Buse'nin Göz Yaşları 41 Öyküsü - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Akşam yemeği yendi. Sohbet için herkes, kendine göre belirlediği yere oturdular. Ahmet efendi, her zamanki gibi kendine ait yerindeydi. Bir taraftan da elindeki iri taşlı tespihin tanelerini, baş parmağı ile aşağıya her düşürüşünde; "şak şak" diye çıkan ses, odanın sessizliğine yayılıyor, beyinlerin dinginliğini dağıtıp;dikkatleri, konuşmaların merkezine odaklaştırmaktan uzaklaştırıyordu...

Ahmet efendi, kardeşi Selma'yı süzdükçe: "ulan, bu kız, kocaya gideli amma da serbest hareket etmeye başlamış; bunun kafasında bin tane tilki geziyor,hepsinin de kuyruğu birbirlerine değmiyor iyi mi?Dur bakalım dilinin altından ne baklalar çıkacak,birazdan göreceğiz..." düşünceleriyle beyni devinim halindeydi...Salondakilerin beklentisi,ilk konuşmayı, Ahmet efendinin konuşması yönündeydi. Ahmet efendi, son kez göz gezdirdi etrafa.
Karısı Buse'ye gözleri takıldı. Karnı burnundaydı".Ulan şu hatun, doğurmadı gitti ya. Allah'tan erkek doğursa da sülalemi devam ettirse. Kız olursa yandık.Yarın bürgün,kardeşim Selma gibi koluna bir sünepe takıp gelir karşıma...Uğraş dök işin yoksa..."

Önce damat beyden konuşmayı yeğledi.

-Nasılsınız enişte bey?Şehirde işler nasıl gidiyo.Evlenmeden önce anlattığına göre özel bir şirketin muhasebe işlerini tutuyordun değil mi?..

Damat,elleri göğsüne kenetli, ayakları nizami şekilde yan yana getirmiş;gözleri,kayıncısı Ahmet efendinin gözlerinin menzilinde sanki bir emir vaki edası içinde konuşuluyormuşçasına:

-Evet efendim, özel bir şirketin muhasebeciliğini yapıyordum.Ama şimdi değil.Selma ile evlendikten on gün sonra çıkış verdiler.Şimdi evde Selma'nın dizinin dibinde oturuyorum...

Ahmet efendi, "iyi p...k yiyorsun, nerde şapşal tipli adam var, gelir beni bulur ..." diye aklından geçirdi.

İçeriye giren ortanca kızı, çay servisi yapmış; herkes, çaylarından bir yudum alırken,önlerindeki tabaklardan da içi kaymaklı bisküvilerden yemeye başlamışlardı...

Damat, elindeki çayı "hotürdetmemeye "dikkat ederek yudumlanıyor, bisküviden de hafifçe ısırıp,yine oturmuş haliyle bile esas duruşunu bozmamaya çalışıyordu...

Kardeşi Selma'ya dönerek:

-Anlat bakalım Selma kardeş, şehir yaşamına alıştın mı?Köyü heç özlediğin oldu mu?

Selma, " Ulan senin köyünün nesini özleyecem be. Al hepsi senin olsun,ancakkk..."düşünceleriyle ağbeysine manevra yapmaya hazırlanıyor gibiydi...

"Daha önceden beynimde kurgu yaptıklarımı söylesem mi, acaba " diye düşündü.Söylemenin tam zamanıydı...

-Sağolasın abi.Şeher hayatı eyce.Akşam olunca kocam Salihle kol kola giriyoh,Amasya'nın uzun çarşısını aşağıdan yukarı,yukardan aşağıya gidene kadar epey zaman geçiyo.Ara da bir ulu çınar ağacının yanındaki papatya pastanesine de uğrayıp yeni sevgililer gibi tatlı ney ne olursa yiyip orada saatlerce oturuyoh.Orada şarkı türkü dinliyoh,yeni aşıklar gibi...Hı,hı,hı..

Papatya pastanesi sözleri, Buse'yi daldığı kendi dünyasından uyandırıp;başka bir aleme,mazideki anılarına gönderdi...Şimdi de nerden çıkmıştı,bu papatya pastanesi...Ne güzel her şeyi maziye gömmüş;yaralarının üzeri kabuk bağlamaya başlamışken,tekrar Tugay'la olan aşkının anılarını anımsamak,içini bir tuhaf etmişti...
Neyseki Selma, konuşmasına devam edince; dikkatini , eski anılarına odaklaştırmaktan bir nebze olsun kurtulmuştu...

-...yalnız Salih'in işten çıkarılmış olması, bizi zor durumda bıraktı. Bu ay, masraflarımız çoktu, marketin hesabını kapatmakta zorlanınca;boynumdaki altınların birini bozdurmak zorunda kaldık...

Salondakiler, altının satılma olayı karşısında hep birlikte:

-Aaaaaa! Diye şaşkınlık içerisinde kaldılar...

Selma konuşmasına devam ediyor, kocası can kulağı ile dinliyor; kayınçısına karşı saygı duruşunu bozmamaya çalışıyordu...Bir karısına bakıyor bir de kayınçısına ...

-...Kocama iş kurmak için sermaye de gerek. Tek emekli maaşı ile de geçim zor. Kocasına dönerek:

-Öyle değil mi Saliiihhhhh?...

