Masum Kedin 2 Öyküsü - Derin Duygular - Duygu Üçel - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü

Kapıda sakinliğiyle tanınan kapıcıları Süleyman Efendi telaşlı gözlerle ona bakıyordu. ‘beyim sonunda açtın. Vallaha çok korktum sana bir şey oldu diye Deniz hanım sıkı sıkı tembih ettiydi mutlaka evde olacak açmazsa polis çağır diye iyi misin beyim?'
Can Deniz lafını duyunca biri bıçağı oynattı sanki. Demek kendisi gidince Can'ın intihar etmesinden korkmuş önlem almak istemişti. Birden kendinden utandı. O kadar zayıf değildi ve o bir başkasıyla mutlu olurken kendini öldürmeyecekti. ‘iyiyim Süleyman efendi iyiyim.

Deniz hanım başka bir şey tembih etmediyse bırak da uyuyayım.' Kapıyı sanki karşısında Deniz varmış gibi hırsla kapatmaya hazırlanıyordu ki kapıcının uzattığı bir zarf durdurdu onu.
‘var beyim Deniz hanım bu zarfı size vermemi tembih etti.' Süleyman efendi mektubu Can'a verir vermez söylenerek uzaklaştı. Yöneticinin huysuzluğu yetmezmiş gibi bir de bunların garip işlerine bakıyor üstüne de azar yiyordu. Adam gibi konuşsalardı ya ne demeye mektuplaşıyorlardı ki sanki? Bu şehirlilerin işlerine akıl ermezdi zaten.

Can mektubu alsa da uzun bir süre açamadı. Acaba içinden çıkacaklara hazır mıydı? Ne kadar da çok isterdi ‘şaka!' diye başlayan cümlelerle karşılaşmayı... o mektubu şaşkınlıkla okurken deniz'in merdivenlerden ‘nasıl kandırdım ama' diye bağırarak çıkmasını nasıl da isterdi. Bu düşünce ona o kadar sevimli geldi ki umutla açtı zarfı. Mektup sandığı şey aslında 2 cümlelik bir nottu;
‘en sevdiğimiz eşyalara notlar bıraktım. Benden nefret etmekte özgürsün ama sakın kendine zarar verme. Deniz'

Ne kadar da aşağılayıcıydı. Deniz'i haklı çıkarıcak şekilde onsuz yaşayamayacağını düşündüğü için utanıyordu kendinden şimdi. Ama kararını vermişti tabi ki yaşayacaktı hatta yeniden bekar olmamın tadını çıkartıp düzeni boş verip canı istediği gibi yaşayacaktı. Notlara gelince canları cehennemeydi. Deniz o notları yazmak için boşuna uğraşmıştı çünkü arama zahmetine bile girmeyecekti.

Notu çöpe atıp müzik setine yöneldi. Müzik setinin yanında 3 raflı kitaplığı dolduran bir cd arşivi vardı. Klasik müzikten çıgan müziğine kadar geniş yelpazeli bu koleksiyon evlerinde en çok gururlandıkları şeydi. Can bir cd seçip cd çalara yerleştirdi. Dalga dalga yükselen ses yumuşak bir tango müziğine aitti. Kanepeye oturup gözlerini kapattı ve kendini müziğin tatlı ritmine bıraktı. Bu Deniz'le tangoya ilk başladıklarında en çok pratik yaptıkları müzikti. Gözünün önüne Deniz'in kırmızı gece elbisesi içinde tango yapışı geldi ve biri bıçağı çok daha derine sapladı. Anılar birden ne kadar da acı verici olmuştu... cdyi çıkardı ve hırsla kırdı. Başka bir cd seçmek üzereydi ki kitaplığın köşesine raptiyelenmiş zarfı gördü. Önce buruşturup atmak istediyse de yapamadı, açıp okudu;
‘can,
Müzik dinlemek isteyeceğini biliyordum. Ne zaman sinirlensen gözlerini kapatıp klasik müzik dinler ve rahatlamaya çalışırsın zaten. Biliyor musun böyle anlarda beni çıldırtıyordun. Neden benle konuşmayıp o salak cdlerden medet umduğunu hiç anlamadım. Sana bir sır veriyim; ben klasik müzikten nefret ederim. ben pop severim ve hızlı ritimli valsleri. Biliyor musun onla bu evde çok güzel müzikler dinleyip saatlerce dans ettik. Evet onu bu eve getirdim bizi yakalayabileceğin fikri çok heyecan vericiydi. Şimdi ben yokken o sıkıcı cdlerini istediğin kadar dinle. Sana iyi müzikler diliyorum.
Deniz...

Can mektubu yüzlerce parçaya ayırdı. Olamazdı bu kadarını yapmış olamazdı... onu bu eve getirip anılarını kirletmiş olamazdı. Demek klasik müzik sevmiyordu ha! Oysa Can yeni bir isim keşfedip onu adeta törensel bir edayla ilk kez çalarken nasıl da hevesli görünürdü. Demek oynamıştı. Senelerce olmadığı birini oynamıştı. Boğulacak gibiydi. Büyük bir sadakatle bağlı olduğu karısı tarafından aldatılmıştı üstüne bir de bunun ayrıntılarını okuyordu.
‘Daha kötü ne olabilir ki' diye düşünmekten alamadı kendini.




Duygu Üçel

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 235
favori
like
share