Sancı 9 Öyküsü - Derin Duygular - Mustafa Uslu - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Selma'nın ses tonu Tarık'ı çok tedirgin etti.
"Hayırdır canım ne oldu. Hiç iyi değilsin?"
Selma; " babam trafik kazası geçirdi. Durumu hiç iyi değil"
Gözyaşlarına hâkim olamayan Selma konuşmakta zorlandı. Sesi boğazında düğümlendi. Hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Tarık; "Lütfen ağlama bir tanem, nerdesiniz şimdi geliyorum hemen" diye teselli cümlelerini sıralamaya başladı. Bu kötü haber onu da şok etmiş, yüzü bembeyaz kesilmişti. Tarık'ın bu halini gören ,Ali Amca;

"Çok merak ettim evladım ne oldu? Evdekilere bir şey mi oldu? "
" Evdekiler de bir şey yok amca, Selma'nın babası trafik kazası geçirmiş"
" Durumu nasılmış şimdi.? İnşallah kötü bir şey yoktur"
" Bende bilmiyorum. Eğer müsaade ederseniz hastaneye gitmek istiyorum"
" Tabi evladım müsaade ne demek sen hemen git, durumu hakkında beni de bilgilendirirsen sevinirim."
Tarık apar topar hazırlanıp dışarı çıktı. Yoldan geçmekte olan bir taksiye binerek hastaneye gitti. Giderken dualar okuyor, Selma ‘sının hıçkırıklar içindeki ruh halini düşünüyor, "şimdi ne çok üzülüyordur." diye düşünceler ikliminde ona acıyordu.
Hastaneye ulaştığında bir kalabalık gördü. İnsanlar feryadı figan ediyorlardı. Merak ve panik içinde oraya doğru koştu. Birkaç tanımadığı kadın bitap düşmüş ağlıyorlardı. Bir genç çocuk da "ablacığım ne olur sana bir şey olmasın" diye köşede inliyordu. Anladı ki bu insanlar başka bir hasta için acılarını gözyaşları içinde yudumluyorlardı. Koşar adımlarla hastane acilinden girdi. İçerdeki danışman görevliye nerde yattıklarını sordu. İkinci katta olduklarını söylediği zaman merdivenleri koşar adımlarla tırmandı. Nefes nefese kalmıştı. Koridorda Selma ve annesini gördü. Halleri çok perişandı. İkisi de ağlıyorlardı. Yakın akrabaları, eş dostları da oraya gelmişler, Selma'nın ve annesinin kollarına girmişler, onlara: "Korkmayın bir şeyi yok iyi olacak sakin olun" diye sakinleştiriyorlardı.Tarık,çok geçmiş olsun deyip Selma' nın gözlerine üzüntüsünü ifade eder gibi baktı. Onun yaşamış olduğu acıyı, kan çanağına dönmüş gözlerinden okuyabiliyordu. Tarık ; " Şimdi durumu nasılmış doktorlar ne dedi ?" diye sordu. Selma ; " Şuan bilinci yerinde değilmiş, tomografi ve bazı filmler çekildi. Sonucu doktorlar değerlendireceklermiş, ahh babacığım! Keşke gitmeseydin ne olurdu, keşkeeee !"
Tarık "nereye niçin gitti, kaza nasıl olmuş?"
" Şehir dışına İstanbul'a iş görüşmesi yapmak için gitmişti. Annemle ben havalar iyi değil gitme diye çok yalvardık ama bizi dinlemedi gitti."

Selma, hayatın en acı yüzünü hıçkırıklarla yudumluyor, keşkeleri bir biri ardına sıralıyordu. Hayatında tek güven duyduğu, sevgisiyle kendisini büyüten biricik babası ölümle pençeleşiyordu. Onun yaşadığı duyguları, hissettiği acıları en iyi Tarık hissedebiliyordu. Babasının kendilerine elveda dediği o kara gündeki durumu gözünün önüne geldi. Hayatında tattığı en acı duygulardı. İnsan anlayamazdı bazı şeyleri, ta ki başına gelene kadar. Ne demişler; " ateş düştüğü yeri yakar" ne kadar doğru bir sözdü. Başkaları o ateşin sadece yansımalarını, yakmayan sıcaklığını hissederdi uzaktan. Yanan, kavrulan , kül olan ateşin ortasında kalanlar oluyordu...
Selma'nın ellerini tuttu, "canım seni en iyi ben anlıyorum. İnşallah babana bir şey olmayacak bunu hissediyorum ben" diyerek Tarık yüreğindeki en güzel hislerini ona iletti. Doktorlardan birisi yoğun bakımdan çıktı. Orada bulunan herkes doktora doğru hızla yaklaşarak. " doktor bey! durumu nasıl doktor bey!" diyerek adeta yalvarırcasına sordular.
Doktor;" Hastamızın bilinci yerinde fakat iki kaburga kemiği kırık, yine bazı yerlerde yaralanmalar var. Bunlar önemli değil de ...

