Peki Ya Ben Kimim ?



insan yaratılışı gereği, gözünü açıp kapayıncaya kadar hatta daha da az bir süre bile yalnız başına değildir. Allahu Teâla Adem [A.S]’ı yarattığında, nefsi de onunla beraber yaratmış; insanın cesedine aklı, imanı, ihlası, teslimiyeti koyduğu gibi nefsi de koymuştur.

“ Davud (A.S) zamanında biri vardı. Bu zat daima ’Ey Rabbim!. Bana hiç meşakkat çekmeden rızık vermeye sen güç yetirirsin, bana da kolay yoldan rızık ihsan eyle!“ diye dua ederdi.

Alim, cahil, yaşlı, genç kiminle oturup konuşsa bu duasını hep dile getirirdi. Halk, bu zatı böyle dua ettiğinden çok tamahkâr biri olarak tanırdı. O bu şekilde dua ettikçe, insanlar ona gülüşürdü.

Bir gün kuşluk vakti yine bu kişi, ağlayarak dua ederken ansızın bir öküz boynuzu ile kapıyı kırarak evinden içeriye girdi. Ev sahibi yerinden fırladı, öküzün ayaklarını bağladı. ’Bu kimin öküzü acaba?’ demeden, onu boğazladı. öküzün sahibi durumu öğrenince, öküzünü kesen kişiyi buldu ve:

- Ey benim öküzümü kesen ahmak adam!.Zalim, benim hayvanımı niye kestin? dedi. Allah’tan zahmetsiz rızık bekleyen kişi olayı olduğu gibi anlattı:

- Ben yıllardır Allahu Teâla’ya dua ediyorum, hiç meşakkat çekmeden bana rızık göndermesini O’ndan talep ediyorum. Duam kabul oldu, rızkım ayağıma geldi. Sana ne oluyor? Bu benim rızkım!..dedi.

öküzün sahibi sinirlendi, adamı yumruklamaya başladı. Epeyce hırpaladıktan sonra, onu çeke çeke Davud (A.S)’ın huzuruna götürdü ve ağır hakaretler ederek şöyle dedi:

-Haydi şimdi, peygamberin huzurunda hayvanımı niye kestiğini anlat.

öküzü kesen ise gayet sakindi ve şöyle diyordu:

- Ben daima Allah’tan istedim. Yıllardır bu şekilde dua et*tiğimi herkes biliyordu. Allah duamı kabul etti, ben ne yapayım. Bana niye kötü davranıyorsun. Rızkım helal yoldan önüme geldi.

Bu kez öküzün sahibi, oradaki insanlara yöneldi şöyle dedi:

- Ey ahali!.. Hele şu adama bakın! Duam kabul oldu diye, komşusunun öküzünü boğazlayan kişi neler söylüyor? Böyle bir şey doğru olsa herkes onun gibi dua ederdi. Eğer dua ile istekler gerçekleşseydi, kör dilenciler padişah olurdu!

Halk, öküz sahibinin sözlerini tasdik etti. Hayvanı boğazlayanın, bedelini ödemesi gerektiğini söylediler. Nihayet Davud (A.S) duruma el koydu. O hem zamanın peygamberi hem de hükümdarı idi. Davalıları dinlemeye başladı. Davud (A.S) öküzü kesene:

-Delilin var mı? Bu deliller ile bir hüküm veremem. Onu nasıl elde ettin ? Sana bağış olarak mı verildi, satın mı aldın, miras mı kaldı? Ekmeyince bitmez, çalışmayınca ele geçmez. Her ne olursa olsun, bir emek karşılığı olur. Aksi halde bu adamın hakkını vermen gerekir. Madem kestin, bedelini öde, helalleş... dedi.

öküzü kesen kişi:

- Ey Allah’ın nebisi! Sen de mi böyle söylüyorsun? Bu zulüm değil mi? dedikten sonra:

- Ey Rabbim! Sen benim sırrımı biliyorsun. Bu zat senin peygamberin, kalbimi yakan hakikat ateşini şu peygamberinin kalbine göster ki, o da benim yalan söylemediğimi bilsin, benim senden başka delilim yoktur! diye yalvararak göz yaşı döktü.

Onun bu halinden Davud (A.S), bu işte bir hikmet olduğuna hüküm verdi; insanlara, ilâhi bir işaret alıncaya kadar sabretmeleri gerektiğini söyledi. Allah’ın nebisi o vakit halka:

- "Ben sizin güneşi gördüğünüz gibi, ilâhi nurları görürüm. Halvet ve namaz sırasında nice gizli işler bana bildirilir. Kalbim hakikat nurlarına aşina olur. Hakka yönelişim, halka yol göstermek içindir, adaleti tesis etmek içindir. iki cihan bir olsa, ben Allahu Teâla’nın emrine karşı gelemem" diyerek sohbet edince insanlar kendinden geçti ve:

- Ey Allah’ın nebisi! Elbette senin her yaptığında bir hikmet vardır. Senin hükmün bizim kabulümüzdür, dediler.

Bunun üzerine Davud (A.S) halvete girdi. Hakikaten namaz kılarken kendisine Hakk Teâla tecelli etti. Suçlunun gerçekte kim olduğunu bildirdi.

