Kur'ân dinleme zevkini nasıl alırız?




Ramazan Kur'ân mevsimidir, Kur'ân'ın indiği mübarek bir aydır. Can sıkıcı olayların kararttığı kalbimizi temizleyen, nurlandırıp ışıklandıran, kulaktan geçip kalbe akan Kur'ân sesidir.
Bu sesi ve nefesi ne kadar çoğaltır ve her gün ne kadar tazelersek, o nispette mânevî hissemiz artar. Kur'ân-ı Kerîm hem severek okunan hem de can kulağıyla dinlenen mukaddes bir kitaptır. Dinleyenin üzerinde büyük bir tesir meydana getirmesi, Kur'ân'ın çok açık fark edilen bir özelliğidir.

Kur'ân bu yönüyle de mucizedir. Kur'ân'daki harflerin, kelimelerin, harekelerin, uzun ve kısa hecelerin tam bir düzen içinde oluşu, onun kulağı okşayan ulvî bir mûsikîye sahip olduğunu gösterir. Kur'ân'daki bu edayı bir ilim adamı anlayabileceği gibi, Arapça bilmeyen veya "kulaklı tabaka" diye tabir edilen halktan birisi de fark eder.

Böyle birisi, sadece Kur'ân'ın okunuşundaki âhenge kulak verse, dinlemek sûretiyle bildiği müzik ve şiir nağmesinin çok çok ötesinde, Kur'ân'da tamamen farklı bir âhengin varlığını hisseder.

Hatta bu çeşit kalbi uyanık olanların Kur'ân-ı Kerîmi dinlerken ruhlarına yansıyan o kutsal kelâmın etkisiyle gözlerinden yaş damladığı da olur. Çünkü o anda mü'min, kalbinde bir ferahlığın, imanında bir aydınlığın başladığını hisseder. Kur'ân bu insanları şu ifadelerle över: "Gerçek mü'minler yalnız o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir.

Onlara Allah'ın âyetleri okunduğu zaman imanlarını artırır. Ve onlar yalnız Rablerine tevekkül ederler." (Enfâl Sûresi, 2.) Böylece inanan bir insan sadece Kur'ân'ı dinleyerek de ibadet etmiş olur. Kur'ân'ın ilk muhatabı olan Peygamberimiz'in bazı geceler Kur'ân okuyarak sabahladığı olurdu. Okumaktan aldığı bu lezzeti başkalarından dinleyerek de tadardı.

Abdullah bin Mes'ud anlatıyor: Resulullah (a.s.m) "Bana Kur'ân oku" dedi. Ben de, "Size Kur'ân okurum ama Kur'ân size indi" dedim. Bunun üzerine Resulullah (a.s.m.) buyurdular ki: "Ben Kur'ân'ı başkasından dinlemeyi de severim."

"Ben de Nisâ Sûresi'nden okumaya başladım ve "Kıyamet gününde her ümmetten peygamberleri o ümmet üzerine bir şahit ve seni de bunlar ve insanlar üzerine bir şahit olarak getirdiğimiz zaman onların hali nasıl olacak?" (Nisa Sûresi, 41) mealindeki âyete gelince, "Dur" dedi.

Bir de baktım ki, gözlerinden yaşlar damlıyor." Öyle ki en amansız bir hastalığa yakalanan ve en küçük bir gürültüden bile rahatsız olan hastaların kulağına Kur'ân sesi öyle hoş gelir ki, ne onu rahatsız eder ne de bıktırıp usandırır.

"Usandırmamasının hikmeti ise şudur: Kur'ân kalplere gıda, akıllara kuvvet ve zenginlik, ruhlara su ve ışık, nefislere bir ilaç ve şifa olduğundan usandırmaz. Her gün ekmek yeriz, usanmayız. Fakat en güzel bir meyveyi her gün yesek usandırır."

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 440
favori
like
share