Salih, karısının ağzından laf çıkar çıkmaz hemen yanıtı vermekte gecikmedi:

-Evet karıcığım, aynen senin dediğin gibi.Nerdeyse kasabın önünden geçemiyecek duruma geldim...

Ahmet efendi Selma'nın kafasındaki tilkilerin ne amaçla dolaştıklarını, anlamakta gecikmedi...İçinden,

"Ulan damat, karıdan aşağılık adam, eti de biraz az yeseydin. Nerdeyse domuz gibi olmuşsun..."diye geçirdi...

Selma, tekrar konuşmak için bir cümle sarf etmişti ki:

-Ben,söylemek isterim ki ağbey,malumunuz üzerine şu tarla....
Daha lafını bitirmeden Ahmet efendi, Selma'nın ağzından nelerin çıkacağını sezinlediği için, gerekli çıkışını yaptı:

-Salondakiler,hemen dışarı çıkın.Selma ile özel konuşmamız olacağa benziyor...

Damat,

-Ben de mi çıkacam ağbey...

-Sen de çık,çık,çık.Çabuk.

-Kızma ağabey,hemen çıkarım ben...

Dışarı çıkarken de "Ah benim güzel karıcığım, şu arazini yarısını alsa da bana verse bari" diye düşünüyordu...
Salonda kimseler kalmayınca,Ahmet efendi hemen konuya girdi.Kendi kafasındaki tilkilerin,kardeşininkinden fazla olması inancıyla gayet soğukkanlı bir şekilde:

-Selma kardeşim, senin derdini anladım.Arazileri üleşmek istiyon.Haklısın.Allah korusun,gecinden versin de ikimizden birimiz ölsek,bu arazi,çoluk çocuğun elinde maskara olur değil mi?Senin köye tekrar dönüp de arazileri işleme gibi bir isteğin olmayacağına göreonun karşılığında para vereyim.Duruma göre ya ev alırsınız Amasya'da ya da kocana bir iş yeri açarsın ha.Olmaz mı?Ben böyle düşünüyom bacım..Yine her zaman yüz yüze bakacağız. Senin başına bir şey gelse hemen ben koşacam değil mi...

Ahmet efendi,çok iyi hesaplamıştı.Eğer esnek davranmasa Selma'nın tepkisi de ters olacak; inatlaşacak,arazinin yarısını kanunen zorla elinden alacaktı...
Selma, biraz suskunluktan sonra :

-Peki abi, öyle olsun bakem...

Selma'dan onayı alır almaz dışarı koridora doğru var gücüyle oğlunun adını haykırdı:

-Haaaasssssaaaannnnnn!

Biraz sonra, Hasan babasının karşısındaydı.

-Buyur baba.

-Çabuk köyün içinden Cafer'in taksisini al da gel.Ona da selamımı söyle ayrıca...Halanla acilen tapuya kadar gideceğiz...

-Baba,bir taksi de biz alsak ya...

-Ulan şimdi akıl vermeyi bırak da, sen dediğimi yap.Onun da sırası var...

Biraz sonra Selma ,kocası ve Ahmet efendi taksiyle,Amasya'nın yoluna koyuldular.Mesai bitmeden tapu ve noterde arazi işlerini bitirmek istiyorlardı...
Yarım saat sonra önce bankaya gidip,kafasında yuvarlak hesap yaparak çekeceği parayı aldı..."İşte kardeşim,bu senin hakkın.Anamızın ak sütü gibi helal olsun..."
Oradan tapu ve noterdeki işlerini de halledip,arazi bölünmeden olduğu gibi kendisine kaldı...Selma ve kocası,aldığı parayı sıkı sıkıya tutmuşlar,gelecekleri ile ilgili çeşitli projeler üretmeye başlamışlardı bile...

Veda tokası yaparlarken,Ahmet efendi,gayri ihtiyari elini uzatmış,

-Hadi Selma bacı,yolun açık olsun.Senin de enişte...

Enişte,Ahmet efendinin sözlerini duymamışçasına para dolu poşeti sıkı sıkıya tutmuş adeta paralarla konuşuyordu...

"Enişteeeee!"

Eniştesi,bu sefer duymuş ama yine hiç tepki vermiyordu sanki:

-Güle güle Ahmet efendi, güle güle Ahmet efendiii...

Ahmet efendi,"ulan sizi para canlıları aç köpekler...Aklınız fikriniz paradaymış.Parayı aldıktan sonra beni tanımaz oldunuz, sizi gidi siziler....Bir daha nah köye ayak basarsınız...
Selma, ağbeysinin arkasından bağırıyordu:

-Buse'ye selam söylemeyi unutma...

"Buse'ne de sana da şimdi başlayacam "

öfkeyle mırıldanmış, sonra da manevra yaparak, arabanın gazına yüklenmişti.Rotasını manolya pavyona çevirdi.Uzun zamandır uğramamıştı oralara .Bakalım neler vardı, yeni yeni yosmalar gelmiş olmalıydı...

"Anasını satayım felekten bir gece de ben çalayım bakalım, nasıl oluyormuş"




Ayhan Sarıkaya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 334
favori
like
share