

Eski emaye çaydanlığa su doldururken, kulağı yukarıdaydı Reyhan’ın. Gözünde canlanan manzaraya gülümsedi. Şaheste Hanım’ı karşısına almış, kendi soruyor kendi cevaplıyordu Ayten Hanım.

Homurdanarak çalışan köhne buzdolabından buldu buluşturdu bir şeyler çayın yanına. Çarçabuk çocukluğundan kalma kedili tepsiye yerleştirdi hepsini, meraklanmıştı fazla uzatmadı hazırlık faslını.

Reyhan elinde tepsiyle içeri girer girmez konuşmaya başladı Ayten Hanım.

“ Bak canikom, sana bir şey diyeceğim ama bozulmak yok. Söz mü?”

Güldü Reyhan. “De bakalım da, sen yine bir şeylerin peşindesin, söze böyle başladığına göre”

“ Hımm, bildin. Seni evlendirmenin peşindeyim.”

“Ya Ayten Teyze, sanki bilmiyorsun ne düşündüğümü. Temcit pilavı gibi ha bire bu konu, kızıyorum haberin olsun”

“Kızma güzel kızım. Yalnız bitmez bu ömür, can yoldaşı lazım insana. Bak yaşlanıyoruz biz, ölüm Allah’ın emri. Anneciğine bir şey olursa, tek başına kalma diye uğraşıyorum ben.”

“Nerde abuk subuk bir adam varsa gelir beni bulur. Geçen seferki görgüsüzü unutmadım daha. Ayağında beyaz çoraplar, plaj terlikleri. Iyyy pis, leş gibi. Üç gün çıkmadı evden kokusu.”

“Tamam oldu bir kere, bizim Kerime’nin zevkine güvendik aldık boyumuzun ölçüsünü. Bu seferkinin kefili benim. Dalyan gibi çocuk maşallah.”

“Allah aşkına Ayten Teyze! Çoluk çocukla uğraştırıp, elalemi güldürme bana. Otuzu geçtim ben.”

“Celallendin gene Reyhan. Çocuk dediysem bana göre çocuk, yaşı yaşına boyu boyuna uygun. Şu bizim sağlık ocağına yeni gelen doktor. Rizeliymiş, Karadenizliler sahip çıkar karısına kızına, rahat edersin”

“Nerden görmüş, nerden bilmiş de beni istermiş bu adam? Koskoca doktor kız mı bulamamış kendine, bu devirde olacak iş mi bu?”

“Bulamamış işte. Dün tansiyon ilacı yazdırmaya gittimdi ya, oturttu beni iyice muayene etti. Sen de benim gibi yalnız mısın teyzeciğim dedi. Ben de ona yalnızlık Allah’a mahsus evladım dedim. Benim bir Reyhan kızım var, görsen bir içim su. Talihsiz yavrucak, hasta annesine bakayım derken kendini unuttu dedim. Şaheste’ nin durumunu da anlatıverdim ayaküstü. Akşamüstü uğrayıp bakıverecek sağolsun”

Gülmekle ağlamak arasında kalakaldı Reyhan. Elleriyle saçlarını sıvazladı.
“Aşk olsun sana Ayten Teyze. Yapılır mı bu? Nasıl bakacağım ben adamın yüzüne?”

“Ne varmış bakamayacak, şöyle ağır ağır, süzüle süzele bir göz atıverirsin olur biter. Hadi şimdi bir çay daha koy bana. Acele et de sana çeki düzen vermeye vaktimiz kalsın”

Hışımla kalktı Reyhan. Niye haddini bilmezdi ki bu kadıncağız? Düştüğü durumu düşündükçe iyice öfkeleniyordu Ayten Hanım’a. Bir yolunu bulup sıyrılmalıydı bu işten.

Yaşlı kadının sevmediğini bile bile katran gibi dem doldurdu bardağa, bir yandan da söyleniyordu. “Annemi bırakıp çıkamam da evden, kahretsin ne yapacağım şimdi ben? Ya koskoca adam nasıl uydu bu deli kadına? Akıllısı gelip beni bulmaz zaten. Offf ya off.”

Elinde bardakla merdivenlere yönelmişti ki, kapı ağzından ayak sesleri geldi kulağına. Kafasındaki düşüncelerle kavga ederken, henüz zil sesi bile duyulmamışken kapıyı açıverdi Reyhan. Siyah paltosunu kar bürümüş, çantalı uzun boylu bir adam vardı karşısında.

