Kumar Öyküsü - Derin Duygular - Ayhan Sarıkaya - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Kumar tutkusu olan insanların ruhsal durumları oldum olası ilgimi çekmiştir.Bu tutku nasıl bir tutkuydu.Hep kazanmak,hep kazanmak ve daha çok kazanmak hırsı yatıyor olmalıydı.
Bu konu üzerinde ne söylesem boştu.Sadece gazetelerden okuduğum kadarıyla durum vahim olmalıydı.Bu kahrolası bela yüzünden yıkılan yuvaların haddi hesabı yoktu.Ailevi boyutları da maalesef içler acısı oluyordu...Gül gibi karısını satmaya kadar işin boyutunu götürenleri ,evini ocağını,çocuklarını bile satmayı göze alanları mı dersin.Daha neler neler...Hep bunlar,kumar denen hastalığın insandaki tahribatları olarak görüyordum,acizane olarak...
Kişiliklerinde de gizli bir zaafiyet ve yaşamın zorluklarına karşı direnemeden işin kolayını tercih edip alın teri dökmeden para kazanmak.Ve bu kazanılan ya da kazanılması düşünülen para üzerine mutluluk inşa etmeye çalışmak.Ben bu çalışmayı,buz dağı üzerine bina kurmaya benzetiyorum...Güneşin karşısında buzun ne gibi fiziksel bir değişime uğradığını kestirmek o kadar güç olmasa gerek...
Geçenlerde Tokat'tan gelen çok yakın bir aile dostumu iki gün evimde misafir ettim.Maddi sıkıntı içerisindeydi...Bu sıkıntısını gideremezse evini satmak zorunda kalacağını söylüyordu.Evini nasıl aldığını da biliyordum.Beş yıl önce Ankaradaki at yarışlarından altılıyı tek başına tutturunca o zamanki parayla elli-altmış milyar kadar kazanmıştı.Sağa sola,markete falan borçlarını ödedikten sonra bir daire alıp kiradan kurtulmuşlardı.O zaman, yalan yok sevinmiştim.Ne de olsa çok yakınım,birinci dereceden kan bağım olan biriydi...Hanımına telefonda takılmştım:-"Yenge sen,bu dairenin tapusunu üzerine al.Ne olur ne olmaz,geldiği gibi geri gitmesin sonra" diye.
Ne yazıkki düşüncelerimde yanılmamışım.Beş senenin bitiminde yine aynı trajik durumlar ortaya çıkmıştı.Etrafa alabildiğine borçlanmıştı.Daha doğrusu tutkunu olduğu kumar hastalığına maalesef yenik düşmüştü...Bu olumsuzluklar,bu kumar hastalığının ortaya çıkarmış olduğu çirkinliklerdi..
Yakınım olan dostuma kesin tavrımı koymuştum.Benim yaşadıklarımı da yakından görmesi için de çalışma proğramı aksatmamış O' nu da birlikte pazara götürmüştüm...Neler çektiklerimi görüp de parayı nasıl zor şartlarda kazandığımı bilsin diye... O'nun kumar sorunu ile ilgilenecek kadar ahmak değildim.Aksi takdirde avuçlarım içerisindeki nasırlar,bana lanet okur,beni zayıflıkla suçlarlardı...Ve daha neler neler söylerdi,sizler hesap edin...
Yakın dostum,geldiği gibi Tokat' a geri gitti.Çok geçmeden de dairesini satmış.Bu arada da at yarışlarına da devam ediyormuş...
Yakınım ile ilgili küçük bir anımı şöyle bir hatırlayıp sizlere sunduktan sonra kendimle ilgili olanına da geçmiş olayım:
Ulus'tan yukarıya doğru aheste aheste yürürken "tokatçılara" gözlerim takıldı.Eskiden kalma bir merak ya.Yanlarına yanaştım.Etrafındaki kalabalığı omuzlarımla sağa sola yitekleyerek olayın merkezinde kendi yerimi almış oldum.Ortada küçük bir sehpa.Sehpanın başındaki "tokatçı",hızlı bir şekilde el kol haraketleriyle bir şeyler göstermeye çalışıyordu.Kalabalık içerisinddki kumar tutkusu olanlar pür dikkat,adamın yaptıklarını izliyorlardı..
Ortada terzilerin parmaklarına taktıkları üç tane yüksük,bir tane de nohut vardı.Bildiğimiz,hani yemeğini yediğimiz baklagillerden olan var ya.İşte ,o nohut.Nohut,yüksüklerden birinin içerisine konuyor.Sonra yüksüklerin yerleri el çabukluğu ile değiştiriliyor.Bu işin meraklısı olanlar yani kumar tutkusu olanlar,bastırıyorlar parayı,ya kazanıyorlar ya da kaybediyorlardı.Çoğunlukla da kaybetmiş oluyorlardı."Tokatçılar" o günün kazancını tamamladıklarında "zabıta geliyor" paniği yaratıp oradan hızlıca uzaklaşıp kaçıp gidiyorlardı.Aslnda yapmak istedikleri,kendileri kazandıkları için sürekli kaybeden kişilerin hışmına uğramamak düşüncesiyle kaçıyorlardı.
Biraz sonra da aynı durum oldu.Tokatçılar,kalabalığı arkalarında bırakıp başka yerlerde tezgah kurup,kumar tutkunu olanları ağlarına düşürmenin telaşındaydılar..Onların tek düşünceleri kerizleri yolmaktı.Etrafta da dünya kadar keriz vardı zaten..
Adamlar,kaybolup giderken;yıllar öncesi bir anım gözlerimin önünde canlandı:Askerden terhisimi almış,İsparta'dan Ankara'ya gelmiştim.Tokata dönüş biletimi aldıktan sonra otobüsün kalkış saatine kadar zaman çok olduğu için biraz gezmeyi düşünmüştüm.Anafartalar caddesinde "tokatçılarla" karşılaşmıyayım mı.Tam da bugünkü gibi kalabalık.Ben de o kalabalığın içerisinde yerimi almıştım.İlk ve son kez kumar oynayacaktım.İçime giren şeytana karşı koyamadım.Direnmiştim ama şeytan,beni mağlup etmişti.Üzerimde bir heyacan var ki sorma.Nohut olan yüksüğü belirlemiştim.Bir tek parayı cepten çıkarıp "şu yüksükte" demek kalıyordu.İşte o zaman kazandığında paran ikiye katlammış oluyordu.Aklım dan geçenler de:Eğer kazanırsam,lokantaya gidecek şöyle etli butlu tarafından yemekler üstüne de Gaziantep tatlısından iki porsiyon yiyecektim.
"-Şu yüksükte" diye parayı uzattım.Heyhat!..Kaybeden ben olmuştum.Bırak lokantaya gidip yemekler ve üstüne de tatlı yemeyi cebimde simit alacak param bile kalmamıştı.
Arkama bakmadan terminale geri gelmiş,otobüsün kalkış saatini çaresizlikle beklemiştim...
"Bir musibet,bin nasihattan iyidir" diye bir atasözü vardır ya.Doğru. O zamandan bu zamana dek kumarın etken ve edilgen oyuncusu olmadım.Hep alınteri döküp az da olsa helalinden kazanmayı yeğlemişimdir...



Ayhan Sarıkaya

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1913
favori
like
share