Dünya Şehircilik Günü Bildirisi

Dünya Şehircilik Günü olarak kutladığımız bu tarihte, Türkiye kentleri ve şehirciliği ciddi sorunlarla yüz yüze kalmış bulunuyor.

Yaklaşık kırk yıldır olağanüstü hızlı bir kentleşme yaşanıyor Türkiye’de. Zorunlu ve yarı zorunlu göçlerle desteklenen kentleşme süreci, nüfusu aşırı şişen megapol ve metropollerle, giderek boşalan orta ve küçük kentler tablosunu üretmiştir. Bu tablo, çağrıştırdığı ve yeniden ürettiği eşitsizlikler açısından yeterince vahimdir.

Ancak, kentlerimizin içinde bulunduğu manzara -elbette- bununla sınırlı değildir. Ülkenin reel politik gerçekliği, başka pek çok ülkeden daha çarpıcı bir biçimde, kendini kentsel alanda ortaya koymaktadır. Bu reel politik düzlemdeki ihtilaflaşmalar ve ittifaklaşmalar, somut olarak, -örneğin- yerel yönetimlerin kentlerin imarına dair yetkilerinin, sık zaman aralıklarıyla, azaltılıp çoğaltılmasında kendini göstermektedir. Bunun sayısız örneğini, şehircilik tarihi sayfalarında bulmak kolaydır. Bu manzara, kentsel yaşamın asgari normlarını -adeta- yarı ütopik bir mecraya sokmuştur. Örneğin, sosyal ve teknik donatıları, fiziksel altyapısı düzgün işleyen bir kent yaşamı, -küçük bir azınlığın banliyö (‘uydu’) hayatını gözden ırak tutarsak,- ulaşılması için kararlı bir mücadele verme gerekliliğini ortaya koyar hale gelmiştir. Yine, özel mülkiyetçi ideoloji tarafından, kamuya açık mekanlar hedef olarak belirlenmiş; her biri mimari ‘şaheser’ olan gökdelenlerin arsası haline getirilmek istenmiştir. İnsanların kentsel servislere eşit biçimde erişebilmeleri temel kentli haklarından birisi iken; bunun en önemli aracı toplu taşım yatırımları çürümeye ve yağmur sularının insafına terk edilmiştir. Bu konuda, kentlerimiz, ana ulaşım koridorlarının gerektirdiği ulaşım yatırımının yapılması yerine, ulusaşırı firmaların teknoloji çöplüğü olmak ya da karayolu ve otomobille ulaşım çıkmazı ikilemine sokulmaktadır. Bu panorama içinde, tarihsel ve kültürel değerlerini koruyarak gelişen kentler, düşsel yanı ağır basan bir projeye dönüşmüş bulunmaktadır. Kentler, bizzat varlıkları ile, eşitsizlikleri derinleştiren ve yeniden üreten bir konuma sürüklenmişlerdir. Sermaye ve politik üstyapının kısa vadeli çıkarları için bile, tahrip edilen ve gözden çıkarılan yine kentler olmuştur, olmaktadır. Kentlerimizin nasıl gözden çıkarıldığına dair pek çok açıklama bulunmaktadır. Ancak, herhalde en çarpıcı olanı, imar afları yoluyla yasallaştırılan kaçak yapılaşmanın sonucunda elde edilen ‘haksız’ imar haklarıdır. Bu imar ‘haksızlıkları’, kentsel mücadelelerin temel konularından biri olmak durumundadır. Plan kararlarına aykırı yapılaşma, sel ve deprem gibi doğal afetlerin felaket olarak yaşanmasına neden olmaktadır. On binlerce insanın yaşadığı yerleşmeler, doğal afetler sonucu yok olmaktadır. Varolan eşitsizlikleri derinleştiren kentsel mekan, kentlerin iç dinamiklerinden ve toplumsal muhalefetin taleplerinden kaynaklanan bir inşaa süreci yaşamamakta; yukarıdan, politik üstyapı kurumlarının aldığı kararların kentlerdeki tezahürleri daha belirleyici olmaktadır. Bunun sonucu olarak, kentli bireylerin kendilerini ifade edebilmelerinin mekansal altyapısı dahi, kent kültüründe kendine yer bulamamaktadır. Burada, şehir plancılarının araçsallaştırıldığını özellikle vurgulamakta yarar var. Şehir plancıları ve onların demokratik meslek örgütü olan Şehir Plancıları Odası, kentsel mücadelenin açık taraflarından biri olmaya, daha etkili biçimde devam edecektir. Bu, yalnızca, genel politik bir duruşu çağrıştırmamalıdır. Aynı zamanda, şehir planlama mesleğinin varoluşsal temellerinin de kentsel mücadeleler içinde konum almakla ilişkili hale geldiği unutulmamalıdır. Bu çerçevede, şehir plancılarının, kamuya açık mekanları, kentlilerin ihtiyaçlarına denk düşen altyapıyı, otomobil ideolojisinin hegemonyasına karşı toplu taşımı, tarihsel ve kültürel mirası, talep etme ve koruma gibi mesleki-politik gündemleri bulunmaktadır. Şehir Plancıları Odası, bu doğrultudaki gelişmeleri desteklemeye; aksi girişimlerin karşısına mesleki-toplumsal bir muhalefet odağı olarak çıkmaya söz vermektedir.

TMMOB

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 429
favori
like
share
HaNıM aGa Tarih: 05.11.2009 01:06



Dünya Şehircilik Günü Mesajı
TBMM Başkanı Bülent Arınç Arınç, "Dünya Şehircilik Günü" dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Türkiye'nin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak için Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde başlattığı kalkınma çabalarını başarı ile yürüttüğünü ve bugün dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğunu belirten Arınç, mesajında şunları kaydetti:

''Türkiye sanayileşmesine paralel olarak büyük bir şehirleşme olgusuyla karşı karşıya kalmış, bu süreçte alınan bütün önlemlere rağmen çarpık yapılaşmanın önüne geçememiştir.

Vatandaşlarımızın çağdaş koşullarda yaşaması, şehirlerimizin çevreleriyle birlikte birer eğitim, kültür ve insanca yaşam merkezleri haline gelmesi çok önemlidir. Bu nedenle insanların sosyal gelişim süreçlerini olumsuz etkileyen çarpık şehirleşmenin önüne geçmek,
şehirleşme ve yerleşim konusunda yaşadığımız sorunları acilen çözmek gerekmektedir. Sorunların çözümü için alınacak karar ve tedbirlerin yanı sıra vatandaşlarımızın da yaşadıkları şehirlere sahip çıkmaları çok önemlidir.

Tüm şehirlerimizin sorunlarının çözülmesi, herkesin çağdaş konut ve düzenli bir ortamda yaşaması dileğiyle Dünya Şehircilik Günü'nü kutluyor, vatandaşlarımızı en içten duygularımla selamlıyorum.''



DipNOT : Ç(Alıntıdır...)