Buse'nin Göz Yaşları 36 Öyküsü - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

O gün Ahmet efendi,eve erken dönmeyi yeğledi.Yine her zamanki gibi boz atıyla araziyi dolaşmakta iken;başına bela olacak tehlikenin kokusunu sezmiş,görüş menzilinde olmasa da Deli Osman'ın pusu kurduğunu anlamıştı.Görüntüsünü ufka düşürerek uzun süre kendisini izlediğini,beklediği yerden; "gelir de geçer mi ?" hesapları yaptığının düşünceleri, Deli Osman'ın kafasında varsayım halindeyken o çoktan pusuyu boşa çıkartmasının ince hesaplarını yapmıştı bile...

"Ah,ahh!..Bugün nasıl da silahsızım.Şu çakır almazları üzerime alsaydım,ben sana pusu kurmasını gösterirdim ama ne yazık ki;sen, şu unutkanlığıma dua et...Ava giden avlanır atasözünü kafana kazımış olurdum ya,her neyse...Kaçmak da bir erdemlik.Sen böyle pusu kurmalara devam et bakalım..."

Güneş, batmak üzereydi. Kızıllık,oldukça fazlalaşmış kor gibi ışık saçan haliyle,kendisini kaybettirmek için aşıkların yorgun gözlerle elvedaya hazırlanıyor olması gibi bir görünüm içerisindeydi sanki...Ertesi sabah tekrar rutin çıkışını devam ettirmek için gözlerden sessizce kaybolup gitti.Meydanı boş bulan kızıllık,etrafa yayılmış, umutsuzca; yitip giden ateş parçasının ardından hüzünlü bakışlarını sürdürüyordu...Biraz sonra beklemenin anlamsızlığıyla onlar da gökyüzünün karanlığında yitip,siyah bulutlarla özdeşleştiler...

Deli Osman'ın tahliyesini duymuş içine bir kuşku düşmüştü zaten. Bu zamana dek bir kez, köy kahvesinin önünde kısa süreli de olsa göz göze gelmiş; bakışlarıyla içsel hesaplaşması yapıp, birbirlerinden uzaklaşmışlardı... O zaman; Ahmet efendi,

" Geçmiş olsun, Osman."

Diyecek gibi olmuş, "benden korkuyor da bana yaltaklık yapıyor" demesin, sonra da "ip inceldiği yerden kopsun bakalım, erkeklik ölmedi ya..."diye kendi kendine korkuyla mırıldanmıştı...

Korkunun ecele faydası yoktu. Deli Osman'ın yarattığı sıkıntıyı, ensesinde hissediyor; kendisini, gölge gibi takip edip, zayıf anını gözlediğine aklına iyice yerleştiriyordu...

Atının dizginlerini sağa; yönünü, Deli Osman'ın zıt tarafına doğru çevirip;topuklarını sertçe atının karın boşluğuna iki defa vururken:

-Hadi oğlum,istikamet konak...

Boz atını, beyaz atın yanına bağladı. Beyaz atı,karısı Buse'nin bir sözü üzerine almıştı.En fazla iki ya da üç kez binip hevesini aldıktan sonra at,adeta ahıra hapsolmuştu.Satmaya da kıyamadı.Arap meleziydi.

İki at,yan yana gelince hafifçe kişneyip,birbirlerine hal hatır sordular.Beyaz at,boz atın yanında kendisini,özgürlüğü alınmış çaresiz hissediyordu sanki...İçerde,loş karanlıkta beklemekten canı sıkılmıştı.Ahmet efendinin gün aşırı, boz atla birlikte dışarı avluya çıkarmış olmasıyla o denli mutlu oluyordu ki;ön ayaklarıyla şahlanıyor ve keskin keskin kişniyordu...Bu taşkın haliyle; Buse, yukardan balkondan kendisine bakıp da :

-Beyaz prensim,bir tanem.Nasılsın bakıyım "

diye seslendiğinde; daha fazla şahlanıp,ayaklarını terzinin makası şakırdatması gibi ön ayaklarını,oynatıp duruyordu...

Buse ise balkondan onu izledikçe "ah beyaz prensim, hamile olmasaydım, seninle uzak diyarlara kaçıp giderdik " diye içinden geçirip, sızlanıyordu...

Ahmet efendi,konağın merdivenlerinden yukarı çıkıp,odasına yöneldi.Kapıyı açıp içeri girdiğinde boş odayla karşılaştı.Kimsecikler yoktu.Yatağa boylu boyunca kendisini fırlatmıştı..."