Ertesi gün davalılar ve halk, Allah’ın nebisi Davud (A.S)’ın huzurunda toplandı. Davud (A.S) sığırın sahibine:

- "Allahu Teâla, senin nice günahlarını settar sıfatıyla gizle*di. Sen bu davadan vazgeç, kötü sözler söyleme ve bu öküzü kesen adama da hakkını helal et," dedi. Sığır sahibi:

- "Yazıklar olsuni. Bu nasıl adalet, bu nasıl hüküm, bir peygamber böyle hüküm verir mi?" diyerek Allah’ın nebisine karşı geldi. Onun hükmüne itaat etmedi. Ardından da:

“Ey insanlar! Adaletinin şöhreti bütün dünyayı sarmış olan bir peygamberin şu zulmüne bakın!“ diyerek hezeyanlar sa*vurmaya başladı. Bunun üzerine Davud (A.S):


- "Ey inatçı adam! öküzü helal etmen gerektiği gibi, bütün mal varlığını da bu adama bağışla! Eğer söylediklerimi yerine getirmez isen büyük bir bela ile karşı karşıya geleceksin," de*di.

öküzün sahibi:

- Ey Allah’ın nebisi! Sen giderek zulmünü artırıyorsun" de*yip başına toprak saçarak, elbiselerini parçalamaya başladı.( Tahirul Mevlevi, şerhi Mesnevî, X, 634 (B.No: 10108))
insan yaratılışı gereği, gözünü açıp kapayıncaya kadar hatta daha da az bir süre bile yalnız başına değildir. Allahu Teâla Adem [A.S]’ı yarattığında, nefsi de onunla beraber yaratmış; insanın cesedine aklı, imanı, ihlası, teslimiyeti koyduğu gibi nefsi de koymuştur.

Nefis de öyle kabiliyetler, öyle özellikler yaratmıştır ki, onu yarattıktan sonra Allahu Teâla, Ey Benim yarattığım nefis! Ben kimim?’ dediğinde nefis, ‘Ey Rabbim! Sen bütün Kainatın tek yaratıcısı ben ise senin kulunum’ diyememiş, aksine:

-" Peki ya ben kimim?!." demiştir.

Allahu Teâla zatına ait sıfatlarının, fiillerinin, kudretinin, bi*rer örneklerini insanoğlunda yaratmıştır. Ama bu ulvi güzellikleri, sıfatları insanın nefsi unuttu. Güç ve kudreti, sanki ilâhi bir kudret gibi kendinden bildi, ilmini Allahu Teâla’nın verdiği ilmin dışında ve kendi varlığından bildi.

Oysa insanın yapageldiği her fiil, Allahu Teâla’nın azametini anlaması için kendine verilmiştir, insan aldığı her nefes sayısınca ya hayra ya da şerre yaklaşır. Ama her gün tükenip ahirete yaklaştığını, sayılı nefeslerinin aslında birer sermaye olduğunu, elindeki malın, mülkün, makam ve mevkiinin geçici olduğunu unutuverir.

işte onun için insanın günahı çok olursa edebi azalır. Kişinin hayası artarsa, davasında haklı da olsa edepsizlik etmez boynunu büker, sahibim Allahu Teâla’dır, der.

Ama Davud (A.S)’ın karşısında duran bu insanın içinde öyle bir zulmet var ki, peygambere bile edepsizlik ederek onu tanımıyor, haddi aşıyor. Davud (A.S) o kişiye:

- "Ey kör talihli insan! Zulmünü kapatmak için bağırıp duruyorsun. Malını verdiğin gibi, bütün hizmetçilerin de bu kişiye aittir", deyince, öküz sahibi bu kez Allah’ın nebisini taşlamaya başladı.

Derken yanında bazı kişiler de ona destek verdi, hükmünü kınamaya başladı:

- Bu nasıl peygamberi Adam öküzü kestiği gibi, hayvan sahibinin sahip olduğu her şeyi de ona verdiriyor!" diyerek, peygambere olan edeplerinden taviz vermeye başladılar.

üzerlerindeki hayanın nuru kalkmaya başladı. Bunun üzerine Davud (A.S) durumu açıkladı:

- Ey insanlar! Sizin bilmediklerinizi ben söyleyeyim, işin içindeki sırları açayım. Haydi hep birlikte şehrin dışına çıkalım. Bu sırrı hep birlikte görelim: Filan ovada büyük bir ağaç vardır. Dalları çok gölgesi geniş, kökü sağlamdır.

Onun dibinde nice hikmetler vardır ki, bana ayan geliyor. O ağacın altında kan dökülmüştür. Bu zalim adam, öküzü boğazlayan kişinin babasını vaktiyle o ağacın altında katletmiştir.

Allahu Teâla settâr sıfatıyla, kişi bu cinayeti ‘belki tövbe eder’ diye gizlemiştir. Ama o, Allah’ın kendisine bahşettiği ni*metlere nankörlük ederek, suçunu bildiği halde, katlederek servetine konduğu efendisinin ailesine yardım etseydi ve onun oğluna hayvanı bağışlasaydı cinayet yine örtülü kalacaktı.

şimdi bu kişi, öldürdüğü efendisinin oğlunu yerden yere vuruyor, Allah’ın nebisine ise dil uzatıyor, onun verdiği hükme karşı çıkıyor!..dedi.( Tahirul Mevlevi, şerhi Mesnevi, X. 638 (B.No: 10123-10131 )


Mehmet ILDIRAR

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 398
favori
like
share