Atalay Şahinoğlu Kimdir - Atalay Şahinoğlu Biyografisi - Atalay Şahinoğlu Hakkında
Atalay Şahinoğlu ( 1939)



1939’da Trabzon’da doğdu. 1957’de İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. İ. Ü. İktisat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra yurt dışında İngilizce lisan eğitimi gördü. Koç Holding’e ait Bozkurt Mensucat ve Mazet Grubu’nda uzun yıllar üst düzey yönetici olarak görev yaptı. Hayatının büyük bölümü tekstil piyasasında geçti. 1984’te İTO Meclis Üyeliğine, 1990’da Yön. Kur. Başkanlığı’na seçildi. 1995’te yapılan seçimler sonrası İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkanlığı görevini üstlendi. Halen Toprak Holding İcra Kurulu Başkanı ve Genel Koordinatörlüğü, (ASCAME) Akdeniz Ticaret Sanayi Odaları Birliği’nde Yönetim Kurulu ve Muhasip üyeliği, SS İstanbul Tekstil İmalat ve Satıcıları İşyeri Yapı Kooperatifi (İSTEK) Başkanlığını yürütmektedir. Çeşitli sosyal ve sportif amaçlı derneklere ve kulüplere üye bulunan Şahinoğlu evli ve iki çocuk babasıdır.

HAKKINDA YAZILANLAR

‘Türkiye’de devlet yönetilemiyor’
Türkiye 7 Nisan 2001

Türkiye’de bugüne bakmamak lazım. Krizin sebebi siyasidir. Doğrudur ama bugünün değildir. Bugün katmerlenmiştir. Türkiye’nin onbir yılına bakın. Onbir yılda on hükümet gelmiş. Ortalama seneye bir hükümet bile düşmeyen memlekette siyaset olmaz. Siyasi istikrar hiç olmaz. Ekonomi hiç, hiç olmaz. Hiçbir şey olmaz. Ha, Allah’a şükür biz şimdiye kadar yaşadığımızı sanıyoruz. Onun da sebebi ne biliyor musunuz? Türkiye’nin çok dinamik bir müteşebbis gücü var. Bu insanlar içerde dışarda büyük bir gayretle birşeyler üretip birşeyler satmaya çalışıyorlar. Çok fedakâr bir millet var. Bu insanlar, “Ha yarın şöyle olur ha böyle olur” diye mücadele ediyorlar. Bunun dışında da devletin cesamet olarak büyüklüğü ve devletin siyasiler tarafından toplumun çeşitli kesimlerine parsa dağıtmasıdır. Bütün bu popülist yaklaşımlar aslında devletin borçlarına ekleniyor.

Deniz bitmiştir...
Devletin bugünkü siyasi yapıyla, bugünkü siyasi anlayışla yönetilmesi mümkün değil. Olay buraya gelmiştir. Deniz bitmiştir. Dibe vurulmuştur. Ne derseniz deyin, siyasi yapılanmanın yeniden ele alınması gerekmektedir. Hepimizin vatandaş olarak boyumuzun ölçüsünü almamız lazım. Bu siyasi krizde herbirimiz başımıza gelecek her türlü felakete bir noktada katlanmak zorunda kalacağız. Ama bu işin sonunda ya memleketi yeniden yapılandıracağız, ya da çıkış noktası yok. Ya olacak ya olacak.

İTO niye “evet” demişti?
İTO’da benim dışımda hükümetin programına destek çıkılmıştı. Destek çıkar göründük. Çünkü, enflasyonun düşürülmesine yönelik politikalarda şimdiye kadar her hükümet, “Düşüreceğiz” demiş ama hiçbiri siyasi irade beyan edememişti. Bu hükümet siyasi irade beyan edince, bunun desteklenmemesine imkan yoktu. Bir de dövizi sabitleyip faizleri aşağı çekme politikası vardı. Ki bunun ardında da IMF vardı. “Acaba bir bildikleri mi var?” dedik. Gerçi bu uygulamanın ekonominin ana kuralları dışında olduğunu biliyorduk ama, çıkıp da söylersek, “Felaket tellalı” olmayalım diye sustuk.

