O kış, büyükbabam ve büyükannemin çiftliğine onları tanımak üzere gelmiştim. Yıllardır büyükbabam ve büyükannem, annemlerle bir kırgınlık sonucu görüşmüyorlardı. Bunun sebebini oraya gidince, tam olarak anlayacaktım.
Geçmişte yaşadıkları bu tatsız olay, anne ve babamın başka bir ülkeye gitmesine sebep olmuş. Büyükbabam ve büyükannemin çiftliğine gelene kadar, onlar hakkında pek bir bilgim yoktu. Annem ve babamın konuşmalarından, ne zaman büyükbabamlarla ilgili bir konu açsam, çözülemeyecek kadar büyük bir problem olduğunu anlardım. Ve susardım. Ama, içimde hep bir büyükanne ve büyükbaba özlemi vardı. Merakım yaşım ilerledikçe artıyordu. Hayallerimde tonton mu ton, sevecen mi sevecen, beyaz sakallı bir büyükbabayla, gözlerinin içi ışıl ışıl parlayan bir büyükanne düşlerdim. Yaşamadığım, başkalarının yaşarken gördüğüm bu duyguyu, onlarla yaşamak istedim. Anne ve babamın da kırgınlıklarının, nedenlerini öğrenmem gerekiyordu. Yaşım büyümüştü. Anlam veremiyordum. Bir evlat ya da bir anne, baba nasıl olurda birbirleriyle görüşmezler. Bunu sonuçlandırmam gerekiyordu.
Annemin ve babamın yıllardır mutsuzluklarına tanık oluyordum. Arkadaşlarıyla ve onların aileleriyle görüşmelerinde. Anne ve babamı büyükbabamlarla mutlaka görüştürmeliydim. Bu arada nasıl biriler acaba? diye özlemimi ve merakımı da gidermeliydim. Aklımdan bu sorular geçiyordu. Bu soruların cevaplarını mutlaka almanın zamanı gelmişti. Benim yaşadığım şehir, güneşin en sıcaklığını yaşatan bir şehirdi. Bir gün annemin yatakta büyükbabamın resmine bakarak ağladığını gördüm. Ani bir kararla büyükbabam ve büyükannemi bulmalı, onları tanımalı ve bu muammayı ortadan kaldırmalıydım dedim.. Babamı arayıp büyükbabamların yaşadığı yerin adresini aldım. Babam, hiç tereddütsüz bu adresi bana verdi. Büyükannemler başka bir ülkede yaşıyorlardı. Sonradan öğrendiğimde ne büyükbabamlar ne annemler birbirlerinin izini kaybetmemişlerdi. Birbirlerinden habersiz başkalarından, yıllarca haberlerini alıp durmuşlardı. Ne anneme, nede babama gideceğimden bir haber vermedim. Engel olacaklarını sanmıyordum. Yıllarca üzerlerinde duran, bu kara toz bulutunun kalmasına onlarda sevinecekti. Bunu biliyordum.
Birkaç eşyamı alıp, ilk uçakla büyükannemlerin yaşadığı şehre geldim. Bu şehir ve ülke soğuktu. Benim yaşadığım şehir gibi sıcaklık hakim değildi. Şimdi yolum çok uzundu.
Büyükbabam ve büyükannem küçük bir adada yaşam şekli seçmişlerdi kendilerine. Annemlerin onları bıraktıkları yerlerde değildiler. Bu adaya küçük uçaklar kalkıyordu. Bulunduğum şehirden ilk uçağa binip, büyükbabamların yaşadığı adaya inmiştim. Hava buz gibiydi. Yolculuk boyunca kar ara ara yağmıştı. Şimdi buradaydım. Kar lapa lapa yağıyordu. Çok soğuktu burası. Bir an için kendimi medeniyetten uzak sandım. Hiç aklıma gelmemişti, üzerime giyecek kalın bir şeyler almak. İliklerime kadar donmak üzereydim. Küçük bir alana iniş yapmıştık. Etrafımda, birkaç küçük uçak daha vardı. Her taraf karla kaplıydı. Bu beyazlık, bir tek görülebilecek nokta bırakmamıştı. Orada, uçakların iniş kalkışlarının yapıldığı yerde, küçük ama bir o kadar da sıcak cafe vardı. Üşümüştüm. Neredeyse donmak üzereydim. Burada içimi ısıtacak bir cafe içtikten sonra Hannah ve Fired Maine çiftinin nerede oturduklarını sordum. Bu cafeyi işleten yaşlı karı koca çifte. O an, buradakilerin bir şeylerden kaçmak isteyen ve yaşlılıklarını yaşamak için burayı tercih eden insanlarla dolu olduğu izlenimine vardım. Yanılmamıştım. Ada halkının çoğu yaşlıydı. Ve burada yaşamak isteyenlerle doluydu. Bunu zamanla öğrenecektim. İsimlerinin Marie ve John olduklarını öğrendiğim bu çiftten büyükbabamların çiftliğinin tarifini almıştım. Çiftlik buradan beşyüz metre kadar ilerideydi. Etrafta çok ev yoktu. Boşboş araziler vardı. Her taraf karla kaplıydı. Yol tam olarak görülmüyordu. Fakat, içim üşüse de, ürperse de, zorda olsa bu karlı yolda ve soğuk havada yürüyecektim. Büyükbabam ve büyükannemle ilk karşılaşma anımızı merak ediyordum. Bunun heyecanı ve sevinci vardı üzerimde.
