Demokrasi, çoğunluğun ortak değerlerini azınlığın farklı değerlerinden üstün görmeyen, özelden genele, “öteki”nin eşit hakkına saygı rejimidir. “Öteki”ne eşit saygı üzerine kurulur, çünkü toplumsal barışı amaçlar.

Ötekinin berikine üstün tutulduğu ve rengine, ırkına, cinsiyetine ya da dinine göre ayrı haklar tanınan bir toplum örgütlenmesinde barış ortamı kendiliğinden oluşmaz. Ancak bir topluluğun diğeri üzerinde kurduğu baskıyla, o da geçici süre için sağlanabilir. Baskının zayıflık gösterdiği yer ve zamanda da yerini çatışmaya bırakır.

Bu açıdan bakıldığında, zorbalıkla değil, kendiliğinden oluşan toplumsal barışa dayalı demokrasi, tavandan tabana dağılan bir sistemden çok, yönetilenden yönetene yansıyan bir zihniyettir.

Eğer bireyler, kendi kafalarında demokrat değillerse, bir araya gelip oluşturdukları toplum da demokrat değildir, toplumun temsiliyetinden ibaret yönetim biçimi de demokrasi olamaz. Zorla oldurulmaya çalışılırsa işlemez, ille de işletilmeye çalışılırsa kaos yaratır, çünkü sistemin verdiği kararlar anlaşılmaz ve kabul görmez.



***

Türkiye’de aynen bu yapılmakta ve geniş kesimi kendi kafasında demokrat olamayan bir toplum, demokrasiyle yönetilmeye çalışılmaktadır. Oysa, bırakın yarım yüzyıllık “kesintili” demokrasi geçmişinin analizini, yalnızca Hrant Dink cinayetinden sonra ortaya (bir kez daha) çıkan Türkiye resmine bakacak olursak: Bu toprakların Müslüman Türklerden bile daha eski sahiplerine sembolik bir saygı jestini bile çok gören milliyetçi, dinci ya da hem dinci, hem de milliyetçi zihniyetin, katil/polis/ahali üçgeninde suçu benimseyip suçluyu sahiplenecek kadar paylaşılması bile, ülkemizde demokrasinin ne bireysel, ne de toplumsal anlamda kabul gördüğünü açıkça kanıtlamaktadır.


***

Demokrasi, bir yasalar silsilesi değildir. Türkiye’de yasalar, geniş genelinde demokratiktir. Ama Türkiye demokrat bir ülke olamamaktadır, çünkü halkın çoğunluğu “demokrat” değildir.

Peki niye demokrat değildir, neden bunca zamandır ve üstelik dilinden düşürmediği “demokrasi”yi sindirememiş, anlayamamış, dolayısıyla yönetime yansıtamamaktadır Türk halkı (çoğunluktan söz ediyoruz)?

Demokrasi, “öteki”nin eşit hakkına saygı rejimidir, demiştik. Türkiye’nin saygı göstermediği ve ezdiği “ötekiler” çok. Ama bunların ilki, demokrasiyi bireysel anlamda özümsemeyi imkânsız kılan “öteki” zaten nüfusun yarısı: Kadın.

Ve nüfusun yarısına eşit hak tanımayan, nüfusun yarısını aşağılayan, öteki yarısından değersiz ve bazen insandan bile saymayan bir toplum, tabii ki demokrat olamaz, elbette ki zorbadır, baskıcıdır ve ancak zorbalığa, baskıya boyun eğer.

Türünün cinsiyet eşitliğini kültüründe taşımayan “maço” toplum yapısının kurbanı, salt kadın değildir! Doğası gereği, erkekliğin ölçüsü kadın, kadınlığın ölçüsü erkektir. Ve kadına ulaşamayan, cinselliğini, fikirselliğini kadınla eşit koşullarda paylaşamayan erkeğin de duyguları, düşünceleri, en önemlisi insanlığıyla eksik kaldığı, “üstünlüğünün” ölçüsünü alçalttıkça, kendisini de “aşağılık kompleksi”ne mahkûm ettiği açıktır.

Başka bir deyişle, cinsiyet eşitliğini ve cinsel özgürlüğü reddeden kültürlerde erkek de kadın yasağının “aşağıladığı” mağdurdur.

İşte bu mağduriyet, aşağılık kompleksini telafi etmek için üstünlük taslamak ihtiyacındadır.


***

Türkiye’nin geniş genelinde namusun salt cinselliğe kilitlenmesi, kilidin silahla savunulması, silahın neşeden kedere erkeklik göstergesine dönüşmesi, işte böyle bir aşağılık kompleksinin “şiddet üstünlüğüyle” telafisinden başka bir şey değildir.

Ülkemizdeki vahşet ve şiddetin birincil kaynağı olduğunu düşündüğüm bu konuya devam edeceğim.

Mine G. Kırıkkanat


Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 467
favori
like
share