Olan vatandaşa oldu
Yine dayağı vatandaş yedi. Vatandaş birdenbire düşen faizlerin karşısında sendelemişti. Fakat gayrimenkul alamıyordu. Deprem olmuş gayrimenkul başaşağı gitmişti. Altın alamazdı. Senelerden beri altının artık bir tasarruf aracı olmadığını az çok Türk halkı anlamaya başlamıştı. Döviz alamıyordu, döviz fiyatını devlet tutuyordu. Bir sakatlık olduğu meydanda ama, bu olayı devlet söylüyordu. Bir şey diyemiyorduk. Ne zaman ki yurt dışında Türk lirasını yüksek satıyorlar, mesela, doları bir milyona satıyor, adam bir milyon Türk lirasını Türkiye’ye getiriyor. Burdan birbuçuk doları alıp götürüyor. Böyle kâr nerde görülmüş? O zaman “Eyvah dedim bu işin dibi çıkacak.” Kasım’a gelinceye kadar özelleştirmeyi yapabilseydik, tasarrufa girebilseydik. Devlet biraz kendini küçültebilseydi. Birkaç tane de para getiren özelleştirmeyi yapabilseydik, işi kurtarırdık ama olmadı. Yahu bakın Trabzon limanı sekiz seneden beri dört defa özelleştirmeden döndürülmüş. Sonra da geçende Bakana brifing veriyorlar. Neymiş efendim, “Geçen sene 1 trilyon zarar etmiş.” Dört sene evvel ver bunu kardeşim.

Uygulaması zor; ama reçete belli...
Türkiye’nin demokratik sistem içinde, bu yeknesak yapıyı aşacak bir düzen kurması lazım. Benim bu ifadem lafta kalacak. Uygulamaya geçmesi kolay değil ama ben bunu söylemek zorundayım. Siyasi partileri aşan ama asla asker rejimi falan değil. Zaten askerlerin de böyle bir niyeti ve hevesi yoktur. Onun için hiç kimse konuşmalarımızdan mana çıkartmasın. Türkiye’nin kurtuluşu, geçenlerde Başkan Mehmet Yıldırım’ın da dediği gibi MGK’nın oluşturacağı bir yeni hükümettedir. O zaman Mehmet beyin konuşması yanlış yorumlandı ama mantık doğruydu. Nitekim bakın bu kurula Cumhurbaşkanı üyedir. Başbakan üyedir. Parti başkanları üyedir. Koalisyon ortakları üyedir. Bu kurul aklı başında toplanacak. Parlamento dışında (Çünkü parlamentonun içinden çıkacak bir mutabatak hükümeti, yine her partinin kendi tarafına birşey çekeceği için anlamsız olur.) parlamentonun destekleyeceği, özel sektörün de içinde bulunacağı, bakanlık adedi onbeş-onaltıya düşen gecici bir milli hükümet kurulmalıdır. Bu organizasyon ülkeyi derleyip toparlayacak. Altyapıyı oluşturacak yasaları çıkartacak. Parlamento süresinin sonuna kadar da gidecek. Bu süreye kadar sistemler oturmaya başlayacak. Bu arada seçim sistemi siyasi partiler kanunu vs. hep değişecek ve millet omuz omuza, milli anlayış içinde, bir fedakârlık zinciri içinde bu memleketi kurtaracağız. Çözüm bu ama bu ülkede olur mu? Zor...