Yol boyunca yürürken sağ tarafta Maine Çiftliği yazılı bir tabela gördüm. İşte! Karşımda dimdik duran, beyaz boyalı ve verandası olan bu ev büyükbabamlarınkiydi. Gözüm ilk önce verandaya takılmıştı. Çünkü, verandada oturup bir şeyler okumak ve dinlenmek hoşuma gidiyordu. Burada da vardı. Hava soğuk olsa da, orada oturup bir şeyler yapacaktım mutlaka. İçimden bu düşünce geçti. Yavaş adımlarla ilerlerken, kendimi çiftlik evinin merdivenlerinde buldum. O an, bir adım atıp atmamak arasında tereddütte kaldım. Fakat, kendimi toparlayarak zile bastım. Karşıma kim çıkacaktı ve beni nasıl karşılayacaktı. Bunun endişesini de taşıyordum. Kapıya doğru gelen ayak seslerini duydum. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Ve kapı yavaşça açıldı. Karşımda büyükbabam Fired duruyordu. Yıllardır düşlerimde büyüttüğüm insana benziyordu. Beyaz sakallı ve tonton bir görünüşe sahipti. Heyecanım bir an için azaldı. Büyükbabam
- Merhaba! Kimsiniz? dedi.
Şimdi bu soruyu nasıl cevaplayacaktım. Bir anda
- Benim büyükbaba, torunun Carmen dedim ve cevabını bekledim.Yüzündeki sevecenlik bir anda şaşkınlığa bıraktı kendini. İçinden cevap verecek kelimeleri seçiyordu. Belliydi. Duraklamıştı. Bir anda toparlanıp soğuk, fakat; bir yerlerde sakladığı besbelli olan yüz ifadesiyle beni kucakladı. Tek kelimeyle
– Hoş geldin dedi. Bu sefer benim cevabımda tereddüt yoktu.
– Hoş bulduk büyükbaba dedim. Sevindiğini anladım. Ama, sanki bir yerlerde bir şeylere söz vermiş gibi sevecenliğini saklamaya çalışıyordu. Ve beni içeri davet etti. Üst katta, odada olan büyükannemi yüksek sesle çağırdı.
– Hannah lütfen gelirmisin. Büyükannem
– Ne oldu? Yine Fired diyerek merdivenlerden inerken beni gördü.
– Hoş geldiniz dedi. Bende
– Hoş bulduk efendim dedim. Büyükbabam onur ve sevinçle karışık bir duyguyla
– Bak Hannah bu kim? Dedi. Büyükannem karşımda duruyordu. Yaşlanmış, ama bir o kadar da zarif yapıya sahipti. Büyükbabamın gözlerinin içine baktı ve
– Carmen sensin dedi. Evet; hiç görmediği beni tanıdı.
Sevinçliydim. Büyükbabam gibi yüz ifadesi yoktu. Sımsıcak sevgi doluydu, tıpkı bu ev gibi. Büyükbabam gibi hiç duraklamadı ve büyük bir sevinçle bana sarıldı. Hem de sımsıkı. Sanki bütün yaşanmışlıkların ve yılların acısını alır gibi. Tekrardan
– Hoş geldin dedi. – Hoş bulduk büyüanne dedim.
Beni ayakta tutmayarak bir koltuğa oturttu. Ellerimi sımsıkı tutuyor ve gözlerime bakıyordu. Hemen
– Bir şey içer misin? Diye sordu. Üşümüştüm. Sıcak bir içeceğe ihtiyacım vardı.
– Lütfen bir çay alabilirim dedim. Sanki kuşlar gibi özgürdü.
- Mutfağa giderken büyükbabamla yalnız kalmıştım. Büyükbabam, hala ayakta duruyordu. Oturmakla oturmamak arasında tereddüt yaşadığı belliydi. Ve bir anda karşımdaki koltuğa oturdu. Başı dimdik duruyordu. Gözlerimden gözlerini kaçırmak istiyordu. Ama, yüreği buna izin vermiyordu. Seziyordum. Bir an göz göze geldik. O an gözünden bir damla yaş geldi. Bir şeylere üzgün olduğu belliydi. Gözünden akan yaşı silmedi. Akıp gitmesine izin verdi. Ve sonra bana
– Nasılsın dedi.
Teşekkür ederim büyükbaba iyiyim dedim. Mutlu oldu.
– Siz nasılsınız dedim.
– İyiyim dedi. Görmedikleri torunları karşılarındaydı. Beni kaçak gözlerle süzüyordu. Soğukkanlılığını korumaya çalışıyordu. O sırada büyükannem beraber içeceğimiz çaylarımızı getirmişti. Ve bana uzattı.
