Kıtalardaki Suyu Kullanma İmkanı - Kıtalardaki Su - Kıtalar - Asya Avrupa Afrika kıtalarındaki suyun önemi
Dünyadaki yaşamı sudan ayrı düşünmek imkânsızdır. Medeniyetin beşiği olarak isimlendirilen bölgeler her zaman su kaynaklarının yakınında kurulmuş, medeniyet suyun hayat verdiği topraklarda oluşmuş, su adeta medeniyete de hayat vermiştir. Tarihin başlangıcından günümüze kadar bir çok medeniyetin kurulmasına ve tarihten silinmesine su kaynaklarına olan yakınlık ve su kaynaklarına olan bağımlılık büyük etki etmiştir.
Suya ihtiyaç arttıkça, su git gide daha stratejik bir kaynak haline gelmiştir. Artık geleceğe dair senaryolarda sudan kaynaklanan savaşlar da yer almaktadır.
Bugün su kıtlığı(susuzluk) çeken ve gelecekte susuzluk çekeceği düşünülen ülkelerin büyük kısmı kuzey yarım kürede aynı enlem kuşağındaki Afrika ve Ortadoğu ülkeleri ile bu enlem kuşağının devamında yer alan yüksek nüfuslu Asya ülkeleridir. Gelecekte, nüfus artışı sebebiyle kişi başına düşen su miktarının azalacağı ve su kaynakları az olan bölgeler başta olmak üzere birçok bölgede su kıtlığı(susuzluk) yaşanacağı tahmin edilmektedir.
FAO’ya göre 1995 yılında su kıtlığı ve su stresi yaşayan nüfusun dünya nüfusuna oranı sırası ile %29 ve %12 iken 2025 yılında bu oranlar %34 ve %15′e yükselecektir. Yine bu tahminlere göre, 2050 yılında susuzluk çeken ülke sayısının 54′e, susuzlukla yaşamak zorunda kalan insanların sayısı ise 4 milyara yükselecektir.


Yağışlarla birlikte yeniden yerine konulabilen miktardaki su yenilenebilir su potansiyeli olarak adlandırılabilir. Bu su miktarına yer üstü akışları ve yağmurlarla biriktirilen yer altı suları da dâhildir. Kullanılabilir su potansiyeliyse, bu sonuca yer altında depolanmış olan ve teknik olarak kullanım imkânı olan suyun da eklenmesi ile bulunur. Toplam tatlı su kaynakları göz önüne alındığında dünyada kişi başına yenilenebilir su miktarı 7.400 m³/yıl’dır. Dünya’daki su varlığı 1,4 milyar km³’dür. Bu su kaynaklarının %97.5′ tuzlu sudur. Toplam su varlığının yalnızca %2.5′i tatlı sudur. Bu suyun %68,9′u kutuplarda ve yüksek bölgelerde devamlı donmuş, %30,8′i ise toprak nemi ve yer altı suyu olarak bulunur. Dünya su varlığının sadece %0.3′ü nehirlerde ve göllerde bulunur.


Su kaynaklarının insanlar için başlıca üç kullanım alanı vardır. Bunlar; evsel tüketim (içme suyu dahil), tarım ve endüstridir. Bir insanın yıllık su tüketimi sadece musluğundan akıtarak tükettiği sudan ibaret olmayıp, kullandığı sanayi ve tarım ürünlerinin üretilmesi esnasında harcanan suyu da kapsamaktadır. Dünyada tüketilen suyun yaklaşık olarak %67’si tarımda, %23′ü endüstride ve %10′u evlerde kullanılmaktadır. Suyun tüketiminde (hem kişi başına tüketim miktarı, hem de suyun sektörlere dağılımında) ülkelerin gelişmişlik seviyeleri belirleyicidir. Birçok ülkede en önemli su tüketim alanını tarım oluşturmaktadır.

Yeryüzünde bulunan suların % 97 si tuzlu (okyanus ve denizlerde), % 3′ ü ise tatlı sulardan oluşur.

Tatlı Sular

% 79 u buzullar (tüm su kaynaklarının % 2.39 )

% 20 si yeraltısuları ( tüm su kaynaklarının % 0.6 )

% 1 i de ulaşılabilir sular (tüm su kaynaklarının % 0.03)
Ulaşılabilir Su Kaynakları

% 52 si göller ( tüm su kaynaklarının % 0.015)
% 38 i yeryüzündeki nem (tüm su kaynaklarının % 0.010)
% 8 i atmosferdeki su buharı ( tüm su kaynaklarının % 0.002)
% 1 i canlıların organizmalarındaki sular (tüm su kaynaklarının % 0.0003)
% 1 i nehirler ve kaynaklar ( tüm su kaynaklarının % 0.0003)

Kullanılabilir durumda olan su kaynakları da, bu miktarın bir parçasını oluşturur.

