"Sayılı günler çabuk geçer" deriz Halbuki yanlış! Aksine, sayısız günler daha kısadır, daha çabuk geçmektedir Çünkü sayısız günler, sonsuzluk aldatmacasına sürükler insanı

Ve sonu bilinmeyen sayısız günlerde, işleri yarına ertelemek kolaydır insan için


Ömür de işte öyle Sayısız sandığımız günlerden ibaret ömür Aslında sayılı da, bize sayısız gibi geliyor İşin farkında değiliz


Böyle olunca da, "keyfe bağımlılık" afeti, insanı daha kolay alıyor hükmü altına İnsan, keyfinin hevasının esiri oluyor, az veya çok


İnsanoğlu, önünde sayısız gibi duran günlere güvenerek; işleri, çalışmaları, hepsinden önemlisi bazı kulluk görevlerini, ibadetlerini erteliyor; sonraya, yarınlara bırakıyor ya da geciktiriyor "Acelesi yok, daha vaktimiz var" diyor Böylece keyfî işler, eğlenceler, boşvermeler, oyalanmalar, eften-püften meşgaleler ağır basıyor


Mesela diyelim ki: gerekli olan bir işe, faydalı ve hayırlı olan bir çalışmaya başlanacak, yahut kulluk görevlerinden biri îfa edilecek Fakat içimizden bir ses şöyle diyebilir:


"Ah, şu anda keyfim hiç yerinde değil, birşey yapamam!"
"Bugün başlamak ve çalışmak doğrusu hiç içimden gelmiyor"
"Daha buna vakit var, başka zaman yaparım!"
Yahut mesela, "belki şu anda ilginç birşeyler gösteriyordur" diyerek televizyonu açtırabilir keyfîlik insana
"Daha çok vaktimiz var, şöyle biraz dolanayım" da dedirtebilir
İşte bunlar, kaçamak ifade eden bahanelerdir Her biri düpedüz işten kaçmadır


Eğer kendimizi bu şekilde keyfimizin kölesi yaparsak, vicdanımızı rahatlatmak için buna benzer bahaneler uydururuz


İyi bilmemiz lazımdır ki: İnsanı tembelliğe teşvik eden (veya tembelliği insana güzel gösteren) nefse fırsat verme zaafının, başka bir tabirle keyfe göre hareket etmenin, onun kölesi olmaktan başka bir anlamı yoktur
Ertelemeyi, savsaklamayı davet eden istekler, hangi kılığa bürünürse bürünsün, keyfin zaman öldüren canavarından başka birşey değildir
İşte bu canavarı tepelemek için, gelgeç heveslere, diğer deyimi ile keyfîliğe egemen olmayı öğrenmek lazım


Hayırlı ve gerekli bir işe "derhal girişmek" yöntemi en iyi yöntemdir
Başlangıç için en iyi vakit, "hemen, şimdi" dir


"Eğer hemen değilse ne vakit?" düsturu, müslümanın prensibi olmalıdır
Bir de şunu unutmamak lazım: "Başlamak bitirmenin yarısıdır"
Halbuki birçok işi, bir türlü başlayamadığımız için bitiremiyoruz
Onun için insan, bütün dikkat ve iradesini kullanıp, kendini disiplin altına alarak keyfin emri-ne terk etmemelidir


Dağınıklık ve işi oluruna, yani zuhurata bırakmak, ipin uçunu kaçırmak demektir Bu ise her nevi ziyana, zarar ve pişmanlığa kapı açmaktır
Keyfinin kölesi olan, hayatı har vurup harman savuruyor demektir
Her konuda olduğu gibi bu hususta da Peygamberimizi örnek almalıyız Bildirdiğine göre: Peygamberimiz aleyhissalatü ve's-selamın gayesiz bir işi, gelişi güzel bir hareketi yoktu Bir gün, aralarında Osman bin Maz'un (ra)' ın da bulunduğu bir kısım sahabilerine şöyle demişti:
"Ben bir Peygamberim ve herşeyi yerli yerince yaparım, bazı şeyler için bazılarını terketmem"


Buna rağmen ne acı bir realite ki, bütünüyle adeta bir eğlence toplumu olduk


İnsanların günlerinin büyük bir kısmı işte-güçte, çarşıda pazarda, büyük bir kısmı da eğlence ile ve keyfince yaşamakla geçiyor
Faydalı çalışmalar, İslamî faaliyetler, hatta namaz gibi günlük ibadetler aralara sıkıştırılıyor

Sanki hayatın gayesi; maîşet temini için hiç durmadan çalışmak ve de keyfin, hevanın isteğine göre yaşamaktır!


Bu ise, doğrudan doğruya bir yanlışa, bir batıla esarettir
Sonu "hiçlik" olan bir garip gidiş ya da asılsız bir rüyadır




Ekrem Sağıroğlu


__________________


Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 428
favori
like
share