Kadının kendi varlığını, potansiyelini, sahip olduklarını görmesi ve bunları kullanarak bizzat hayatın içinde yer almayı bilmesi gerekiyor ki, ben genetik olarak bu niteliğe sahip olduklarını düşünüyorum zaten. Burada önemli olan nokta şu: Modern dünya içinde kadınları 'üretime aktif olarak çekme' yolundaki işgücü simsarlığının, kadının özgürlüğü ya da bağımsızlığını sağlama yolunda atılmış adım olmaktan çok, sistemin kendi bağışıklığını güçlendirme çabaları olduğunu doğru saptamak gerek. Başarılı, özgür kadın imgesi altında, aslında erkek-egemen sisteme ve onun kurallarına uyum sağlamış, yani giderek 'erkekleşmiş', sertleşmiş, şiddeti (açık ya da gizli) bir yöntem olarak benimsemiş farklı bir kadın imgesi dayatılıyor ki, bu aslında özgürlüğe ve eşitliğe giden yolu kısaltmak şöyle dursun, önüne set bile çekebiliyor. 'Kadın kadının kurdudur' sözünü doğrulayacak derecede, salt bu belirlenmiş, verili 'modern dünya'da güç edinebilme adına kendi doğal karakterinin dışında rollere bürünen kadını dışta tutarak düşünmek ve bunu 'sistem ürünü' olarak görmek gerek.



Kadın, kendi varlığının farkına varmalı; kendini erkek dünyası içinde onun kurallarıyla var edecek yöntemleri zorlamak yerine, yeni bir dünyanın hızlandırıcısı ve eşit ağırlıktaki aktörü olarak görmeli. Erkeklerin de kadını nasıl gördükleri önem kazanıyor. Modern, özgürlükçü ve sağduyulu dediğimiz erkeklerde ble kadına 'özgürlük bahşedilecek' bir varlık olarak görme eğilimi var. Kadın ne 'fethedilecek bir kale' olmalı, ne de dizlerinin dibine oturup sığınılacak bir liman. Birlikte, yan yana yürümenin, gerçek anlamda 'eş' olmanın yol ve yöntemlerini, kendi doğallığı içinde bulmamız ve geliştirmemiz gerekiyor. Kendine saygı duyan, erkek kurallarına ve erkeğe teslim olmayan kadınlar ile, yine kendine saygı duyan ve kadını 'elde etmeye', sahip olmaya ve hükmetmeye çalışmayan erkeklerin oluşturacağı bir çekirdek toplumun lokomotifi olmaya başladığı anda, çok temel bir sorun, 'gerçek aşk' dediğimiz o spiritüel olguyu da tüm yalınlığı ve gerçekliğiyle yaşamaya başlayabileceğiz. Tabii, onun ayrılmaz parçası olan gerçek cinselliği, yani 'üreme' ve 'yatakta tahakküm' üzerine kurulmayan, coşkulu, heyecan verici ve paylaşımcı cinselliği. Spiritüel unsur, bu noktada daha da önem kazanıyor benim düşünceme göre. Evrenin yapısı içindeki farklılıklarımızı ve birbirimizi tamamlayışımızı fark ettiğimiz ve bunu özümlediğimiz oranda, doğru dürüst sevişmeyi de öğrenebileceğiz. Dolayısıyla, kadınla erkeğin yürümekte olduğu yolu, zaten gelmekte/doğmakta olan koşullar büyük oranda belirliyor. Eğer bu süreç içinde olumlu anlamda bu değişimle baş etmeyi ve yönlendirmeyi becerebilen bir nesil yetişirse, çok daha sağlıklı yönde bir değişimin başlayabileceğini düşünebiliriz. Ama tarihte her şey 'idealize edildiği' gibi yürümeyebiliyor. Bambaşka yönlere, bambaşka eğilimlere doğru da gidebilir bu değişimin vektörü. Diyebiliriz ki, yaklaşmakta olan yeni dönemi, kadın ve erkeğin ayrı ayrı kendini tanıması, algılaması ve birlikte yürümeyi başarıp başaramaması belirleyecek.

Rıza Karataş

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 253
favori
like
share