Sadat-ı Nakşibendiyye nispeti Muhammed Derviş (K.S.)'ten Hacegi Emkeneki (K.S.)'ye devrolunur.

Muhammed Bakebillah (K.S) mürşididir: Hacegi Emkeneki (K.S.).

Zahirde mürşidi, Hacegi Emkeneki (K.S.) olmasına rağmen, hakiki mürşidi Şah-ı Nakşibend'dir. Yani üveystir ve Şah-ı Nakşibendî (K.S.)'nin ruhani terbiyesiyle yetişmiştir. Hacegi Emkeneki (K.S.)'nin sofileri itiraz edecek gibi olmuşlar. Hacegi Emkeneki (K.S.), onlara haber göndermiş ve diyor ki:

"-Onlar telaşlanmasınlar. Bu zatı terbiye etmişler ve öyle göndermişler buraya. Bize ise sadece kontrol vazifesi düştü"

Muhammed Bakebillah (K.S.), kırk yaşları civarında dünyayı değiştirdiği halde, İmam-ı Rabbani (K.S.) gibi bir Mürşid-i Kamil yetiştirebilmiştir. Ve İmam-ı Rabbani (K.S.)'ye halifeliği verdiği andan itibaren mürşidlikten vazgeçmiş, kendi sofilerini ve oğullarını İmam-ı Rabbani (K.S.)'nin terbiyesine havale etmiş ve hatta kendisi dahi onun sohbetlerine devam eder olmuştur. Muhammed Bakebillah (K.S.) öyle der. "İmam-ı Rabbani (K.S.), öyle bir güneştir ki bizim gibi binlerce yıldızı örter."

İmam-ı Rabbani (K.S.) der ki: "Bize bildirildiğine göre Mehdi (A.S.) bizim bu nispetimizden, bu tarikatten gelecektir ve bizim marifetlerimizi okuyacak, kabul edecektir. Yine bize bildirildiğine göre Mehdi aleyhrahme kadar, bizim gibi bir zat daha gelmez."

Gavs (K.S.) da öyle der: "İmam-ı Rabbani'ye bir müridi demiş ki; Sen Mehdi Aleyhirrahmesin. Bu sözün karşısında İmam-ı Rabbani cevaben: "Ben de öyle sanmıştım ama ben değilim. Çünkü ben yüzün başını geçtim Mehdi Aleyhirrahme ise yüzün başını geçmeyecek."

Seyda (K.S.) sözlerine devam ederek: "Gerçi hadis falan değil, ama İmam-ı Rabbani'nin sözüdür" der.

Bu Tarikat-ı Nakşibendiyye nispeti, Gavs-i Sani (K.S.)'ya uzanan şecerede mevcut olan, İmam-ı Rabbani (K.S.)'den sonra iki kanaldan birden gelir: Seyfeddin (K.S.) Ve Muhammed Masum (K.S.)'dan.

Seyfeddin (K.S.)'in ikinci mürşidi, aynı zamanda Muhammed Masum (K.S.)'dır ve orada tekrar şecere birleşir.

Seyfeddin (K.S.), bu Tarikat-ı Nakşibendiyye nispetini, Gavs-ı Sani Hazretleri'ne uzanan şecerede Seyyid Nur Muhammed Bervani (K.S.)'ye vermiş. O da Şeyh Şemsuddin Habibullah Mirza Canan El Mazhar (K.s.)'a ve O da Seyyid Abdullah Dehlevi (K.S.)'ye devreder.

Seyyid Abdullah Dehlevi (K.S.), Mevlana Halidi Bağdadi (K.S.)'nin mürşidi kâmili ve aynı zamanda zamanın kutbul aktabı. Seyyid Abdullah Dehlevi (K.S.)'nın yanına gelen Mevlana Halidi'ye ilk iş olarak tuvalet temizliği gördürülür. Ki; Mevlana Halidi (K.S.) Seyyid Abdullah Dehlevi (K.S.)'nın yanına geldiği zaman üç tarikatı birden bitirmişti ve son bitirmiş olduğu tarikat, Kadiri Tarikatı'ydı. Mustafa Kürdi'den Kadiri halifeliği almış ve öyle gitmiş Abdullah Dehlevi'nin huzuruna. Aynı zamanda da büyük bir âlimdi. Bütün bu özelliklerine rağmen, ilk iş olarak ona tuvalet temizliği verilir. Fakat on ay küsur gün sonra Mevlana Halidi Bağdadi (K.S.)'ye halifeliği verdikten sonra, S.Abdullah Dehlevi atın yularından tutmuş, bir miktar çekmiş. Bu durumu görenler itiraz etmişler:

"-Bir mürşid-i kâmil, müride nasıl hizmet eder? " diye.

Bunun üzerine cevap vermiş:

"-Eğer biz O'na bu kadarını da yapmasaydık, O bizim buradaki bütün nispeti de alıp götürecekti."

Mevlana Halidi Bağdadi (K.S.) zamanın kutbul irşadı ve müceddidi. 100 yılının on üçüncü asrın müceddidi ve büyük zat. Der ki: "Allah'ın bir meleği vardır. Her gün şöyle haykırır:

"Ölmek için doğunuz, yıkılmak için bina yapınız."

Mevlana Halidi Bağdadi (K.S.) Gavs-i Sani Hazretleri'ne uzanan şecerede tekrar iki kanaldan Gavs-i Sani’nin hazretleri’nin silsile halkasına dâhil olur:

—Seyyid Taha (K.S.) ve Seyyid Abdullah (K.S.)

