Kum Çulluğu - Kum Çulluğu Hikayesi - Kum Çulluğu Çocuk Hikayesi - Çocuk Hikayeleri - Zeynep Akıllı

sahilde, yaşadığım yerin yakınında ona rastladığımda altı yaşında idi. altı mil uzaktan otomobilimle gelmiştim.
kumdan bir şato veya ona benzer birşey yapıyordu. gözleri gök kadar maviydi.
"merhaba" dedi. sadece başımı sallayarak cevap verdim. kendimi, bir çocukla uğraşacak kadar iyi hissetmiyordum.
"bir bina yapıyorum" dedi.
önem vermeden;
"görüyorum. nedir o?" diye sordum.
"bilmiyorum. sadece kuma dokunmak istiyorum."
iyi bir fikir diye düşündüm ve ayakkabılarımı çıkardım. süzülerek, yakınımıza bir kum çulluğu kondu.
çocuk:
"neşe" dedi.
"ne?".
"neşe: annem. kum çulluğu neşe getirir der."
kuş, kayarak sahile doğru gitti. "elveda, neşe; merhaba hüzün." diye kendi kendime mırıldandım ve dönüp yürümeğe başladım. etkilenmiştim: hayatın dengesini kaybetmiş gibi oldu.
vazgeçmeyecekti.
"isminiz ne?"
"seher" diye cevapladım.
"seher güler."
"benim ki de nazan. altı yaşındayım."
"memnun oldum nazan."
kıkırdadı. "garipsin" dedi. sıkılmama rağmen bende güldüm ve yürümeme devam ettim.
müzik gibi ahenkli kıkırdaması peşimden yetişti. "tekrar gelin seher teyze. diye bağırdı. "birlikte, başka mesut birgün daha geçiririz."
bir sabah ellerimi bulaşık suyundan çıkardığımda, güneş pırıl pırıldı. ceketimi kaparken, kendi kendime, "bir kum çulluğu na ihtiyacım var" diyordum.
sahilin hiç değişmeyen huzuru beni bekliyordu. esinti ürperticiydi. fakat ihtiyacım olan sessizliği bulabilmek için yürüdüm. çocuğu unutmuştum. birdenbire karşımda görünce şaşırdım.
"merhaba seher teyze."dedi. "oynamak ister misiniz?"
huzursuzluğun verdiği bir kıvranışla, "ne oynamayı düşünüyorsun." diye sordum.
"bilmiyorum. siz söyleyin."
alaylı bir tavırla, "bilmece oyununa ne dersin?" diye sordum.
bir kahkaha atarak "ne olduğunu bilmiyorum ki." dedi.
yüzünün güzelliği dikkatimi çekti ve "o halde sadece yürüyelim." dedim.
"nerede oturuyorsun?"
eliyle, bir dizi yazlık kulübeyi göstererek,
"orada" cevabını verdi. kışın, o kulübelerde oturulması bana biraz garip geldi.
"hangi okula gidiyorsun?"
"okula gitmiyorum. annem tatilde olduğumuzu söylüyor."
kumsalda dolaşırken, çocukça bazı şeyler anlatıyordu. fakat benim aklımda başka konular vardı. eve gitmek üzere ayrılırken nazan bana "mesut bir günden söz etmişti. hislerim şaşılacak derecede güzeldi. gülümsedim ve ona hak verdim.
üç hafta sonra, bozguna uğramağa başladığım bir sırada kendimi sahile attım. nazanı selamlayacak durumda dahi değildim. annesini kulübenin önünde gördüm ve aklımdan, çocuğunu içeride tutmasını, rica etmek geçti.
nazan a yakalanınca, kaşlarımı çararak, "bak" dedim. "eğer, alınmazsan bugün yalnız kalmak istiyorum." birden nefesi kesildi ve solgunlaştı.
"neden?" diye sordu.
dönerek haykırdım; "çünkü annem öldü." düşündüm; tanrım, neden küçücük bir çocuğa bunlardan bahsediyordum?"
"oh" dedi, hafif bir sesle. "öyleyse, bugün; kötü bir gün."
"evet, dün de, ondan önceki gün de...ve çekil başımdan."
"sizi incittim mi?"
"tabii incindim!" diye sözünü keserek uzaklaştım.
bir ay kadar sonra sahile gittiğimde orada değildi. kendimi suçlu hissederek, utanarak ve onu özlediğimi kabul ederek, kulübeye gittim ve kapıyı vurdum. saçları bal rengi ve asık yüzlü bir kadın kapıyı açtı.
"merhaba" dedim. "benim adım seher güler. bugün küçücük kızınızı göremedim ve nerede olduğunu sormak isterdim."
"oh, evet, lütfen içeri buyrun." dedi.
nazan sizden çok söz etti. korkarım sizi rahatsız etmesine izin verdim. sıkıntı verdi ise, özürümü kabul edin."
"ne münasebet, çok sevimli bir çocuk" dedim.
birden söylediğim şeyin, bir incelikten çok gerçek olduğunu anlayarak, "nerede?," diye sordum.
"nazan geçen hafta öldü, seher hanım. kan kanseri. belkide size söylemedi.
bütün vücudum hissizleşti, ellerimle bir iskemle aradım. nefesim kesildi.
"bu sahili çok seviyordu; onun için de gelmemizi istediğinde, ona hayır diyemedik. burada çok iyi görünüyordu. kendi deyimi ile çok mesut günler geçirdi. fakat geçen hafta birdenbire her şey tersine döndü.." durakladı. "size bir şey bıraktı. eğer bulabilirsem. ben arayana kadar biraz bekleyebilir misiniz?
aptal bir şekilde başımı salladım. bu sevimli kadına söyleyecek birşeyler bulmak için kendimi zorluyordum.
üzerinde, çocukca harflerle, seher yazılı, lekeli bir zarf uzattı.
içinde renkli kalemle çizilmiş, sarı kumsal, mavi deniz ve kahverengi kuştan oluşan bir resim, altında da dikkatle yazılmış şu cümle vardı.
kum çulluğu her zaman size neşe getirir.
sevmesini unutan kalbim, kapılarını ardına kadar açtı ve gözlerim yaşlarla doldu. nazanın annesini kollarımın arasına aldım. tekrar, tekrar "üzgünüm, üzgünüm" diyerek, birlikte ağladık.
bu kıymetli resim, şimdi çerçeveli olarak çalışma odamın duvarında asılı. altı sözcük, hayatının her yılı için bir kelime, bana his düzenini, cesareti ve karşılık istemeksizin sevmeyi anlatıyor.
deniz gibi mavi gözlü, kumsal gibi sarı saçlı küçük çocuğun armağanı bana sevgiyi bağışladı.


Zeynep Akıllı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 399
favori
like
share