Sancı 8 Öyküsü - Derin Duygular - Mustafa Uslu - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Tarık, soruyu unutturmak istercesine, " biliyor musun? Ben artık işe başladım"

" Yaa gerçekten mi? Buna çok sevindim kutlarım. Sorumu unuttum sanma, Selma'yla nasıl tanıştın?"
"Anlatacağım bir dakika, Selma benim liseden arkadaşım. Önceleri sık sık kavga ettiğim. Çok geveze bulduğum, kendini beğenmişin tekiydi. Ne olduysa o gün oldu. Edebiyat dersindeydik, öğretmenimiz benim fikirlerimi beğenmemiş, acımasızca eleştiriyor hatta hakaretlere varan cümleler sarf ediyordu. Sınıfta çıt yok, bir o hariç"
" Kim o?"
" Elbette Selma! Ayağa kalktı cesurca beni destekledi.
Öğretmenimize unutamayacağı bir üslup, hoşgörü dersi verdi. O günden sonra Selma beni sınıfta destekleyen, savunan bir arkadaş değil baş kahramanım, gıptayla baktığım bir yakınım dostum olmuştu. Bu mert , dürüst kız önceleri nefret ettiğim kız değildi artık. Bambaşka bir kız olmuştu benim için. Bundan sonra arkadaşlığımız yakınlaşmamız daha da arttı ve gönlümün sahibi oldu."

" Onu çok seviyorsunuz anlaşıldı. Allah bu sevginizi daim etsin."
" Amin, çok güzel bir dua ettin. İnşallah sende çabucak iyileşir, sancılarından kurtulursun."
" Benim sancılarım bitmez, Bu gidişle bitmeyecekte"

Tarık, bu son cümleye çok şaşırmıştı. "Yoksa hastalığı çok eskiden beri mi vardı?" Hastalıkla ilgili soru sormak istemiyordu. Zaten kahvaltıda bitmişti. Emine bu sohbetten çok hoşnut olmuş gibiydi. Fakat biraz bozulmuşa da benziyordu.Her zamanki anlamlı bakışları hâla devam ediyordu. Tarık işe gitmesi gerektiğini Ali Amcaya geleceği için söz verdiğini, dönüşte muhabbete, kaldıkları yerden devam edeceklerini söyleyerek vedalaştı.

" Kızım haydi sende biraz istirahat et. Yeterince ayakta kaldın" dedi annesi.
" Tamam anneciğim. Aslında hiç yatmak istemiyorum. Ama şimdi lafınızdan kurtulamam, bari yatakta kitap okuyayım."

Halil Amca da öğle ezanının yaklaştığını namaza gideceğini söyleyerek dışarı çıktı. Tarık'ın Annesi ve Nazife Hanım mutfağa geçtiler. Hem bulaşık yıkıyorlar hem de sessiz sesiz bir şeyler konuşuyorlardı. Emine bu konuşulanları çok merak etmiş kulaklarını kapıya doğru yaklaştırmış, fakat bir şey anlayamıyordu. Annesi Emine' min durumu hiç iyi değil, ben onsuzluğa dayanamam diyor bir yandan da ağlıyor, Tarık'ın annesi yapma Nazife Hanım Allah'tan ümit kesilmez diyerek teselli ediyordu. Bu sözler beyninde bir kurşun gibi delip geçmiş, eli ayağı dökülmüş, başı dönmeye başlamıştı. Kendisi de bu gerçeği biliyordu. Başkalarından böyle şeyler duymak onun kalbini inanılmaz acıtmış, her şeyin sonuna geldiğini haykırmıştı....Hayatında ne hayaller kurmuş, beyaz gelinlikler içinde ne düşlerle uyanmıştı. İçini tarifi imkansız bir ölüm korkusu sardı. Bu acı gerçeği bir türlü kabullenemiyordu. Kim kabullenebilirdi ki? Sevdiklerine, annesine, babasına hayata veda etmeyi kim isterdi... ? Ölümün soğuk yüzünü tüm bedeninde hissetti. Düşündükçe çıldırası geliyordu. Emine toprak olacak yok olacaktı. Elbette bu bir yok oluş değildi. İnanıyordu ahirete, ebedi hayatın varlığına ama şimdi bu inancı bir teselli buldurmuyordu. Gerçeklerle yüzleşmek çok farklıydı. Gözleri tavana takılı kalmış, ölümün provasını yapıyor, ölmeden kendini öldürüyordu. Annesinin çığlıklarını, babasının "ahh kızım Eminem" diye feryadını, teneşir tahtasında yıkanmasını, beyaz kefene sarılmasını ve mezar küçüklükten beri en çok korktuğu o çukur.... Düşünmekten vazgeçti. Dayanamadı bundan sonrasını düşünmeye...

........
Tarık büyük bir heyecan ve çekimserlikle işyerinin yolunu tutmuştu. Hala utandığını hissediyor. "Şimdi ali amcamın yüzüne nasıl bakarım." Diye hayıflanıyor, "ahh eşek kafa Tarık ne acelecisin, araştırıp soruşturmadan neler yaptın" neyse şimdi bunları düşünmenin sırası değil, diyerek teselli buldu. İşyerine gelmişti bile. İçeri girdi. Selam vererek geç kalmasının sebebini evde misafirler olduğunu söyleyerek özür diledi. Ali Amca;

" oo Tarık Bey! ilk günden geç kalırsan ben burasını sana nasıl emanet ederim" diyerek şaka yaptı. Geç kalmasının önemli olmadığını söyledi. Ve "bir sıkıntınız ihtiyacınız varsa yardımcı olabilirim evladım" diyerek elini cebine attı. Cebinden bir miktar para çıkararak Tarık'ın gömlek cebine soktu. Tarık, çok mahcup olmuş, "gerek yok bir ihtiyacımız yok" diye nezaket cümleleri kullansa da cebinde harçlığı dahi yoktu. Israr edince daha fazla ses çıkarmadı. Birden telefon çalmaya başlamıştı. Ali Amca telefona baktı. "Burada kızım bir dakika veriyorum.

" Tarık evladım arayan Selma gel"




Mustafa Uslu

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 303
favori
like
share