Kâğıttan yaptığı külahlara, leblebi şekerlerini paylaştırırken “Yarısı da kardeşinin” derdi annem; paylaşmayı öğrendim.


Müberra Abla’nın etli mantı gönderdiği tabağı, irmik helvasıyla doldurup elime tutuşturdular; bize dolu gelenin boş yollanmayacağını öğrendim.



Babamın aylık aldığı gün yan sokaktaki Emine Nine’nin evine yiyecek ve harçlık bırakmasına şahit oldum; insanlara karşılıksız bir şeyler vermenin hazzını öğrendim.



Yıllardır sürer paylaşmaya dair öğrendiklerim... Yalnız maddenin değil, emeğin, zorlukların, yoklukların, varlıkların, korkuların, acıların, sevinçlerin, tasaların ve daha nice şeylerin de paylaşılabileceğini öğrendim. Öğrettiler.



Artık bakkala ekmek almak için, komşu çocukları yerine kapıcımız gitmekte. Düğünlerimizi, sünnetlerimizi, komşularımız, akrabalarımız yerine, organizatörler hazırlamakta. Cenaze evlerine, saygı ve sünnet gereği ocak yaktırmayıp, 7 gün sıcak yemek taşıma yerine, lokanta ve pastanelerin hazır yemek, börek ve kuru pastaları yollanmakta.



Dedikodunun bile tadı yok artık. Televizyonların magazin programlarında yapılıyor fazlasıyla ve bizler de dinliyor, izliyoruz zaten dikkatle. İzlemesek de, pek bir şey bilmiyoruz artık eşimiz dostumuz hakkında ki dedikodu yapabilelim...



Limonumuz bittiyse evde o an, komşudan alamayız bir tane bile olsa. Limon suyu hazırlayıp bulundurmak zorundayız acil durumlar için. Eve geldiğimizde, yorgunluk gidermek bahaneli, asıl niyeti sohbet olan, kahve içimi ziyaret amaçlı tıklatılacak kapı da yok artık.



Gönlümü, yüreğimi paylaşmak için ortamlar yok artık. Konu komşu yorgun geliyor işinden gücünden. Bir yoğunluk sarmış herkesi. Bıkkınlık, suskunluk, yalnızlık…

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 328
favori
like
share