Selma doktorun sözünü sabırsızca bir bıçak gibi keserek ; " Doktor Bey değil de ne demek nesi var söyleyin lütfen"
" İç kanamadan şüpheleniyoruz , buraya geldiğinde ağzından kan gelmiş, şimdi onun tetkiklerini yapıyoruz. Herkes sakin olsun. Biz elimizden geleni yapıyoruz. Gerisi Allah'a kalmış. Sizler dua edin"
Yoğun bakım ünitesinin önündeki herkes çaresizlik , ümitsizlik içinde kalakalmışlardı. Ellerinden bir şey gelmiyordu. Hepsi de inşallah bir şey çıkmaz diye kendi kendilerine teselli buluyorlardı.
Tarık kazanın nasıl olduğunu sormuş cevap alamamıştı. Tekrar sordu Selma'ya " kaza nasıl olmuş?"
" Yollar karlı olduğu için ani frenle arabayı kaydırmışlar, bu sırada karşı şeritten gelen bir kamyonetle çarpışmış."
" Kamyonette bir şey var mı?"
" Hayır onda bir şey yokmuş, kamyonet şoförü çok hafif sıyrıklarla kurtulmuş"
Tarık annesini arayarak durumu haber verdi. Annesi bu olanları duymamıştı. Çok korktu, panikledi. Zaten eşinin ölümünden beri vesveseli olmaya başlamış, her an bir yer den ölüm haberi gelecek diye tedirgin yaşıyordu. " Tarık evladım bende oraya gelmek istiyorum. Gel beni oraya götür."
"Anneciğim şimdi evde misafirler var. Ayşe'yi ne yapacaksın, zaten bizimde burada yaptığımız bir şey yok, istersen sonra gelirisin."
" Oğlum misafirler yabancı değil Ayşe'ye de Nazife hanım bakar.sen şimdi hemen gel"
Tarık Selma'ya annesini getirmek için çıkmak zorunda olduğunu, dışardan bir ihtiyaçlarının olup olmadığını sorarak hastaneden ayrılır. Geç kalacağını düşünerek bir taksiye biner. Kafası çok karışıktı. Canı , cananı biricik aşkının en üzüntülü anıydı. Onun mutluluğu için her şey yapabilirdi. Fakat şimdi eli kolu bağlanmıştı. Yapacak hiç birşeyi yoktu. Takside giderken camdan dışarı bakıyor ama hiç bir şey görmüyordu. Son seneler hayat hep acı yüzünü göstermişti. Bazen tüm sıkıntılar hüzünler peş peşe geliyordu. Apartmanın önüne taksi gelmişti.

" Abi bir dakika beklermisin annemi çağırayım tekrar hastaneye gideceğiz"
Taksici; "Abi acele et lütfen"
Tarık merdiven basamaklarını ikişer ikişer çıktı. Annesine taksinin aşağıda beklediğini acele etmesini söyledi. Annesi Emine' nin durumunun bugün hiç iyi olmadığını, sabahtan beri sancılardan inlediğini üzgün bir şekilde dedi. Annesi kapıyı kapattıktan sonra,
Tarık; " istersen onu da hastaneye götürelim, ne dersin?"
" Oğlum ,babası da söyledi fakat gitmek istemedi"
......
Emine' nin durumu iyice ağırlaşmıştı. Annesine; "kapıya kim geldi, ne olmuş, Tarık nerde? " diye soruları bir bir sıraladı.

Annesi;" Selma'nın babası trafik kazası geçirmiş. Tarık annesini hastaneye götürdü. Tarık'ın sana da selamı var seni sordu ." diyerek onun mutlu olmasını sağladı.
Emine;" Aleykum Selam, demek beni sordu..."
Hatırlanması , bir selam gönderilmesi onun için dünyanın en büyük mutluluğu olmuştu adeta. O anda tüm sancılarının bittiğini, ruhunda anlam veremediği ılık bir sevinç esintilerinin estiğini hissetti. Bu yaşa kadar düşerle büyüttüğü umutlarının sonuna geldiğini, her şeyin biteceğini anladı. Oysa küçük kızken ne hayaller kurardı. Her genç kız gibi beyaz gelinlikler içinde düşerini süsler. Bu duyguları onu bulutlar üstüne çıkarırdı.
Annesine seslendi. Annesi yanına geldiğinde ondan bir kağıt ve kalem vermesini rica eder. Annesi bu isteğini anlayamamış, "ne yapacak şimdi. Kağıt kalemi" diye mırıldanarak getirdi verdi. Emine; " anneciğim kapıyı da kapatır mısın" Annesi, "Kızım hayırdır, ne oluyor sana?" diyerek merakını dile getirdi.

Selma derin bir iç çekerek yazmaya başladı...


Mustafa Uslu

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 293
favori
like
share