Bilmemiz gerekir, nefs bütün kötülüklerin başıdır. Alimler, veliler, nefsin şerrinden Allah’a sığınmayı, şeytanın şerrinden sığınmaktan yetmiş derece daha lüzumlu görmüş ve Allah’a sığınmışlardır. Çünkü şeytan bazı şartlarda insanı terk eder. Allah’a takva ile yaklaşan kullara şeytan bir şey yapamaz. Ama nefs-i emmare öyle değildir. Hayatı boyunca insanın peşini bırakmaz.

Allahu Azimüşşan ve Tekaddes Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:

“Ama kim Rabbinin makamından korkup da nefsi hevadan nehyetmişse, varacağı yer muhakkak cennettir.” (Naziat, 40-41)

Nefsi nehyedeceğimiz, yasaklayacağımız bu heva nedir? Müfessirler şöyle mana vermişler:

Nefsin hevası, ahirete hiçbir faydası olmayan, sadece dünyevî menfaatler için nefsin lezzet duyduğu, haz duyduğu her şeydir. Dünya lezzetleri için olan şehvet ve gazap hisleridir. Bunun için kim nefsini dünyanın lezzet ve şehvetinden men ederse muhakkak varacağı yer cennettir.

Nefsini hevasından men etmek bir müminin vazifesidir. Nefsin hevası dediğimiz zaman beşerin zarurî olan dünya ihtiyaçları bunu dışındadır. Bir mümin Allah’a kulluk için yemek, içmek, giyinmek gibi ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir. Bunlar ile iştigal etmek heva sayılmaz. Çünkü bu Allah’ın hükmüdür, fermanıdır.

Yemeden, içmeden, giyinmeden hacet miktarınca dünyadan istifade etmeden yaşamak mümkün değildir. Ama bu zaruret miktarının dışına nefsin şehvet ve gazap duygusu tesiriyle çıkarak kudsî vazifeyi unutmak hevadır.

Rasul-i Kibriya s.a.v. Efendimiz, harpten dönen İslâm ordusuna şöyle buyurmuştur:

- “Küçük cihaddan büyük cihada döndük.”

Ashab-ı Güzin r.a.:

- “Ya Rasulallah, biz muharebeden döndük. Kan akıttık, can verdik, mal verdik. Bu büyük cihad değil midir?” diye sordukları zaman Beşeriyetin Sultanı s.a.v. şöyle buyurmuştur:

- “Büyük cihad, kişinin nefsiyle mücadelesidir.”

İnsanın ömründeki muharebeler sayılıdır. Bir insan ömründe belki bir, bilemedin iki muharebe görür. Ama her göz açıp kapayışta, her nefes alışverişte nefsle bir muharebe bahis konusudur. Ya seni Allah’a iman dairesinde amel-i salihe götürür, ya da fıtratındaki heva ile, şehvet ve gazapla, Allah’ın yolundan uzaklaşmaya götürür. Bu ise insan için en büyük hüsrandır.

Rasullulah s.a.v. Efendimiz:

“Asıl mücahid, Allah’a itaat uğrunda nefsi ile mücadele edendir.” buyurmuştur.

Allah’a itaat etmekte direnen nefse uymayıp ondan gelecek eziyete sabretmek gerekir. Dünyadaki eziyetine sabır, bizi ahiretteki eziyetinden korur. Zira kıyamet günü nefs insanla husumete kalkışır, kavga eder, neden kendisine uyup da bugüne varacağının hesabını yapmadığını sorar insandan. Diğer uzuvları telin eder. İnsanı Rabbü’l-Alemin’in huzurunda, mahşer yerinde rezil eder.

İsra Suresi’nin 14. ayetinde bildirildiği üzere, mahşer günü amel defterleri açıldıktan sonra şöyle buyurulacak: “Oku kitabını, bugün sana hesap sorucu olarak nefsin yeter.”

Dünyadayken nefsiyle mücadele edene Allah’ın yardımı yetişir, kulunu yalnız bırakmaz. O yüzden nefsin dünyadaki eziyeti zayıftır, insanın sabretmeye gücü yeter. Ama kıyamet günü artık imtihan bitmiş, insan nefsiyle baş başa kalmıştır.

Evliyaullah buyurmuşlar ki, dünya, şeytan ve nefs insanın düşmanıdır. Kim ki zühd yolunu tutar da dünyanın vesvesesine uymamak suretiyle şeytandan; şehvetlerini terk etmekle de nefsten korunursa, Allah’ın makbul, sevgili bir kulu haline gelir.

İnsan işte o zaman her şeyin tek sahibi Allah Tealâ’nın mülkünde korkudan, şeytanın ve nefsin şerrinden emin olup, said kullar arasına katılır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 427
favori
like
share