Buse,nasıl olsa mutfaktadır ya da konağın diğer odalarında çene çalmaya gitmiştir diye pek umursamadı.Onun aklı fikri Deli Osman'daydı.

"Bu o....pu çocuğu bir gün anamı belleyecek ama hadi hayırlısı" diye aklından geçirdi.O anda hemen aklına on dörtlü silahları geldi.Yerinden fırlamasıyla silahlar her zamanki koydu yer olan konsülün altındaki dolabın gözünü aceleyle kendine doğru sertçe çekti...

"Oh be,benim aslanlarım buradalar yine.Parmaklarımın maharetini bekliyorlar,sabırsızlıkla" diye kendine gelen güveniyle rahatladı...

Tekrar doğrulup konsülün üzerindeki aynayada saçlarını düzeltmek istemişti ki masanın üzerinde açık duran kalın deftere gözleri takıldı... Dikkatlice bakmak ve içindekileri okumak için önündeki kısa tabureye oturmuş ve yazılanları yavaş yavaş algılamaya başladı...Beynine yerleştirdiği ifadelerin; kendisine ne kadar darbe vurduğunu,Deli Osman'ın bile pususundan daha tehlikeli boyutlarda olduğuna kendini inandırmaya çalışıyordu...Karısının yazmış olduğu,"Buse'nin Çileleri" günlüğü çılgına çevirmiş,gözleri ateş saçıyordu adeta.Karşısındaki aynada kendisine baktığında yüzünün biraz önceki güneşin kayboluşundaki kızıllığına döndüğünü hissetti.

"Bak şu o..punun yazdıklarına:
"... açıkça itiraf edecek olursam. Şu anda seni rahmime gönderen baban olacak o adam bile benim arzuladığım kişi değildi. Senin ilk ve tek sevgilimden olmanı isterdim... Ama olmadı be yavrucuğum...Kader ağlarını,bana öyle acımasızca ördü ki...

Senin,sevgilimden olmasını istediğim kişiye sahip olamadığım gibi işin ilginç tarafı başıma gelmeyen de kalmadı...Şu anda sana söyleyeceğim ama boğazım öyle düğümlendi ki; arap saçına dönen öykünün içeriğini anlatmakta zorlanıyorum..."

Vay be koynumdaki yılana bak.Hala eski sevgilisinin hayalini kuruyor kaltak...Bir de şairliği de tutmuş şuna baksana:

Şu dünyada muradını almayan
Tabibe yaramı sar diye ağlar
Sağlığında sevdiğini sarmayan
Mezarda kolları yar diye ağlar...

Vay vay vay...

Sağlığında sevdiğini sarmayan
Mezarda kolları yar diye ağlar... Şiire bak bir kere...

Ulan seni; ben, açlıktan kurtardım be...Baban olacak o pezevenge tomarla para saydım. Daha paranın karşılığını bile ödeyemedin.b Hele bir altı tane çocuk çıkart bakayım dünyaya da o zaman görüşelim,seninle...

Dellenmiş vaziyette,kapıyı açıp konağın içerisine doğru:

-Buse...buse... buse... diye avazı çıktığı kadar bağırdı.

Ahmet efendinin haykırmasıyla konak adeta korkudan titriyor,camlar kırılacakmış gibi şangırdıyordu...

Ölen birinci karısından olan kızlarından Pembe gül ile ortanca kızı,babalarının çılgınca bağırmaları karşısında odalarından salona çıkmışlar,babalarının korku dolu gözlerle izliyorlardı...

Ahmet efendi,kızlarının burunlarının dibinde:

-Nerede analığınız olacak o o...pu,ha.Neredeeee?...

Pembe gül,babasına doğru bir adım yaklaşarak:

-Babacığım,cici annem,bir saat önce " muhtar amcanın kızının doğumu varmış" diye muhtar amcayla birlikte bakkal Hüsne abla gelip aceleyle götürdüler...

Yine aynı çocuksu yaklaşımla:

-Buse cici annem,doğuma gidiyorum.Baban, eve erken dönerse söylersin. Diye tembihlemişti...

-Demek ebeliğe de başladı ha...Gelsin de görüşelim,bakalım...

Gül pembe,çocuksu duygularla:

-Kızacak ne var ki bunda,babacığım...

Ahmet efendinin öfkesi biraz geçmişti,kızlarına tepki vermeyip odasına döndü...



Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 323
favori
like
share