Derviş ve para

Padişahın biri, adamlarından birine bir miktar para verip şehir içindeki dervişlere dağıtmasını söyledi. Adamcağız bir çok dervişin yanına gidip geldi ve ancak parayı olduğu gibi geri getirip padişaha iade etti.

Padişah, (Niçin dağıtmadın?) diye sordu.

Adam, (Padişahım verecek derviş bulamadım) dedi.

Padişah, (Nasıl olur, şehirde yüzlerce derviş vardır) deyince adam, (Efendim, dervişler para kabul etmiyorlar. Para alanlar ise zaten derviş değil ki) diye cevap verdi.

Ramazana hürmetin neticesi

Bir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan bir Mecusi'nin küçük çocuğu, oruçlu müslümanların arasında ekmek yiyordu. Babası, çocuğun bu yaptığını görünce, (Oğlum Müslümanların arasında yemek yenir mi? Onlar bu günlerde oruç tutarlar, bu günler onların mübarek günleridir, saygı göstermek lazım) diyerek azarladı ve (git evde ye) diyerek çocuğu eve gönderdi.

Bu olaydan birkaç sene sonra bu Mecusi öldü. Ölümünden sonra o şehirdeki bir müslüman rüyasında bunu Cennet-i âlâda gördü. Mecusiye, (Nasıl oldu da bu nimete eriştin! Biz seni Mecusi bilirdik. Hatta öldüğün zaman, cenaze namazını bile kılmadık) dedi.

O da şu cevabı verdi:

"Evet! Doğru söylüyorsun. Ben bir Mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum, müslüman mahallesinde, onlar oruçlu olduğu halde yemek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye, ben de hürmet ettiğim için; Cenab-ı Allah, hasta yatağımda beni Müslüman olmakla şereflendirdi. Müslüman olarak öldüğüm için bu nimete kavuştum."

Namaza gelenin farkı
Harun Reşid, bir Ramazan günü Behlül'e, akşam namazında camiye gitmesini ve namaza gelen herkesi iftara davet etmesini söyledi.

Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:

- Akşam camiye bu kadar insan mı geldi?

Behlül cevap verdi:

- Siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu ve daha başka şeyler sordum. Onları da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen bu kadarmış.

Ölürken bile birbirlerini düşündüler

Yermük harbinde, eshab-ı kiram birçok şehit verdi ve birçoğu da gazi oldu. Şehadet şerbeti içerken bile birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını göstermişlerdir.

Huzeyfetül Adevî isimli sahabi, harpte kahramanca savaşan amcası oğlunun yaralanarak yere düştüğünü gördü. Harp çok şiddetli, hava çok sıcaktı. Yanında bir miktar su bulunuyordu. Yere düşerek inlemeye başlayan amcası oğlunun yanına yaklaştı. Suyu ona vereceği sırada, başka bir yaralının (Su!... Su!) diye inlediği duyuldu.

Şehadet şerbetini içmek üzere olan amcasının oğlu, hemen Huzeyfe'ye eliyle işaret ederek suyu ona götürmesini istedi. Hz. Huzeyfe suyu hemen ona götürdü. O anda başka bir yaralı yine ölüm anında idi. (Su! Su!) diye inliyordu.

Suyu içmek üzere olan ikinci yaralı da Hz. Huzeyfe'ye eliyle işaret ederek suyu öbür kardeşine götürmesini bildirdi. Hz. Huzeyfe suyu alarak üçüncü yaralının yanına yaklaştığında, vefat etmiş olduğunu gördü. Hemen kendisine en yakın olan ikinci yaralıya suyu götürmek için koştuğunda, onun da şehit olduğunu gördü. Bu sefer bari amcam oğlu içsin diyerek, amcası oğlunun yanına geldi ki o da şehit olmuştu... Su, Hz. Huzeyfe'nin elinde kaldı. Bu haslete dinimizde isar denir.

Allahü teâlâ Eshab-ı kiramı çeşitli vesilelerle övmektedir:

(Onlar birbirlerinin dostlarıdır.) [Enfal 72]

(Onlar kâfirlere karşı şiddetli, çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametlidir.) [Feth 29]

(Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

(Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır.) [Tevbe 100]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1897
favori
like
share
xewn u hevi Tarih: 22.10.2005 14:07
çok güzel ya ellerine sağlık...kardeş..zevkle okudum valla........ince ve ibetlik öyküler ve eminim hepside yaşanmıştır....çok sağolasın.............