haberleşmenin tarihsel gelişimi - iletişimin tarihi - eskiden nasıl haberleşilirdi

İlkçağlarda Haberleşme

İnsanoğlunun neslinin devamını teminat altına almak için etrafında olup biten şeylerle yakından ilgilendiğini söyleyerek başlıyordu ilk pano. Tüm kültürel oluşumların temelinde bu nedenin yattığını düşünüyorum. İlk çağlarda insanlar duyma görme ve yazı esaslı olarak ses, ışık duman, su ve mektup gibi vasıtalarla haberleşmişler.

İletileri uzak mesafelere gönderme isteğimiz ebedi ve evrensel bir istek. İçinde bulunulan iklim, coğrafya ve teknik imkanlara bağlı olarak temelde tüm haberleşme sistemleri bu unsurları gözönüne alarak geliştiğini söyleyebiliriz. -mesela GSM'in dağlık İskandinavya'da bir ihtiyaçtan doğduğunu hatırlayalım. Zaman içinde değişen tek unsur, insanın doğa karşısındaki en önemli silahı olan "hız" olacaktır, çünkü geç gelen haber artık haber değildir.


Ses ile haberleşme

Arkeolojik araştırmalarda insanların ilk olarak SES ile haberleştiklerini tahmin etmek zor değil. O zamanlardan kalan davul, boynuz gibi yüksek ses yayma araçlarının, günümüzdeki uzantıları da oldukça fazla. Mesela Ramazan davulunu, törenlerde kullanılan borazanları, okullarda çalan ders zilini, maçlarda hakemin düdüğünü örnek verebiliriz.


* Görsel Haberleşme - Kodlama yazıdan önce bulundu!

Araştırmalarda ilk görsel haberleşmenin, avlanırken avın yerini bildirmek için sessiz ve basit bir yöntem olan duman ile yapıldığını sonucuna varılmıştır. Kızılderili filmlerinde bunu hala görürüz. Hatta Babil kulelerinin bile haberleşme amacıyla kurulduğu ileri sürülmüştür. Sonuçta dikkatimi çeken en önemli şey, görme ve işitme amaçlı geliştirilen basit kodlamaların, yazının icadından çok daha önce gelişmiş olmasıdır.


Tarihte kayıtlara geçmiş ilk uzaktan haberleşme yönteminin, İran'da Kral I. Ardişir zamanında (MÖ 474-471) karşılıklı ahşap kuleler arasında ses ve meşaleler kullanılarak yapılmıştır.





Eskilere göre ateşle haberleşmenin mucidi Nauplios'un oğlu PalaMedes imiş. Heredotos'un Salamis savaşında Atina'nın Pers'lerin eline geçtiği haberinin, savaştan kaçan Kserkses'e taaa Atina'dan ateş işaretiyle adalar üzerinden Asya kıtasına iletildiğini yazar. Bu iş geceleri kuleden kuleye yakılan odun yığınları ile yapılıyordu. İnanması güç ama yinede eski Yunan'ı bu iş epey sarmış galiba. Sanırım Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi'nde de Minas Tirith'in kuşatıldığı haberi ve yardım isteği de bu şekilde iletilmişti.

Aiskhlos'un Agamemnon trajedisinde bahsi geçen 5. yüzyılda Yunanistan' da ateşle haberleşmenin güzergahını yandaki haritada da görebilirsiniz. Şu an aynı güzergahta, deniz altından giden yüzlerce haberleşme kablosunun olduğunu tahmin etmek hiç zor değil.
İskenderiyeli Kleoksenos ve Demoklitos isimli o zamanın iletişim mühendislerinin icat ettiği ve Polybios (MS 10-45) tarafından son rütuşları yapılan ateş kuleleri, duvarlarının ikişer ayak arayla içine meşaleler yerleştirilerek, karşıdaki istasyona kodlamanın aktarılabileceği 5 adet boşluk bulunan istasyonlardan oluşur. Verici ve alıcı istasyonların sadece geceleri mesai yaptıklarını unutmamak gerekir. Her yeterli uzaklıktaki istasyonda 2 adet 5 mazgallı duvar bulunur. Her istasyonda alfabenin 24 harfine ilişkin şifre anahtarı mevcuttur.


* Su Telgrafı




Benim bu sergide en ilgimi çeken haberleşme yöntemi Aenas'ın "Su Telgrafı" oldu. Aynı ustanın yaptığı, aynı silindirik ölçülerde iki vazo düşünün, bu vazonun içinde su, dibinde minik bir delik olsun ve bu deliğe takılabilen bir tıpa var. Vazonun içinde alfabenin harflerine karşılık gelen, üzerinde çentikler bulunan bir şerit var.

