Güneşten bir parçanın kopmasıyla başladı insanlık tarihi. Arkasından toprak, su, hava oluştu. Yavaş yavaş doğa, farklı şeyleri sunmaya başladı. Her şeyin bir zamanı vardı ve zamanı gelince insanoğlu dünyaya gönderildi. Tabi insanoğlu gelmeden önce, ihtiyacı olacak çoğu şey çoktan doğa da mevcuttu. Toprak ağaçları, ağaçlar meyveleri verdi. Akarsular içecek suyu verdi. Öyle ki insanoğlu hep doğadan almaya başladı.

Bu süreç dünden bugüne eksilmeden devam etti. Değişmeyen tek şey ise; doğa dünden bugüne kadar hep verdi. İnsanoğlu da hep aldı. İnsan istedi, doğa daha fazlasını verdi.
İnsanoğlu hep bunun rahatlığındaydı. Bu süreç böyle gidedursun, insanoğlu çoğu zaman bu rahatlığı görmezden gelmeye devam etti.
Öyle ki, anneler, babalar ve büyükler de doğaya benzer vermeye devam ediyor. Çocuklar istiyor, büyükler veriyor. Buraya kadar her şey normal sürecinde devam ediyor.

Ancak, işler; veren el ve alan el değişmediği zaman bozuluyor. İşte New NLP bu konuda rahatlık tuzağına dikkatleri çekiyor.

Hayatta hep veren bir el oldukça bu insanoğlunu tuzağının tam ortasına düşürüyor.
Oyun marketinde ağlayan bir çocuk takılır çoğumuzun gözüne zaman zaman. "Anne ….istiyorum" diye devam eder kendince nara atmaya. O zamana kadar ailesi ona istediği her şeyi almıştır ve ilk defa hayır kelimesiyle karşılaşmıştır. O an annesi ya da babası ona düşman gibi gelmiş olabilir. Ancak ona asıl düşman olan sürekli istediğinin alınmasının vermiş olduğu rahatlığıdır.
Rahatlık tuzağının yaşı yoktur aslında. Emeksiz sahibi olunan her şey bir zaman sonra rahatlık tuzağını ardından getirmektedir.
‘Ne istediyse aldık ama yine okumadı.’
‘Her şeye sahip ama hiç mutlu değil’
‘Altına araba bile aldım sınıfı geçemedi.’…
Gibi buna benzer bir çok sohbete tanık olmuş olabilirsiniz.
Kişiler karşı taraftaki beklediği insanın bekleneni yerine getirmesi için imkanları sunmaktadır. Ancak karşıdaki kişinin bedel ödemesi söz konusu değildir. Kişinin bekleneni yaptığı zaman kazanacağı ödülü hiçbir şey yapmadan elde etmiştir. Dolayısıyla bekleneni yapması için hiçbir sebep kalmamıştır. Çünkü önceden verildiğinden dolayı yeterince tatmin olmuştur.
Hayatımızın içinde olan ÖSS sürecindeki bir öğrenciye babası iyi ders çalışsın diye bir araba alırsa düşünün artık o öğrenci ne kadar çabalar? Ya da iş yerinde alınan bir gereksiz avans ne kadar faydalıdır çalışan açısından?
Hayatta hep bir rahatlık tuzağı vardır. Gerek okul, gerek iş, gerekse özel yaşamda, hatta sağlık dahi. Her süreç içinde yaşanabilmektedir.
Bazen çocuklarımızı, sevdiklerimizi rahatlık tuzağının içinde boğulmaya itebiliyoruz. Sevdiğimiz insana aşırı bağlanmamız bile onda rahatlık tuzağı etkisi yaratacaktır. Ona bağlanılması demek ona her türlü özgürlüğü vermektedir. İlk başta zararı rahatlığı veren kişiye imiş gibi görünür. Ancak, asıl zararı rahatlık tuzağında olan kişiyedir.
Düşünün ki en çok hangi mevsimde hasta oluruz?
En çok rahat olduğumuz, ne sıcağın ne de soğuğun fazla olduğu aylardır bu sorunun cevabı. Yani, bahar aylarında salgın hastalıklar çok yaygındır. Çünkü havanın verdiği bir rahatlık vardır. İnsanlar rahatlık tuzağında hastalanırlar çoğu zaman.
Rahatlık tuzağının ve sağlık sorunlarının olmadığı, bir ay olsun, bu ay.

Tuzağa girmeden rahata ermeniz dileğiyle…


Burcu Kaplan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 310
favori
like
share
Leyl-i Lal Tarih: 04.11.2009 23:03
Cok anlamli ve hakli bir yazi gercekten severek okudum.Emeginize saglik[COLOR="Pink"]