Hayatı nasıl yaşadığınız, nasıl algıladığınıza bağlı




Mutsuz ve şikayetçiyiz diyelim ki. Hayatın bize kötü davrandığı kanısındayız. El alem bir eli yağda bir eli balda yaşarken, bizim o yağla bal için durmadan çalışmamız gerekiyor; o zaman bile bir parmak!.. Millet çocuğuna daha doğmadan bakıcı tutuyor, biz el kadar çocuğa kardeş baktırtıyor, ev işi yaptırıyoruz. Yaz sıcağı, kış soğuğu, otobüs kuyruğu bize, havalandırmalı arabalarında bile kızıp söylenen onlar. Biz okuyamadık, onlar bastırıp parayı, çatır çatır. Psikolog Yeşim Akbulut, hayatı algılama şekillerini Mynet okurları için yazdı.

Ya da,

Şanslıyız ve varsılız da şu trafik bizi öldürecek! Üstelik o kadar çok çalışıyoruz ki ne gecemiz var, ne gündüzümüz. Yani şu temizlikçi bizden iyi; mesaisi bitti mi bir dakika durmaz. Kaytarma şansımız yok; hep o iş bitecek bir an önce ve en iyi şekilde hem de.

Çalışanların sorumluluğu, müşterinin sorumluluğu, evin ve de göz önünde olmanın sorumluluğu... Gel de boğulma! Onca okuduk ettik, hala topun ağzındayız. Bu statüden aşağı inmek olacak şey değil, ama korumak da çok zor. Yetmezmiş gibi, bunca imkanlarına rağmen bir de çocukların sorunları, memnuniyetsizlikleri.


Ya da,

Bu böyle gider. Çünkü gözünüz durduğunuz yerden bakar dünyaya. Ateş nerenize düşmüşse, yanan yer orasıdır. Her şeyi algılayan sizsinizdir. Öğrenmeleriniz, geçmiş yaşantılarınız, genetik şifreleriniz ve inançlarınızla oluşmuş öznel, yani sadece size ait bir şeyinizdir sizin "algı".

Yukarıdaki örneklerde bunu bütün açıklığıyla görebilirsiniz. Ancak eğer algılarımız sürekli bir sorun üreticisi haline dönüşüyorsa dikkat etmeliyiz. Yanıltıcı olabileceklerini unutmamalıyız.

Nevroz'la ilgili yazıma gelen yorumlar, doğrusu atlanmayacak bir örnek. Ben "insanın sınırları"nı anlamasından söz etmiştim. Oysa yorumların çoğu (eleştiri mi demeli yoksa), Allah'ın sınırlarıyla ilintili idi, ya da sınırsızlıklarıyla! Bu yönde bir tartışmaya girecek değilim elbette. Ancak algı, sadece inanç doğrultusunda çalışıyorsa, bilimsel bir metni bile böyle okur ve dolayısıyla söylenmek isteneni de anlayamaz.

"Psikolojik sorunlarımızın çözümlerini bildiğimizi sanmamız da benzer bir yanılgıdır. Zira "bunları bilecek kadar akıllıyızdır!", "zaten nedenleri de şunlardır!" ve lakin YA-PA-MI-YO-RUZ-DUR.

İşte bunun da nedeni (eğer sorununuz psikiyatrik,nörolojik vb. değilse) algı bozuklukları ve hatalarıdır ve bu da "Psikoloji Bilimi"nin alanına girer. Yani, siz öyle "biliyorum, anlıyorum" falan zannediyorsunuzdur. Çözüm olarak okuma ve öğrenmeyi önermeme kızan pek çok kişi de böyle bakıyor duruma sanırım.

Oysa algı sorunlarımızı, ancak bunlar çözebilir. Dünya görüşünüz zenginleşip, bakış alanınız açıldıkça, tek bir insan olarak öneminizi, bireyleşmeniz ve aktifleşmeniz gerektiğini kavrarsınız. Böyle bir insan da kolay kolay "hastalanmaz(!)".

Ya da sorunlarınızın bu sınanma alemi nedenine olduğuna ve itaat mükafatlarınızı öteki dünyada alacağınıza inanırsınız. Bu koşulda zaten şikayet, kefaleti ağır bir günahtır. İnanan kişinin ruhsal sağaltımını ibadet sağlar. Bir bilim insanı olarak bu konudaki yorumlarımın gereksiz olduğu kanısındayım. Ancak aynı şekilde benim alanıma da ehil olmayanların girmemesini beklerim. Eğer dinsel inançlar yeterli çözüm üretebilmiş olsalardı, bu sorunların, yüzlerce yıldan geçip de günümüze gelmesi mümkün olmazdı değil mi!

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 639
favori
like
share
ozlems_o Tarih: 26.10.2006 09:52
çok doru dayıcım sene düşünürsen öle gelir hayat insana :3: :85:

teşekkürler
eems34 Tarih: 25.10.2006 08:26
sağol
Lmanyaks Tarih: 24.10.2006 17:00
paylaşım için teşekkürler
ybtx Tarih: 27.10.2005 16:05
paylasim icin saol