Rojda Öyküsü - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Genç,oturduğu yerden annesini süzüyordu.Annesi ise elindeki tığlarla ilif örmeye çalışıyordu.Orta yaşlarda olmasına rağmen geçkin gösteriyordu.Yüz çizgileri hafiften derinleşmiş,saçlarının yarısından fazlasına dalga dalga aklar düşmüştü.Elaya çalan gözlerinin altındaki derinlik günden güne fazlalaşıyordu.İnce dudaklarının üzerinde tek tük peydahlanan kıllar,bıyıkları yeni terlemeye başlayan gencin durumunu andırıyordu.Kadınsı hormonları,dengesizleşmişlerdi.Kocasının ölümünden sonre erkenden omuzlarına çöken zorluklar karşısında bayağı yıpranmıştı.Menapoza bile erken yakalandı.Vücudunda beliren yüksek ateş,düzensizleşen adet görmeler ve diğer sıkıntılar karşısında bir aralar deprasyon da geçirmişti.Sonra bu sıkıntılarının tamamını yalnızlığına gömüp onlarla barışık olmayı yeğledi...Doğrusu doktora bile gidememişti.Yeşil kart sosyal güvencesi dahi
yoktu.Östrojen takviyelerini nereden ve nasıl alacaktı ki.Tamam eczanelerin yerini biliyordu ama parasızlığın gözü kör olsundu.Her şeyin önünde engel olarak karşısına "para" çıkıyordu...Annesi devinimli parmak haraketleriyle elindeki tığın üzerindeki yirmi numara ipi sağa sola hoplatıyordu.Yerdeki yumaklar ise kadının parmak haraketleriyle zaman zaman zıplıyorlar her harakette yumaktan biraz daha ip eksilirken, örülen ilifde (sabunluk) de aynı oranda ip fazlalaşıyordu. İçerinin sessizliğini : "- Selim,sana bir haberim var.Bugün,iki ev ilerimizdeki gecegonduya yeni komşular geldi " sözleri dağıtıverdi.Selim,sol kaşını yukarı kaldırdı "-Kimler ?" dercesine.Genelde yorgun olduğu,konuşmaktan kaçındığı zamanlar hep böyle vücut dilini kullanırdı.Şimdi de aynısını yeğledi.
Doğrusu bugün çalıştığı işyerinde çok yorulmuştu.Sanat Okulundan mezun olması,iş bulmasını kolaylaştırmıştı.Bir yıl önce Ostim'de demir doğrama atölyesinde ekmeğini yakalamıştı.Bir gün, "kaynakçı aranıyor" ilanı üzerine iş yerine gitmiş bir iki testten sonra işe alınmıştı.Kısa zamanda patronun gözdesi olup çıkmıştı.Hem elinden iş geliyor,hem de atılganlığı ile kendisini sevdiriyordu.Yirmi yaşına gelmiş olmasına rağmen evin geçimini annesinin üzerinden almış sayılırdı.Her ne kadar annesi de işe gidiyor olmasına rağmen.Kirada durdurdukları gece konduların yoğun olduğu Ergazi köyünün (büyük gökdelenler arasında kalmış )hemen bitişiğindeki sitelerde merdiven temizliği işleriyle, kandile yağ damlatmaya çalışıyordu.Annesi yarım kalan konuşmasını devam ettirdi."...gelenlerin doğudan oldukları nı Türkçe konuşmakta zorlandıklarını çoğunlukla ana dilleri Kürtçe ile konuştuklarını söylemişti. Selim:"-Sefa geldiler,hoşgeldiler" diye mırıldandı.Sonra da dikkatini,erkek kardeşinin ingilizce kursundan geç kalabileceği varsayımına yoğunlaştırdı.Duvardaki saate bakışlarını fırlattığında akrep, 21 in üzerinde yelkovan da 35 ' e doğru yanaşıyordu.Babası,on yaşında iken kanserden ölüp gitmişti.Babasına doyamamıştı.Babası, öldüğünde otuzunda bile değildi.O'nun zamansız geçip gitmesiyle bütün yük anasının omuzlarına bütün ağırlıyla inivermişti, o zamanlar...
Yazın tarım işciliği(pancar tekleme,sökme.soğan,patates ekim,dikim,söküm ve çuvallama işleri) kışın da ceviz sergenlerinde ceviz kırılması işlemlerinde çalışması ile iki çocuğun da ihtiyaçlarını kimselere el açmadan sağlamıştı.Şimdi o günler ,zaman zaman flim şeridi gibi gözlerinin önünden kayıp gidiyorlardı. Küçük oğlunun Kerim'in Ankara Hacattepe Tıp' ı kazanmasıyla baba ocağı memleketi Niksar' dan ayrılmakzorunda kalmışlardı.Oraların havası bambaşkaydı.Bir karış toprakları olmamalarına rağmen Niksar' ın Kelkit ovasının hasreti farklı tütüyordu burnunda.Yine de sıla hasretini yenmesinin bilincindeydi.Öncelikle çocukları geliyordu.Onlar demek "canı,ciğeri velhasıl her şeyi demekti.Sınav sonuçlarından onbeşgün sonra Ankara'ya taşındılar.Kerim'in birinci yıl İngilizce hazırlığı geçmesi için yaz kurslarına gitmesi hem de Ankara'ya kısa zamanda alışmaları gerekliydi.Nasılsa Eylülde dersler başlayacaktı.Biraz sonra Kerim de gelince evin içerisindeki eksiklik tamamlanmış içeriye huzurlu bir hava yayılmıştı.Ortalık kötü,sokaklar bela kokuyordu.Ne olur ne olmaz.İnsanın başına her türlü tehlike gelebilirdi.
Annesi, yatmadan önce: "-Selim,yarın halk pazarından soğan fisili biraz da ercai menekşe fidelerinden al da bahçeyi güzelleştirelim." diye tembihledi.Gecekonduların önündeki iki masa genişliğinde olan bahçeyi değerlendirmek istiyordu.Bahar,yavaş yavaş kendisini göstermeye hazırlanıyordu.Ağaçlardaki topuz,kargılar şişmiş ;gözler, patlamaya hazırlanı yorlardı.Yılların alışkanlığı.Bir anda kopmak imkansızdı.Hem sonra insanın ayağı şöyle bir toprağa değmeliydi.Bunu da ne zamana kadar yapacaktı ki.Gecekonduların yerlerine de dev binalar yapılmaya başlanmıştı.Gökdelenlerin arasında sadece onbeş yirmi gecekondu,sayılı günlerini bekliyorlardı.Onların yerine de gökdelenler dikildiğinde oradaki "Ergazi köyü" maziye gömülmüş olacaktı. Selim, "-Olur,anne " diye yanıtladı.Yarın tatildi zaten.

