Dışarıya bakıp aldanıyoruz hep, hepimiz yaşıyoruz ama nefes almak yaşamak olmamalı, farklı olalım demiyorum ama robotlaşan yüreklerin bir parçası da olmak istemiyorum. Sadece nefes almak yetmiyor tüm güzelliklere, yaşamı içime çekmek istiyorum, yaşadığım ve sevgiden bahsettiğim her anımdan keyif almak istiyorum ömrüm olduğu sürece. Sevgimle yaşamın hareketliliğine ayak uydurmak, bir yüreği her atışında yakalamak istiyorum. Her an her saniye sanki avuçlarımdan bişey kayıp gidiyor, güzel yürekleri kaybetmemek adına tüm güzellikleri bir sevgili ile yaşamak adına ellerimi açmak istiyorum, hepimizin önünde az kalmış ama çok şey yaşanmamış bir hayat var, zihinlere sıkışıp kalan günışığından yoksun aşk var. Hayatın kendisi değişip dururken biz kendimizi sessizliğe hapsetmemeliyiz, geri kalan zamanı kendimize uydurmalıyız, geleceği iki kişi olarak değiştirmeliyiz, sevgimizle değiştirmeliyiz. Bir dönem hep geceleri sevmiştim, sanki karanlık bir yorgan gibi üzerimi yalnızlığı ile örtünce kendimi tek başınalıktan kurtulmuş sayardım. Gece koyu karanlığını yaydığında her şey yok olur sanki, sadece bilincin ve yüreğin kalır, uykuda bunlar da yok olur, geçici bir yokluğu tadar insan. Şimdiyse her sabah duygusallığımla uyandığımda güneşe, çiçeğe, kuşlara gülümsediğimde gündüzlerin arasına gece giriyor sanıyorum, oysaki yalnızlığım bölünüyor hergün bedenime uzak bir sevgilinin varlığıyla. Sevgiyle bölünüyor yüreğimdeki karanlıklar, sevgiye uğramayan kendini nasıl var sanabilir, sonsuz karanlıkta hiçbirşeye temas etmeden yüzen bir beden gibiyim. Bu labitentte yüreğimdeki sevgimle elele yürüyorum, hüzünlere kaygılara gülümsüyorum, yüreğimin gözüyle bakıyorum her şeye. Sessizliğimle çıkıp sarılmak istiyorum mutlu gündüzlere, haykırmak istiyorum gecelere, “hey sevgili bana renkleri anlat, bir daha anlat, çocuk gözüyle umarsız yaşamayı, minicik şeylerde bile neşeyi nasıl yakaladığımı hatırlat” diye.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 301
favori
like
share