Yetim annesi olmak nasıl bir duygudur biliyormusunuz kardeşlerim;Ben hacer misali olmaktır diye ümid ediyorum Rabbimden.
HZ.İbrahim ve nemrud adlı kitabı göz yaşlarıyla ikinci kez okumuştum.HZ.İbrahim bırakırken emanetlerini çöle;Hacer'in "Allah emanetleri zayi etmeyendir" cümlesinde takılı kalmıştım ben.Teslimiyeti ilk kez o cümlede bütün hücrelerime kadar hissetmiştim.Asıl teslimiyet ciğerparelerini çölde bırakmak emrine tabi olan İbrahim(a.s.)'a aitti bunu biliyordum ama;Hacer bir anaydı ve bende bir anne adayı.O'nun yerine koymuştum kendimi;Acaba ben o sözü söyleyebilirmiydim,o teslimiyeti gösterebilirmiydim,kucağımda İsmail'im ile o kuş uçmaz kervan geçmez çölde kalabilirmiydim?... sorular..sorular..Ama yinede Hacer olmayı istemiştim ,duada etmiştim hatırladığım kadarıyla...
Herşeyden önce söylemem gereken şu ki;Onların imtihanlarının yanında bizim imtihanlarımızın kıyası ,denizin damlaya olan üstünlüğü mesabesindedir diye düşünüyorum.Anlatmak istediğimse; Samimiyet ve saflıkla edilmiş bir duanın sonucu olarak umduğum ,okyanusların ve denizlerin yanında damla hükmünde kalan imtihanımı siz kardeşlerimle paylaşmak.
Gençkız iken ve başörtüsüyle tanıştığım ilk yıllarda Aykut Kuşkaya'nın "İbrahim" adlı ezgisini okadar çok dinler ve söylerdim ki;eşimle evliğe karar verdiğimizde annemin ilk sözü "İbrahim diye diye bir İbrahim buldun.."oldu.Daha evliliğimizin ilk aylarında eşim "GİTMELİYİM"demeye başlamıştı.Ağlamalarım ve anne adayı olmam onu zorda olsa engellemişti.Sonra büyük kızım dünyaya geldi.(Hoş geldi! bu dünyaya ,Kazandım! diyerek gidenlerden olur inşaallah..)Daha sonra ikinci anneliğim öncesi meydana gelen 17 Ağustos depremi.O ne dehşetti YA RAB! O mütiş sarsıntıya uyandık.Ben ne olduğunu anlayamamıştım bile ,ama eşimin o durumdaki sözleri "secdeye kapan secdeye kapan" olmuştu.Sarsıntıyı secde halinde geçirdik.Sesler kesildiğinde ve büyük sarsıntı bittiğinde ,yatağın üzerinde başımızı secdeden kaldırdık.Eşime baktığımda o andaki teslimiyetine rağmen yüzü bembeyaz kesilmişti.Ölümü ilk kez bu kadar yakın hissetmiştik kendimize herkes gibi bizde.Eşimin o gün kararını verdiğine inanıyorum.Ve depremden yirmi gün sonra oğlum dünyaya geldi(Hoş geldi! bu dünyaya,Kazandım! diyerek gidenlerden olur inşaallah..)Peygamber efendimizin(a.s.)sünneti üzere oğlumuza ilk olarak tahnik uygulaması yaptı babası.Bir bebeğin dudağına sürülmüş hurmayı şapırdata şapırdata emmeye çalışmasını seyretmek okadar güzelki, bütün müslüman kardeşlerimin bu sünneti tatbik ettiklerini umarım.Bir hafta içinde saçını tıraş etti,saçı miktarınca vermesi gerekeni verdi ve yedinci gün sonunda ismini koyma sırası geldi.İsmini kura ile belirlemeye karar verdik.Düşündüğümüz beş ismi kağıtparçalarına yazdık;Abdullah,Abdurrahman,Yusuf,Haris ve İsmail.Üst üste yapmış olduğumuz üç kura sonucunda oğlumunzun adı İsmail oldu elhamdülillah...Bu ya tevafuk yada belirttiğim gibi samimiyetle edilmiş bir duanın kabulünün tecellisiydi Allahualem. Ailemiz büyüklerinden dinimizi anladığımız manada yaşama hususunda sıkıntı çekiyorduk.Bu durum eşimi yeterince rahatsız ediyordu.Hep bir çıkış,hep bir arayış içersindeydi.Ve sonra oğlumuz daha kırk günlük daha olmamıştı ki;"GİTMELİYİM" ahdini amele dökmek için yollara düşmüştü.Hasretle,ümitle,korkuyla ve bekleyişle geçen sekiz ay.Teslimiyet ummanından zerre zerre nasiplenmeye,o rahmet menbağından damla damla yudumlamaya başlamam...Ne güzelmiş Rabbimin bizi terbiyesi;REZZAK ismini,HAFIZ ismini,MÜHEYMİN ismini ve daha birçok güzel isim ve sıfatlarını öğretmesi.Gitmeler,ayrılıklar ve sonrası kavuşmalar; ama bazende"İNŞAALLAH CENNETTE BULUŞURUZ"diyerek başlayan HAKKA YÜRÜYÜŞ arzuzusuyla dolu bitmeyen ayrılıklar...İşte teslimiyeti tam anlamıyla öğrenmenin,daha doğrusu yüce rabbimizin terbiyesinde öğretildiğimizi anlamanın sınavı.Altı sene önce küçükkızım da dünyaya geldi.(Hoş geldi! bu dünyaya,Kazandım! diyerek gidenlerden olur inşaallah..)Babasını hiç göremeden büyüdü ve üçüde Allah'ın izni ile büyümekteler.İmtihanları da daha küçücükken başladı elhamdülillah.Biliyoruzki Çeçenistanda Filistinde,Irakta,Afkanistanda,Keşmirde ve birçok İslam coğrafyasında milyonlarca mümin ve mümine kardeşlerimiz aslende yetimlerimiz bu sınava tabidirler.RABBİMİZ terbiye etmek diledimi;hastalıklada dener,fakirlikle de... Şimdi ise neden mi HACER misali; Neden mi ?HACER olmak.Çünkü; Hacer'in Safa ve Merve arasındaki sayı gibi, koşuşur yetim annesi zorlu dünyalık tepeleri arasında.Emanetlerin ağırlığı iki kat binmiştir omuzlarına.Ezilir yüreği emanetlere emin olamanın kaygısı ve korkusuyla.Sığındığı,dayandığı,içini döktüğü bir RABBİ vardır.Ve gönderdiği salat,selamlarla halinin melekler tarafından arz edildiği Peygamberi ve birde yetime sahip çıkan müminler.. ALLAH'a, RESULÜ'ne, O'NUN YOLUNA TESLİM ve ADANMIŞLAR OLMAMIZ duası ile esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü...
alinti

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 397
favori
like
share