Aslında rüzgarda savrulan bir yaprak gibiydi.
Her an son baharda kaldırımları süslemeye hazır, her an bilinmez bir karanlığa düşecek kadar güçsüzdü. Oysa hayatı boyunca; güçlü, yürekli ve cesur olacağına dair söz vermişti kendine.
Başka insanlara göre hiç değeri olmayan, önemsiz, ufacık şeylerden bile mutlu olabilen ve mutluğunu herkesle paylaşabilen biriydi. Oysa paylaşamadığı tek şey hüznüydü! Ne olursa olsun onu; gülen gözlerle görmeliydi herkes. Hüzün sadece içinde yaşaması gereken bir duyguydu. Hep onu gülümsemesi ile hatırlamalıydı insanlar. Sorunları kendi içinde çözmeli, göz yaşını kendi içine akıtmalıydı. Ona bu öğretilmişti!
Daima güçlü, daima dimdikti duruşu. Ailesi ve çevresi ona bu kıyafeti uygun bulmuş, bedenine dar gelebileceğini düşünmemişti.
Kendinden bile çok güveniyordu insanlara. Oysa korkuyordu; içindeki çocuğun incinmesinden, pes etmesinden çok korkuyordu. İçindeki çocuk incinmişti şimdi. Ya insanlara güvenmeye devam etmeliydi ya da içindeki hüznü dışa yansıtıp, aslında güçsüz olduğunu, aslında cesareti olmadığını ve aslında çok korktuğunu haykırmalıydı herkese!
Kaldırımda sallanan gölgesine bakarken; mutlu olmanın en büyük cesaret olduğunu düşündü. Mutsuzluk korkakların işiydi, o korkmamalı, içindeki çocuğa yeniden sarılmalıydı. Cesaretini toplayıp, sallanan gölgesini kaldırmalıydı, kaldırımdan. Şimdi bilinmeyene adım atma zamanıydı. Korkak insanlar, bilinmeyene adım atamazlardı ki! Belki yeni hatalar, yeni yalnışlıklar yapacaktı bilinmeyende. Yinede hazırdı ve bilinenin ötesine geçip, bilinmeyene doğru fil ayaklarla yürüdü…
alıntı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 233
favori
like
share