SSK’nın mantıksızlığı
Ben Atalay Şahinoğlu; bu odada onuncu senedir başkanlık yapıyorum. Yine ben bu yaşımda halen, el işinde maaşla profesyonel çalışıyorum. Ama 135 çalışanı bulunan beş ortaklı bir otomotiv ticaretimiz var. Yine iki ortaklı ihracata yönelik çalışmamız var. Burada da 236 kişi çalışıyor. Senede bir milyon civarında gömlek dikiyoruz. Beşinci senesinde. Oğlumun biri ABD’de tahsilini bitirdi geldi. Ortağıma rica ettim, “Çocuğu bir yere kaptırmayalım. Oğlumu getirdim oraya koydum. Morali bozulmasın, 300-400 milyon maaş ver” dedim. Cebimden çocuğun maaşını veriyorum. Aldığım maaşla birikimlerimle falan kurduk burayı. Beş kuruş borcumuz yok. Bakın iş yeri kiralık. Yer ortağın birisinin. Ortak yılbaşından beri kirasını almış değil. 240 kişinin mesuliyetini sırtımda taşıyorum. 240 burda, 130 küsur da orada... Dörtyüz kişinin nafakasında sorumluluk taşıyorum. Kendim de profesyonel çalışıyor, koşturuyorum. Şimdi dışarıdan bakıldığında ben patronum değil mi? Dörtyüz işçi çalıştırıyorum ya. Eee bir sayın bakan gelmiş, Allah razı olsun, iki senede SSK’nın 30 senelik rezilliğini toparlayacak. Her gün sigorta primi arttır... Bu nasıl mantık böyle? Bunları anlattım bakana. Sonunda öğreniyoruz ki, meğer iki parti liderimiz, sayın Yılmaz ile sayın Ecevit bu yasaların iki senede çıkması için, işçi sendikalarına söz vermişler. İşçi sendikaları, bazı olumlu tavırlarına rağmen kendilerini makamlarında muhafaza edebilmeye yönelik “İşçi hakkı” diye, böyle lüzumsuz yere aşırı isteklerin üzerine üzerine giderlerse sonunda işte böyle olur. Ne olur, bırakın işçinin alacağı fazla üç kuruş primi, zavallı işçi işsiz kalır ve kendini sokakta bulur. İşte şimdi her taraf işsizle dolu. Yazık değil mi bu insanlara..


Yönetmeyi bilmiyorlar
Ekonomik krizlerin ana sorunları siyasidir. İkinci sorunları da hükümetin devleti yönetememesi sebebiyle hükümetindir. Şimdi devlet bu özelliğiyle Türkiye’deki finans kesimini batırdı. Finans kesiminin bugünkü tablosu tamamen devletin yanlış politikasıdır. Devlet parayı piyasadan topluyor, üzerine farkını koyuyor. Zamanı geldiğinde de yüksek faiziyle geri ödüyor. Oh hiç riski yok. Nasıl olsa geri ödüyor. Bankalar ne yapıyor? Bakıyorlar ki devlet ne satsan alıyor. Günü geldiğinde de veriyor. Döviz kurları da artmıyor. Bu sefer koşuyorlar dünya piyasalarına. Ordan döviz borçlarını alıyorlar, getiriyor Türk lirasına döndürüyorlar. Koyuyorlar yüksek faize. Ondan sonra da bu paraların vadesi dolduğunda geriye öderken, “Allah korusun döviz fiatları yükselir mi yükselmez mi?” diye hiçbir düşünce yok. Ve bankacılık yapıyoruz diye trilyonları sözde kazanıyorlar. Ama gün gelip de ekonomi kuralına göre çark çalışmaya başladığı zaman işte bugünkü gibi oluyor. Döviz fiyatları patlıyor. Şimdi de bu paraları dışarıya ödemek için döviz almaya kalkıyorlar. Bulamayınca da banka batıyor. Devlet de “Ben bunları kurtarmaya çalışacağım” diye uğraşıyor. Maalesef devlet yönetilemiyor Türkiye’de. O yönetilemediği için bu felaketler geliyor.

DipNOT : Ç(Alıntıdır...)






[URL]http://www.main-board.com

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 381
favori
like
share