Aradan bir hafta geçti.Annesi,yeni komşularına "hoşgeldin" e gitti.Yanına da üç paket çubuk kraker almayı unutmadı.Ne de olsa Anadolu insanıydı.Komşuluk ilişkileri,buralara göre güçlüydü.Gecekondunun ikinci odasında yere serili olan kilimin üzerinde oturdular.
Komşusunun yedi çocuğu vardı.En büyükleri onyedi yaşlarında kız,en küçükleri de iki yaşlarında erkekdi.Gelir gelmez kocası çalışmaya başlamıştı.Daha önceden gelip buralara yerleşen hemşehrileriyle beraber işe çıkmışlardı.İnşaat işlerinde çalışıyorlardı.Kadın,Türkçeyi konuşmakta zorlanıyordu.Araya büyük kızı Rojda giriyordu.
O da sekizinci sınıftan sonra okumamıştı.Rojda,çelimsiz vücuduna rağmen güzeldi.Siyah saçları,kirpiklerinin uzunluğu,alnının genişliği,burnunun hafifce yukarı kalkık oluşu ve dudaklarının etli görünümü yüzünün güzelliğini daha da çekici kılıyordu.Kıpır kıpır bir Anadolu kızıydı.Karşısındaki insana hemen pozitif elektrik yayıyordu.Doğudan taa Diyarbakır' dan gelmişlerdi.Geçim sıkıntısından kaçış.Bir de oraların terör belası biraz da töre baskısı huzuru iyiden iyiye bozmuştu.İşte Rojda'ların ailesi de bu yüzden terki diyar etmişlerdi,baba ocaklarını...
Yaz mevsimi geçti gitti.Selim, her zamanki gibi işine gidiyor,yorgun argın eve
dönüyordu.Annesinin yeni gelen komşuları hakkındaki konuşmaları,kulağında hafifce yer eder gibi olmuştu. Rojda ismi beynini bir ara tırmaladı ama kendisini doğru düzgün bile görememişti.Bir defasında ucuz halk ekmek büfesinde aynı kuyruğa girmelerine rağmen gözleri,Rojda'nın sadece siyah saçlarına takılmıştı.Ramazan Bayramı geldi çattı.Günler çabuk geçiyordu.Selim,annesi ile bayramlaşmak için Rojda'lara gittiler.Gıcırtıyla açılan gecekondunun dış kapısından süzülüp içeriye "buyur" edildiler.Ne olduysa işte o zaman oldu.Rojda ile Selim'in gözleri,on saniyelik birliktelikten sonra her iki gencin bedeninde tarifi imkansız büyük fırtınalar koptu.Sanki volkan patlayacakmış gibiydi...
Beyinlerde aşkın çekiciliği bir anda her ikisini de teslim almıştı adeta..
Sonraki bir kaç gün çok zor geçti Selim için .Rojda, iyiden iyiye bütün benliğini sarmıştı.
Her ikisinin de coğrafya bölgeleri ayrı olmasına rağmen ülke sınırları birdi.Kimliklerinin farklılığı hiç önemli değildi.Burada Rojda 'ya duyduğu hisler,galip gelmeye başlamış,bütün engelleri yıkmıştı.Artık başka bir gerçek varsa o da kürt kızı Rojda'ya aşık olması idi.Dayanamadı.Her şeyini paylaştığı annesine içindeki gizemliliği açıkladı: "Anne ben Rojda'yı
seviyorum..."


Ayhan Sarıkaya

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1161
favori
like
share
Leyl-i Lal Tarih: 02.11.2009 02:35
Cok etkileyiciydi bir cirpida okudum.Yazinin edebi yönü cok kuvvetli.Dil,din,irk ayrim gözetmeksizin cikilan yolda bulusulan tek menzil sevgi.Burdada sevginin galibiyeti güzel bir sekilde dile getirilmis.Birde ask ne anlik bir sey kücük bir kivilcim göz acip kapamaksizin bir yanardag misali olabiliyor..Nerde ne zaman ne sekilde gelecegi belli degil.Cok güzel bir paylasimdi emeginize saglik