Vazoların biri A kulesinde diğeride ateş yakıldığında bu ateşi görebilecek B kulesinde olsun.

A kulesindeki kişi meşaleyi kaldırıyor, B kulesi de ateşi görünce, kendi meşalesini kaldırıyor. Böylelikle ilk sinyalleşme başlıyor. Sonra A kulesindeki ve B kulesindeki adamlar hemen kendi su dolu vazolarının tıpasını çıkarıyorlar, su seviyesi istenen harfe gelince A kulesi tekrar meşaleyi kaldırıyor, B de gördüm anlamında tekrar meşaleyi kaldırıyor ve tıpayı kapatıyorlar. Suyun şerit üzerinde durduğu harf iletilmek istenen harfe karşılık geliyor. Bu işlem defalarca tekrarlanarak anlamlı kelimeler iletmek mümkün. Oldukça zahmetli ama zamanın şartlarına göre pratik bir zekanın ürünü.


* Yazının icadı

MÖ. 3500-3000 yılları arasında yazının icadı ile birlikte, siyasi, ekonomik ve toplumsal haberleşmede "mektuplaşma çağı" dediğimiz ve günümüze kadar devam eden, şimdilerde şekil değiştirerek kağıt yerine kısa mesaj olarak cep telefonları ile karşı tarafa mesajın iletildiği bir çağ başlamıştır.


Mektuplaşma ana hatlarıyla sevinç, mutluluk, özlem ve bazen hüzün taşıyan bir iletinin uzakta bulunan muhatabına gönderilmesidir. Bazen ordularını zafere ulaştırmak için kumandanların askerleri sevk ve idare emirlerini taşıyan iletileri, bazen bir sevgilinin hasret dolu yakınmalarını, bazen çok sevdiğimiz bir insanın ölüm haberini taşırlar. Eminim tüm milletlerin şarkılarında, şiirlerinde içinde mektup geçen binlerce örnekler vardır. Tüm bu iletiler yerine ulaştırmak için düzenli posta sistemlerine ihtiyaç duyulmuştur.


Romalılar yarışlarda ve kuşatmalarda güvercin postasını kullanırlardı (Mutina İ.Ö. 43) daha sonra bu alışkanlık doğuda müslümanlar tarafından hızlı posta olarak geliştirilerek daha yaygın hale geldi. 12. ve 15. yüzyıllar arasında Anadolu'da ve Mısır'da resmi güvercin postalarının kurulduğu bilinir. Bu günlerde Çinli bilimadamları güvercinlerin beynine mikro elektrotlar yerleştirerek bu kuşları, uçarken istedikleri yöne çevirmeyi başarmışlar. İşte alın size 21.nci yüzyılın uzaktan kumandalı posta güvercinleri!






Bu konuda İslam dünyasında ilk olarak Ribat'ları görüyoruz. Şüphesiz dini, askeri ve sosyal birçok fonksiyonları olan ve uç sınır karakolu diyebileceğimiz Ribatların hızlı haberleşmeye katkıları büyüktür. Mesela Ribatlarda bulunan ateş kuleleri vasıtasıyla İskenderiye'den Septe'ye(Cebelitarık Boğazı) kadar yaklaşık 5000 km.lik bir mesafede bir gecede haber iletildiği bilinen bir gerçektir.

Türklerde ise ilk Türk-İslam devleti olan Karahanlılarda ordunun baskınlardan korunması için yüksek tepelerde ateş kuleleri inşa edilmişti. Osmanlılar ülkeyi baştan başa sarmış olan derbentlerde (sınır karakolu) , davul çalma yöntemiyle hızlı haberleşme sistemlerini kurmuşlardı.

Daha bir çok yerde insanlar hızlı haberleşmeyi denemiş ve bulundukları coğrafyaya göre yeni yeni sistemler bulmaya çalışmışlardır. Eski Türklerde haberleşme Peyk denilen yaya ve Tatar adı verilen atlı postacılar tarafından gerçekleştirilirdi. Osmanlı döneminde Padişah'ın özel hizmetlilerinden olan Peykler, çevik ve iyi koşuculardır. Erken dönemlerde haberci olarak kullanılan Peykler, özellikle zafer haberlerini İstanbul'a önceden ulaştırırlardı. Tarihler Peyklerin üç günde Edirne'den İstanbul'a yaya ulaştıklarını yazar. Bu durumda kabaca bir hesapla 250 Km'lik yolu günde 12 saat hiç durmadan koşarak, saatte 7 km.lik bir tempo ile maratoncu gibi kat'etmişler demektir.

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 9076
favori
like
share
hurittin Tarih: 12.10.2010 14:49
teşekkürler