İstemsizce “buyurun” derken O olduğunu çoktan anlamıştı bile. İçindeki kavga büyüdü, kocaman oldu. Kahretsin, yıllardır kapı ardında onu beklermişim gibi açtım ya, rezalet diye düşündü kendi kendine.

“Şaheste Hanım’ın evini arıyordum, burası mı” diye sordu adam.

“Maalesef burası” dedi Reyhan dişlerinin arasından.

Anlamlandıramadı adam bu cevabı, dikkatle baktı kapıyı açan kadına.
“Ben sağlık ocağında doktorum” dedi. “ Dün Şaheste Hanım’ın bir yakını rica etti, gelip görmem için. Müsait midir?”

Adam onunla hiç ilgilenmiyormuş gibiydi, tek derdi işiydi sanki. Biraz rahatladı Reyhan.
“Annem yukarda, buyurun” dedi yavaşça.

Odaya birlikte girdiklerinde Ayten Hanım oğluymuş gibi karşıladı adamı. Kaş göz işaretleriyle “paltosunu alsana” bile dedi ayakta bekleyen kıza. Yaşlı kadına kızgın kızgın baktıysa da kendisine söyleneni yapmaktan geri kalmadı Reyhan. Hışımla aldı adamın elindeki paltoyu.

Bu arada doktor yatağa, Şaheste Hanım’ın yanına oturmuştu bile. Sorular soruyor, felcin yaşlı kadındaki etkisini anlamaya çalışıyordu. Bir süre Ayten Hanımdan aldığı yanıtlarla yetindi. Konu hastanın kullandığı ilaçlara gelince Reyhan’a dönerek sormaya başladı. Sakin, tok bir sesle konuşuyor, yanıtları dinlerken dikkatle gözlerinin içine bakıyordu.

Ruh hali değişiyordu Reyhan’ın, kızgınlığın yerini merak almaya başlamıştı. Adamı incelerken yakaladı kendini. Mavi gömleği gözlerinin rengindeydi, gülümserken kenarları güneş gibi kırışan gözlerinin renginde. Çerçevesiz gibi görünen gözlükleri vardı ve güzel elleri. Şaşırdı kendine, saçmalama kızım diye söylendi içinden. Ayten Hanım’ın sesiyle irkilip, sıyrıldı düşüncelerinden.

“Hava çok soğuk, o güzel çayından koysana doktor bey oğluma da”

Usulca kalktı, mutfağa indi Reyhan. Düzgünce bardaklardan birini seçti, kalan simitlerden ısıttı, biraz da peynir ekledi tabağa. Tam yukarıya çıkacaktı ki, yazın bahçedeki çileklerden yaptığı reçeli de tepsiye eklemeye karar verdi. Keşke ikram edecek doğru düzgün şeyler olsaydı evde diye düşünerek girdi odadan içeri.

Halinden memnun görünüyordu adam.

“Elinize sağlık, çayı çok severim” dedi Reyhan’a. Ardından annesinin durumuyla ilgili bilgi vermeye başladı.

“Benzer bir durumu geçen kış babamda yaşamıştık. Telefonda alıyorum haberlerini, torunlarla top koşturamıyor artık ama camiye gidip gelmeye başlamış son günlerde.” Reyhandaki sessiz hali annesinin durumuyla bağdaştırmış olacak ki ,

“Endişelenmeyin, iyileşme emareleri başlamış Şaheste Hanımda. Hem ben de yanınızdayım, yavaş yavaş göreceğiz ayağa kalktığını” dedi adam.

Yanınızdayım kulaklarından girdi Reyhan’ın, boğazında düğümlendi, kalbine yerleşti. Yutkundu, hazmedemedi. Çayları tazelemek bahanesiyle odadan dışarı attı kendini. Koridordaki sırları dökük aynada duraksadı, yüzüne baktı bir süre. Gözlerindeki ışıltıda neydi böyle, ya dudaklarındaki gülümseyiş, ellerindeki titreyiş?

Derin bir nefes aldı, mutfağa indi yavaş yavaş. Azıcık sakinleşip çaylarla birlikte odaya doğru yönelmişti ki adamın içinde karım lafı geçen cümlesi geldi kulağına. “Karım birkaç ay daha Rize’de kalacak” diyordu adam…


Gülgün Öztürk

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 395
favori
like
share