Bir düş hayal yolculuğuna çıktı küçük Emre. Büyüyüp işadamı olmak istiyordu. Hayalleri bu yöndeydi.

Ortaokula başladığı günden itibaren hayallerinin yerini artık amaçları alıyordu. Amaçları doğrultusunda ilerlemek istiyordu. Etrafındaki arkadaşları onun bu düşüncesini amacı olarak algılamıyor, hayal olarak düşünüyorlardı. Oysaki o, uçsuz bucaksız bir düşünce gücüne sahipti. Arkadaşlarına bu düşüncelerinden dolayı kızmıyor, onlara hep neden olmasın? Diyordu. Bu cümleyi hiç hayatından çıkarmadı.
Biliyordu. Bir gün idealleri uğruna yıllardır arkadaşlarıyla girdiği bu anlamsız savaşı kazanacaktı.

Hayal diye başladığı bu umut savaşından galip geleceğini biliyordu. Onun hayatında yenilgilere yer yoktu. Çünkü, o kendine güveniyordu. Bir yol çizmişti kendine. Bu yolda azimle durmadan ilerlemek istiyordu. Kimsenin yıkmasına izin vermiyordu içindeki umut duvarlarını.

O, biliyordu. Bir gün mutlaka işadamı olacak, yokluk içerisinde geçen günlerini varlık içerisinde dolduracaktı. Ortaokula giderken babasından beyaz bir spor ayakkabı istedi küçük Emre. Babasından aldığı cevapla yıkılmadı. Ama bu babasından istediği son isteği oldu. İşte o gün bir kez daha söz verdi kendine “bir gün mutlaka beyaz spor ayakkabılarım olacak ve ben onları giyeceğim”

Yarım silgisi, yarım kurşun kalemi ile koca senelerini geçirdi küçük Emre. Arkadaşları kokulu silgiler, kokulu kalemler, son model çantalar ve spor ayakkabıları ile bitirdiler okullarını. O onlara baktıkça özendi. Sadece özendi kıskanmadı. Belki yarım kaldı içindeki çocukluk duyguları, belki de gelecekte yaşayacaklarının habercisiydi bu yaşadıkları.

Liseyi yatılı okulda burslu okudu Emre. Zengin bir tüccar yardım elini uzatmıştı ona. Sonsuz amaçları olan bu genç delikanlıya. Bir gün lise diplomasını aldı küçük Emre. Onu okutan zengin tüccara teşekkür etmeye gitti. Gittiğinde bulamadı. Artık onu gökyüzünden seyrediyordu zengin tüccar. İşte! O gün bir kez daha söz verdi kendi kendine. Mühendis olacaktı.

Üniversite sınavına gireceği günün bir hafta öncesinden anne ve babasını kaybetti küçük Emre. Kardeşleriyle baş başa kalmışlardı. Üzüldü. Amaçlarına bir ara vermek istedi. Amaçları öylece kaldı yüreğinde. Çalışmak kardeşlerine bakmak zorundaydı.

Amaçları doğrultusunda ilerleyememişti ama, ilk işine ayakkabı boyacılığı yaparak başladı. Sonra simitçilik, sonra pazarda giysiler satmak gibi birçok küçük iş yaptı küçük Emre.

Artık genç bir delikanlıydı. Amaçları vardı ama, parası yoktu. Bir gün başladığı bu umut yolculuğunda, çeşitli işlerden sonra şans yüzüne güldü. Biriktirdiği az bir parayla bir ayakkabı atölyesine ortak oldu. Bu arada hem çalışıyor, hem kardeşlerine bakıyordu. Hiç yılmadı küçük Emre. İş sahasını genişletebilmek için yeni yeni arayışlar içerisine giriyordu. Arayışları ona hep şans olarak geri dönüyordu.

Ortağıyla birlikte ayakkabı atölyesini genişletip birkaç yıl sonra küçük bir fabrikaya dönüştürdü. Daha sonra kardeşlerine ürettiği ayakkabıları satabilsinler diye onlara ayakkabıcı dükkanı açtı. Bugün bizim Küçük Emre büyüdü ve Büyük Emre olarak iş dünyası içerisinde adı saygıyla, büyük bir işadamı olarak anılmaktadır. Ve babasının ona alamadığı o, spor beyaz ayakkabılarını her gün giymekte, onun gibi yoksulluk içerisinde büyüyen, amaçları olan çocuklara yardım elini uzatmaktadır.

Hayal ve umut diye başladığımız hayat yolculuğunda umudun ve hayalin gerçeğe dönüşmemesi için, hiçbir sebep yok aslında. Neden olmasın?

Yazan : Melodi AKÇAY

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 316
favori
like
share