Kullanılabilir su kaynaklarının, yeryüzünde dağılımına bakıldığında, dengesiz bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Su Kaynaklarının Yeryüzünde Dağılımı (BM verilerine göre)

Kıtalar Nüfus % olarak Su Kaynakları % olarak
Kuzey Amerika 8 15
Güney Amerika 6 26
Avrupa 13 8
Afrika 13 11
Asya 60 36
Avustralya ve Adalar 1 5

Su kaynakları bakımından zengin görülen bölümlerde de su kirliliği hızla
artıyor. Kullanılabilir su kaynakları tükeniyor. Suyun maliyeti artıyor, nüfus artıkça da kişi başına düşen su miktarı azalıyor.16-23 Mart tarihleri arasında Kyoto’da yapılan, “3. Dünya Su Forumu”nda, “Dünya Su Değerlendirme Programı” nın başkanı Gordon Young tarafından hazırlanan “Dünya Su Gelişme Raporu”nda da benzer değerlendirmeler yer almıştır.

Gordon Young sunduğu raporunda, içmesuyu olarak kullanılan, kirlenmiş akarsular ve yer altı su kaynaklarının, her gün onbinlerce insanın yaşamını tehlike altına aldığını bildirmekte ve her yıl 200 milyon insanın kirli suya bağlı hastalıklara yakalandığını ve bunların 2.2 milyonunun da hayatını kaybettiğini belirtmektedir. Günümüzde, 6 milyarlık dünya nüfüsunun yaklaşık % 20 sinin güvenli su kaynaklarından mahrum olduğunu söylemektedir. Yine bu raporda, dünya nüfusunun 9.3 milyara ulaşması beklenen 2050 yılına gelindiğinde, iklim değişiklikleri sebebiyle, 60 ülkede 7 milyar insanın su kıtlığı(susuzluk) ile karşı karşıya kalacağı belirtilmektedir.

Yeryüzündeki su kaynakları, ilkel tarım, düzensiz yerleşme, çarpık sanayileşme ve altyapı yetersizliği sebebiyle, sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok bölgesinde, etkili bir şekilde kirletiliyor, tahrip ediliyor, tüketiliyor.

Dünyanın en büyük tatlı su kaynaklarından biri, Aral Gölü neredeyse tamamen kurumuş durumda. Şu anda Kazakistan , Sovyetler Birliği’nden arda kalan bu çevre felaketini, kısmen de olsa onarabilmek için, Aral Gölü’ nün küçük bir körfezine set çekerek, en azından bu kesimde küçük bir göl oluşturabilmek için, büyük projeler üretiyor. Orta Avrupa’ nın tamamına yakını Tuna Nehri’ni kirletiyor. Kıyı akiferleri, başta Kuzey Afrika, dünyanın bir çok bölgesinde tuzlandı. Su kaynaklarının tükenmesini sorun haline getiren başlıca etkenlerin başında, nüfus artışının hızla devam etmesi gelmektedir.

1950′ de, 2,7 milyar olan Dünya nüfusunun, iki kat artarak, 1990 yılında 5,29 milyara ulaştığı, 2050 yılında ise 9.3 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Artan nüfus, beraberinde bazı sektörlerde su kullanımını da arttırmaktadır. Örneğin, 20. yüzyıla baktığımızda, çağın başı ile sonu arasında su kullanımında, on kat bir artış görülmektedir.


Su kullanımı grafiğine baktığımızda en büyük artışın tarımsal su kullanımında olduğunu görüyoruz.Asya’da sulama suyu, toplam su tüketiminin % 82’si, ABD’ de % 41′ini ve Avrupa’da da % 31ini oluşturur.

Çevre Sorunları

Büyük sulama projeleri her defasında iyi sonuç vermemiştir. Pakistan’da 15 milyon ha alanın % 40 ında, Hindistan’da 40 milyon ha alanın % 20 sine yakın bölümü tuzlanmış ve tarımsal üretim düşmüştür.

Sanayi faaliyetlerinin ortaya çıkardığı çeşitli katı ve sıvı atıklar, gerek yüzey suları, gerekse yeraltı su kaynaklarını büyük oranda nitelik yönünden, olumsuz etkilemektedir. Özellikle kentsel yerleşim alanları çevresinde bulunan su kaynakları, devamlı tehlike altında bulunmaktadır.

Su kirliliğinin büyük boyutlara ulaştığı bilinmekle beraber, bu konuda gelişmiş ülkelerde bile, kapsamlı bir çalışma henüz yürürlülüğe girmemiştir. En yakın zamanda etkin önlemler alınmadığı taktirde, 21. yüzyılda, bazı akarsulardan faydalanma olanağı tamamıyla ortadan kalkacak veya çok pahalı arıtma projelerinin devreye sokulması gerekecektir.
Dünyadaki bu tablo, Ülkemiz için de yabancı değil. Daha küçük çapta ama, hemen hemen benzer olumsuzluklara, Anadolu’nun bazı bölgeleri ve Trakya’da da benzer sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz.
Şu an Dünya’da su kıtlığı(susuzluk) çeken ve gelecekte susuzluk çekeceği düşünülen ülkelerin büyük bölümü kuzey yarım kürede, aynı enlem kuşağındaki Afrika ve Orta Doğu ülkeleri ile bu kuşağın devamında yer alan yüksek nüfuslu Asya ülkeleridir. Bu ülkelerin çoğunluğunun ortak bir özelliği de su tüketimlerinin büyük bölümünün tarımdan kaynaklanmasıdır.



