Umuda Doğru Frank Mccourt

Umuda Doğru Frank Mccourt Kitap Özeti -Umuda Doğru Frank MccourtKitap Tanıtımı

Umuda Doğru, geçtiğimiz aylarda yine “kitaplık” köşemizde tanıttığımız “Angela’nın Külleri” isimli romanın devamıdır.
Frank McCourt’un Amerika rüyasını birinci kitabın sonunda gerçekleşmek üzereyken bırakmıştık. Hatırlarsanız o berbat İrlanda günlerinden sonra Frankie biriktirdiği paralar ile Amerika’ya gitmek için “Irish Oak” isimli gemiye binmişti; dokuz gün süren bu yolculuğunun sonlarına doğru Amerika’nın ışıl ışıl görüntüsüyle birlikte ise yollarımız ayrılmıştı. Çok garipsemiştim bu durumu, çünkü bir yaşam yarım kalmıştı. Frankie daha on dokuz yaşındaydı, Amerika günlerine ne olmuştu peki! Frankie ‘bugüne’ dek nasıl gelebilmişti! İşte, Frank McCourt tüm bu soruların farkında olacak ki -ya da kitabın başarısından(!)- olayların devamını okuma şansını verdi bizlere. Seve seve uzandı ellerimiz, Umuda Doğru…

Frankie İrlanda’dan ayrıldığında henüz on dokuzundaydı. İrlanda’daki zorlu yaşamı ona büyük sorumluluklar yüklemişti. Babasının II. Dünya Savaşı yıllarında iş bulabilmek umuduyla İngiltere’ye gitmesi, ancak ailesini sürekli olarak unutması, onlara para göndermemesi ve bir mektup dahi yazmaması Frankie’yi hem ruhsal yönden zayıflatmış, hem de çalışmasını ailesine bakacak biri olması adına zorunlu hâle getirmişti. Frankie bunun üzerine okuduğu liseyi terk etmişti ve geçici işlerde çalışmaya başlamıştı. Ailesine bakmak zorunda olan Frankie’nin Amerika’ya günün birinde mutlaka gidebilme düşü yaşamında büyük umutlara yer açıyordu. Bazen bu düşten vazgeçip umutsuzluğa kapıldığı da oluyordu, bazen ise sadece bu düşün kendisine yaşam gücü verdiğini fark ediyordu. Zor günlerden sonra da olsa, günün birinde bu düşünü gerçekleştiren Frankie, berbat bir gemiyle dokuz gün sürecek olan Amerika yolculuğuna çıkmayı başarmıştı.
Bu gemi yolculuğunda Frankie bir papaz ile tanışmıştı. Papazın Frankie’yi sevmesi Frankie’nin Amerika’da iş bulmasını kolaylaştırmıştı. Sonuçta papaz yeterince tanıdığa sahip olan bir din adamıydı -ne din adamı ama!
Biltmore isimli bir otelde Frankie ilk işine sözünü ettiğim Papaz’ın yardımıyla başlamıştı. Bu oteldeki zengin insanlara hizmet etmek ve sürekli olarak onların şâşâlı yaşamına imrenerek yaşamak Frankie’ye çok zor gelse de mecbur olduğunun farkında olarak işine uzunca bir süre devam etti. Kimi zamanlar okumadığı için pişmanlık duydu ve yaşıtı olan insanların yaşantısına hayranlıkla baktı. Ama asla ‘okuma’ hayalinden vazgeçmedi ve öğrenci gördüğü her an aklından mutlaka şu cümleleri geçirirdi:
“Öğrenci olmak istiyorum, çünkü ellerinde taşıdıkları o koca kitapların içindeki her şey onların beyninde. Saatlerce Shakespeare’den , Samuel Johnson’dan ve Dostoyevski’den konuşabilirler. Bir gün ben üniversiteye gidersem, ben de metroda koca koca kitaplarımı kolumda taşıyarak başka çocukların bana özenmesini istiyorum. Hattâ, Dostoyevski’nin kitabını okuduğumu görsünler diye gözlerine sokmak istiyorum.”
Böyle bir eziklik içinde yaşamına devam ediyordu Frankie. Kimi zaman zengin insanların küçümseyici bakışlarından rahatsız oluyordu. Bu anlarda da aklından hep şu cümleler geçiyordu:
“Bana böyle bakmamaları gerek. Anneleri babaları onca para döküp onları ne diye niye okutuyor! Eğitim görmenin anlamı ne! Bu ülkeye henüz gelmiş bir göçmen çocuğun kızarmış gözlerine böyle bakmaları çok ayıp. Hocalarının onlara, Biltmore ya da herhangi bir otelin lobisine gittiklerinde, gözleri iltihaplı ya da tek bacağı olmayan veya herhangi bir engeli olan insanları görürseniz öyle garip bir şey görmüş gibi gözlerinizi dikip bakmayın, diye öğütlemelerini beklerdim.”
Sakin Amerika günlerinde Frankie’yi ilginç bir sürpriz beklemekteydi: Kore Savaşı patlak vermişti ve elbet her işe burnunu sokmaktan haz alan, bal tutan parmağını yaladıktan sonra elini yeniden bala sokan Amerika da sert mizacını koruyacak, savaşa katılacaktı. Tabii Frankie de askere çağrılmalıydı, ne de olsa bir göçmen ön saflarda yer alabilirdi düşman askerleri tarafından rahatlıkla katledilebilmesi için. Lâkin konumuza dönelim… Frankie ve onun gibi pek işe yaramayacağına inanılanlar öncelikle on altı haftalık temel eğitim için askere alınmıştı. Savaşa katılmadan eğitimini tamamlayıp terhis olan Frankie’nin askerlik mesleğine hayran olması geçici bir heves olarak özyaşamöyküsüne yazıldı. Frankie askerden sonra sigortacılık, bankacılık gibi sektörlerde çalıştı. Ama hâlâ aklında ‘okumak’ vardır. Lise mezunu bile olmamasına rağmen “New York Üniversitesi”ne bir başvuruda bulundu ve…
Yarım bıraktığımız hayallerimizin, umutlarımızın tamamlayıcısı oluyor bu kitap. İnancın, sevginin, ezikliğin tercümanı âdeta. İlk kitabı okuyup da beğendiyseniz, yaşamı noktalandırmanın zamanı geldi; daha doğrusu; haydi, rüya vakti


Kitap Ön yüzü



Kitap Künyesi

Kitap: Angela’nın Külleri II – Umuda Doğru
Yazar: Frank McCourt
Çeviri: Neşe Olcaytu
Editör: Tanju Anapa
Yayın: Epsilon Yayınları
Basım: Ekim 2002 (6. Baskı)
Sayfa: 419 s.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 431
favori
like
share