Seyyid Taha (K.S.), bu yolu S.Abdullah'dan devr almıştır. S.Taha (K.S.), zamanının kutbul irşadı, büyük zat ve Gavs-i Sani Hazretleri'ne uzanan şecerede S.Taha (K.S.)'dan Gavs-ı Hizani Seyyid Sıbgatullahi Arvasi (K.S.)'ye dayanır.

Seyda (K.S.) der ki: "İş lafın zahirinde değil, manevi tasarruftadır. Mesela, Gavs-ı Hizani'nin oğlu büyük âlim oldu ve babasından izin istedi, cemaate vaaz vermek için. Gerçekten de cemaata vaaz etmeye başladı. Ne kadar ayet, hadis varsa ortaya döktü, sıraladı ve milletin kılı kıpırdamadı. O sırada ezan okundu. Ardından Gavs-ı Hizani: "Haydi kalkın kamet getirin, namaz kılalım." der demez bütün millet yerlere döküldü, aşk ve muhabbetten, feyizden, nisbetten. Demek ki iş, lafın zahirinde değil, manevi tasarrufta."

Gavs (K.S.) da öyle anlatmış: "Biz Şah-ı Haznenin sohbet meclisindeyken, çoğu sohbetleri, anlayamazdık, ama sohbetin sonunda fark ederdik ki, kendimizde bazı gelişmeler ve düzelmeler olmuş. Anladık ki, iş lafın zahirinde değil manevi tasarrufundaymış."

Şah-ı Hazne (K.S.)'nın birgün dergâhı çok kalabalık olmuştu. Tevbe edecek adamlar çok. Demişler ki; Şah-ı Hazne'nin bugün ziyaretçisi çok, tevbe alacak çok ve bugün nasıl olsa sohbet etmez. Böylece çıkmış gitmişler. Gece geç vakit Şah-ı Hazne (K.S.) tevbe vermeyi bitirmiş ayrılıyor. Evine doğru giderken, divanın penceresinden içeri doğru bakmış, bakıyor ki mollaların kimisi sigara sarıyor, kimisi de sigara tellendiriyor ve herbiri bir âlemde. Şah-ı Hazne (K.S.), başını içeri uzatmış ve diyor ki: "Ben Hazretin müridlerini nazar sahibi bilirdim."

Seyda (K.S.) öyle der: "Şeyh Halidi öyleki, zamanının en büyük âlimlerindendi, övünmek gibi olmasın amma, kibirlenmek gibi olmasın amma, kendime nefis yapmayayım amma, hadiste ilmi İbn-i Hacer kadardır. Bu zat, Gavs-i Hizani (K.S.) ata binerken, sırtını O'na binek taşı yapardı. Eğer iş lafın zahirinde olsaydı Gavs-i Hizanı'nın ilmi pek o kadar yoktu. Onların yanında cahil sayılırdı."

Gavs-i Hizani (K.S.), bu Tarikat-ı Nakşibendiyye nispetini Şeyh Abdurrahman-i Tahi (K.S.)'ye veriyor. Seydayı Tahi (K.S.), Gavs-i Hizani (K.S.)'nin yanına gittiği zaman şeyhti ve aynı zamanda Kadiri halifesiydi. Gavs-i Hizan-i (K.S.)'nin yanına vardığı ilk gün keşfi de açık olduğu için görüyor. Ne görüyorsa diyor ki: "Nihayetül Tarikat-ül Kadiriyyeti, bidayetül Tarikatül Nakşibendiyye." Yani, "Kadiri Tarikatı'nın sonu, Nakşibendî Tarikatı'nın başıdır."

Gavs (K.S.) da öyle dedi: "Bir Nakşibendî’nin bir günlük ameli, Kadiri'nin seksen yıllık amelini kapatır."

Şah-ı Nakşibendî (K.S.)’ de benzer manada; "Benim elime geçen ilk marifet, Beyazıd-ı Bestami'nin eline geçen en son marifet olmazsa, bu tarikat bana haram olsun."

Seyday-ı Tah-i (K.S.), zamanının kutbul irşadlığı teklif edilen büyük bir zat. Ve Said-i Nursi (K.S.), O'nu öyle över: O'nunla dokuz yaşımda görüşmekle şereflendim. Onun zamanında pek büyük veli, büyük makamlar aldı. Öyle bir zat düşünün ki velilere makam aldıran bir veli. Acaba kendi makamı nasıl?"

Seyday-ı Tahi (K.S.) Gavs-ı Hizani (K.S.), sofiler ve oğulları, bir gün açıkta kırda yolda giderlerken, bir taraf sarp kayalıktan aşağıya doğru büyük bir kaya parçası başlamış yuvarlanmaya, paldır, küldür. Can derdi, sofiler tüymüş. Gavs-ı Hizani'nin oğulları kaçmış. Seydayı Tahi (K.S.) bakmış ki, koca kaya parçası, Gavs-ı Hizani'nin üstüne geliyor. Bir an düşünmüş, kendi kendine demiş ki: " Gerçi ben bu kayayı durduramam, amma hiç olmazsa yavaşlatabilir ve. Tam o sırada Gavs-ı Hizani kaçabilir. Bu düaşüncelerle gerçektende pat diye kendini kayanın önüne atmış ve tabii öteki Gavs, Gavs-ı Hizani (K.S.) bir nazarda kayayı durdurmuş ve şöyle demiş: "Öz çocuklarımız bile bizi bırakıp kaçtılar. Amma Seydayı Tahi bizi kendi öz canından daha üstün bildi, O bize öz çocuklarımızdan daha yakındır."

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 896
favori
like
share