Günümüzde Asya, Afrika ve Orta Doğu’da 34 ülke, susuzluk içindeki ülkelerdendir. Bu ülkelerin nüfusunun 2025 yılına kadar 470 milyondan 3 milyara yükselmesi, yani 6 kattan fazla artması tahmin edilmektedir. Birleşmiş Milletler tarafından 1998 yılında yapılan orta vadeli nüfus tahminleri de 2025 yılında 48 ülkede 2.8 milyar insanın susuzluktan kaynaklanan sıkıntılar yaşayacağı şeklindedir. Bu ülkelerden 40 tanesi Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Sahra Altı Afrika ülkeleridir.


2050 yılında susuzluk çeken ülkelerin sayısı 54′e, bu şartlarda yaşamak zorunda olan insanların sayısı ise 4 milyara yükselecektir. Bu durum 2050′de 9.4 milyar olması beklenen dünya nüfusunun %40′ının su sıkıntısı çekeceği anlamına gelmektedir.
Susuzluk yaşayan veya gelecekte susuzluk yaşaması beklenen 5 sıcak nokta; Aral Denizi, Ganj, Ürdün, Nil ve Dicle-Fırat havzalarında bulunmaktadır. Bu noktalardan biri (Fırat-Dicle) Türkiye kaynaklı bir havza’dır. Diğerlerinden 3 tanesi ise Türkiye’ye yakın bölgelerdir. Dicle-Fırat nehirlerinden faydalanan 3 ülkenin (Türkiye, Irak, Suriye) 2001 yılındaki toplam nüfusları 107 milyondur. PRB (Population Reference Bureau) tarafından yapılan tahminlere göre 2025 yılı tahmini ise 158.6 milyon kişi olacağı yönündedir. Bu sebeple günümüzde bile su paylaşımı ile ilgili sorunlar yaşanan havzada bu sorunların daha da şiddetleneceği beklenmektedir.
Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası ülkelerinin, su kıtlığını şu anda bile yaşıyor olmalarına rağmen, yukarıdaki sıcak noktalar arasında sayılmamalarının sebebi buraların bir havzaya dahil olmamaları ve su kaynaklarının önemli bölümünün fosil su olmasıdır. Fosil su depoları yağışlarla neredeyse hiç beslenmezler. Bu sebeple tıpkı petrol gibi kullanıldıkça tükenen kaynaklardır. Libya ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Kuzey Afrika ülkelerinin ve Ürdün’ün en önemli su kaynakları bu fosil su depolarıdır.
Susuzluğun önemli derecede etkilediği bölgelerden biri de Orta Doğu’dur. Orta Doğu dünya nüfusunun %5′ini barındırıyor olmasına rağmen yenilenebilir su kaynaklarının yalnızca %1′ine sahiptir. Dünyada kişi başına yenilenebilir su kaynakları miktarı 7.000-8.000 m³/yıl iken bu bölgede 1.400 m³/yıl kadardır. Bu bölgenin sahip olduğu su kaynaklarının önemli bölümü ya sınır aşan su niteliğindedir, ya da sahiplik konusunda tartışmalar olan yerlerdedir. Fırat-Dicle ve Ürdün nehirlerinin su kullanım hakları konusundaki tartışmalar ve önemli yer altı sularına sahip Golan Tepeleri’nin işgal altında olması bu bölgede suyu her zaman stratejik bir kaynak durumuna sokmaktadır.
Su Kıtlığının nedenlerini başlıca üç başlık altında toplamak mümkündür.• Yenilenebilir kaynak miktarının kıtlığı,

• Suyun kullanım şeklindeki hatalar,

• Yüksek nüfus artışının kişi başına kaynakları azaltması.

Dünyanın yenilenebilir su kaynakları neredeyse sabittir. Fakat fosil su depolarının ve yağışlarla oluşmuş yer altı depolarının tükenmesi ile birlikte gelecekte küresel kullanılabilir su kaynaklarında bir azalma yaşanacaktır.
Doğal kaynaklara tek ilave tuzlu suyun arıtıldığı tesislerden gelmektedir. Dünya üzerinde 7500′ün üzerinde deniz suyundan içme suyu elde eden ayrıştırma kuruluşu vardır. Fakat, bunların toplam üretimi dünya su kullanımının %0.1′ini oluşturmakta ve bu katkının gelecekte artmayacağı düşünülmektedir.
Suudi Arabistan’ın şu andaki hızı ile 50 yıl, Libya’nın ise gerçekleştirmeye çalıştığı projelerden sonra 30-40 yıl içinde tüm fosil su depolarını tüketeceği tahmin edilmektedir. Ürdün de su kuyularının yakın tarihte kuruması sorununu yaşayacak ülkelerdendir.
Mevcut su kaynakları ile ilgili diğer bir sorun da zaten az olan suyun gittikçe daha fazla kirlenmesidir. Örneğin, Polonya’da son 20 yıl içinde nehirlerden elde edilen suyun, yüksek kalitede içme suyu elde etmedeki payı %32′den %5′e düşmüştür.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2070
favori
like
share