Gün devrilince Kaf dağının ardına
Devlerin gölgeleri serpilir şehrin gammazlığına

Ebabil dudağından sarkıyor pusatsız çığlık
Erir zirvesine beyaz düşlerin
Buz keser ümitlerin

İki yakası düşman yokluk –varlık
Ömürden sağılır ölü nehirler
Bir çığlık amasızlanır payımıza
Kör gecede kurşun gülüşlü bahtiyar figan
Biliyorum bu kent fukara durur
Kör akıntılar kürek vurdukça, esareti yudumlatır avuç avuç
Gül damlasıyla...



Susku çocukluğumun lal bakışıdır
Gözlerimin isyan küslüğünün,
Esrik buğulanmaların da can veriyor intihar kuşları
Nefes sürgülenir ince oynak
İki dem gözyaşı çiğdemi, dağ sinesinden mızraklanır eşiksiz merdivenlere
Yürüyüşler yalpalı
Sendeler namlu çözülmemiş parmaklarda, ölümüne küsüm aya yıldızlara
Şafak kuşkanatların da alaz alaz kur kızılı döngüler
Toy dudaklardan dökülünce arzu hal
Yetimliğin sırtını sıvazlar
Aç yürekte filizlenir alaca efkâr



//Saatlerin ardına gizli, gerdan heveslisi urgan
Aç ilmeğini ömrümü vereyim can susamış kollarına,
Kuş çırpınışıyla bir damla gözyaşı dökeyim//



Saçlarımda zifir tanesi yokluk
İsimsiz göçler yürek dibimde
Seyre durunca akşam kızıllığı
Ellerini açar rüzgâr hasret ezgilerine
Dökülür o vakit ağrı dudaklarından
Bahara yaslı güller ağıtlı, kör kilit mutena zırhında
Paslı kapılar gıcırtısında...



Gök maviden salınır çifte nağra
Ve leblerde ağrılı yanık nida
Soyut somut yan yana


//Alışırım elbet, fukara yüreğin soğanlı sofrasına
Dürülmüş bir lokma varsa beylikten yana
Ve üstüne giyinmişse yırtık samimi hırka
Karışırız elbet kalabalığa//


Lakin gül açmayan mevsimlerin yalan sakızlarına
Şahitliğimiz var
Değil kalabalığa karanlığı arşınlar soluk ayarsızca.



Kar uykusu öncelerinde susarken şehrim
Ve sokaklarımdan çekilirken gece sesleri
Yankılanır hüzün dört gözü mahmur
Tende uçurum yanıkları çiçeklenir
Ayrılık sarısınca
"müebbet türküleri" döker ahval
Vakit akitsizlik uğruna sırnaşık
Sahte duygular bedevi sancımalarında
Doğuruyor başaklarını sarı mavi
Güneşle dans çoşkusunda kıyılar


Oysa


Yağmur rahmetini sürüyordu
Şehrin ölü yıkıntılarına
Dem vurup her heceye,
Hüzünden arınıyordu aklı sıra
Aklın gergefine takılan muamma
Sır aynalarda iğreti bakışmalarda
Âdemoğlu oğul verdi yalınayak
Kız verdi başak başak
Lakin yalan dört ayak
Yılan yalın ayak..



Unutmuştu üryan günahların yarenliğini
Kardeşini vuran ellerde kan
Yüzünde amansız korku
Ta âdeme ulaşır yani yılanın zoru



Ne t/adı var aşkların
Ne kardeşliğin şanı
Hal böyle böyle iken
Sağduyu suzi zan
Körleşen izan olur

Ki... Neruda zihnimde öteden kalma aşkın saf hecesi
Gecesi, güncesi, tümcesi
Seni sana bırakmadı şair cübbesi
Ölme Neruda ölme
Ver bana esrik gülüşlerini...



Hazal Karadağ

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 247
favori
like
share
1sidelya Tarih: 01.11.2009 21:09
Kar uykusu öncelerinde susarken şehrim
Ve sokaklarımdan çekilirken gece sesleri
Yankılanır hüzün dört gözü mahmur


_________Emeğine sağlık canım bu güzel paylaşım için...
sirenes Tarih: 31.10.2009 22:39
//Alışırım elbet, fukara yüreğin soğanlı sofrasına
Dürülmüş bir lokma varsa beylikten yana
Ve üstüne giyinmişse yırtık samimi hırka
Karışırız elbet kalabalığa//
[COLOR="Indigo"]
emeğine sağlık...