Günlerden bir gün çiftçinin biri kendi yetiştirdiği buğdaylarını yüklenip una çevirmek için değirmenin yolunu tutmuş. Üç aşağı beş yukarı derken anlaşmışlar değirmenci ile. Değirmenci taşların arasında öğütmüş buğdayı aynen çiftçinin kendisinden istediği gibi ve sonra bir çuvala doldurup çiftçiye teslim etmiş unu.

Çiftçi köyüne dönmek için vurmuş çuvalı omzuna. Yola çıktığında çuvalın hafifliğinden şüpheyle “Ulan demiş, gene yarısını iç etti bu değirmenci benim unun. Sorarım hesabını ben ona!”

Köy yolunun başladığı patikaya geldiğinde çuval hafiften ağırlaşmaya başlamış. “Bak hergeleye demiş, bizim undan çalmış çalmasına da anlamayım diye yarısından az almış anlaşılan” demiş terini silerken.

Yoluna devam eden çiftçi patika yolun sonundaki ağacın altında durmuş sırtındaki çuvalın ağırlığından iki büklüm halde, zar zor nefes alıyormuş artık. Bir hışımla atmış çuvalı yere “Şerefsiz değirmenci kesin başkasının çuvalını verdi bana, bu kadar malım yoktu benim; bedavadan elin yükünü taşıtıyor!” demiş.

Bu hikayede anlattığım çiftçi gibiyiz hepimiz aslında. Üzüntülerimiz, dertlerimiz, sorumluluklarımız arttıkça yürüdüğümüz yol defalarca uzuyor, yükümüz sanki taş olup nefesimizi kesiyor. Sıkıntılar birikip büyüdükçe de ağırlıkları artıyor, taşınmayacak hale geliyor ne yazık ki. Üstelik uzun süre taşıyınca da ne bir kıymeti kalıyor ne de taşımak isteğimiz…

Hayatımıza kattığımız her şey bize ayrı bir sorumluluk ve bilinç kazandırırken aslında bir taraftan da bize katılmış olmalarının yükünü de umarsızca bırakıyorlar omuzlarımıza. İşin kötü olan kısmı bunları ilk kucakladığımız anda aslında başımıza gelenin pek de farkında olamıyoruz maalesef. Gücümüz çok, yolumuz kolay ve kucağımızdaki şey kıymetli geliyor bizlere yaşamaya başlamadan önce

Sırtımıza vurduğumuz şey bir un çuvalı değil de hayatımız olduğuna göre ve bir ömür boyu taşımak da boynumuzun borcu olduğuna göre bizim yapmamız gereken en önemli şey ağırlığından pes etmemek için bu çuvalı ne ile doldurduğumuza dikkat etmek olmalı aslında. Eğer yükümüz bize değer katıyor ise çok ağır bile olsa taşımaktan vazgeçmemeliyiz ki yaşamamız için diğer yükleri kolayca kaldırmamıza vesile olsun. Veya sebepsiz bile olsa onu sırtlamak bizi mutlu ediyor ise varsın çok ağır ve zor olsun ne fark eder ki… Ya da aslında bizi yok eden, bizim için olmayan, bizce kıymetsiz bir yükü de taşımak için direnmenin sonucu yolu uzatıp hayatı çekilmez kılmaktan başka ne olabilir ki?

Hadi açın bakın çuvallarınızın içini… Acaba nelerle doldurmuşsunuz da bu kadar ağırlaşmış hayat omuzlarınızda… Vakit kaybetmeden yüklerinizi bir tartın, ağırlığıyla değil ederiyle tartın ama…

Hayattaki hedeflerinize giden yolda erken pes etmemeniz ve bu mecburi yoldan keyif alabilmeniz için çuvalınızın sadece sizin istediğiniz, gerçekten sizin için kıymetli ve önceliğiniz olan şeyler ile dolu olmasını dileğiyle.

Simten Ataç Konuk

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 474
favori
like
share
ADALI Tarih: 04.11.2009 17:45
Emeğine sağlık kardeşim