– Teşekkür ederim büyükanne dedim.
– Sağol dedi. Çaylarımızı içmeye başladık.
Bu arada evin içerisine bakmaktaydım. Çok sıcaktı. Büyükbabamın ağaç işleriyle uğraştığı belliydi. Her taraf küçük küçük odundan yapılmış maketlerle doluydu. Büyükannemin de örmüş olduğu örtüler yerlerde ve koltuklarda seriliydi. Mutlu ve huzur dolu bir yuva görüntüsü vardı. Ben de mutlu olmuştum. Çaylarımızı içerken büyükbabam ve büyükannemden anne ve babamın nasıl oldukları sorusunu soracaklarını beklemiyor da değildim. Ama, onlarla ilgili hiçbir şey sormadılar ve söylemediler. Ben de bu belirsizliği zamana bıraktım. Nasıl olsa burada kısa bir sürede olsa kalacaktım ve sebebini öğrenecektim.
- Kısa bir sohbet ettikten sonra, büyükannem kalacağım odamı gösterdi. Yalnız kalmak istedikleri belliydi. Bu şaşkınlığı üzerlerinden atmak için. Odamın penceresinin karşısında, çok büyük bir orman vardı. Ağaçların üzerini karlar örmüştü. Güzel bir görüntüydü. Evin etrafının çitlerle örülü olduğunu ve biraz ileride küçük bir kulübe olduğunu fark ettim. Herhalde büyük babam burada o ağaç işlerini gerçekleştiriyordu. Her taraf karlı olduğu için ne bir ses, ne bir kuş ne bir insan göremedim. Yalnızlık diz boyuydu burada. Eşyalarımı dolaba yerleştirdikten sonra, annemleri telefonla aradım. Telefonu annem açtı. Bana
- Sen neredesin? dedi. Cevabım netti.
- Anne büyükbabam ve büyükannemin yanındayım. Onları görmeye ve bu muammayı ortadan kaldırmaya geldim dedim.
Annem şaşırdı. Babam ona söylemişti Ama, annem inanmamıştı. Bana kızgın değildi. Telefondaki sesi kızgın olmadığını belli ediyordu. Bana
– Kendine dikkat et ve büyükbabanlara selam söyle dedi. Ve telefonu kapattı. Huzurluydum artık. Rahat bir uykuya ihtiyacım vardı. Yatağa boylu boyunca uzanarak bir oh çektim. Ve türlü türlü düşüncelerle uykuya daldım. Ertesi sabah, kar kuşlarının cıvıldaşmalarıyla uyandım. Daldan dala konup birbirlerine şarkılar söylüyorlardı. İçimi bir huzur kapladı. Pencereyi açtım. Mis gibi kar havasını içime çektikten sonra, yüzümü yıkayıp büyükbabamların yanına indim. İndiğimde büyükannem kahvaltıyı hazırlamıştı.
– Günaydın büyükanne ve büyükbaba dedim.
- Günaydın dediler. Şömineye odunları atmışlardı çıtır çıtır odun sesleri eşliğinde kahvaltıya başladık. Büyükannem beni tanımak için sorular soruyordu. Tabi bende onu. Birbirimize verdiğimiz cevaplarla, mutlu oluyor ve belirsizliğin bir kısmını gideriyorduk. Büyükbabam sessiz bir şekilde bizi dinliyordu. Benim anlattıklarımdan mutlu oluyordu. Bunu hissediyordum. Kullandığım cümlelerimin bazılarında yüzü gülüyordu. Bir anda annemlerle ilgili bir konuyu anlattığım zaman o gülen yüzü birden bire bozuluyordu. Dalıp gidiyordu. Biliyordum. Onun sevgisini bir zaman sonra kazanacağımı. Ne kadar soğukkanlı gözükse de ara ara katılıyordu sohbetlerimize.
– Kahvaltımızı yaptıktan sonra, burada neler yapabileceğimizi sordum büyükanneme. Büyükannem
– Burası küçük bir ada dedi. Gençler için yapabilecek pek fazla bir şey yok. Çoğunlukla bizim gibi yaşlılığın tadını çıkarmak isteyen kişiler burada yaşıyor dedi. İlk izlenimim doğru çıkmıştı.
- Ben de büyükanne ve büyükbaba, o zaman sizlerle beraber nasıl bir şeyler yapabilirim dedim. Büyükbabam şaşırdı. Suskunluğunu bir anda bozdu. Ve yanağımdan okşayarak
– Dur bakalım dedi. Bu dur hayır değildi. Benim gibi, ilişkimizi zamana bıraktığını anladım. Büyükbabam, evin karşısında bulunan kulübesine doğru ilerlemeye başladı. Bana da sende gel dercesine bir bakış attı. Bekledim onun kulübeye girmesini. Arkasından gittim. Orada da bir şömine vardı. Odunları başlamıştı yakmaya. Beni kapıda gördü ve
– Buyur gel dedi. Camın önünde duran sandalyesine oturdu ve eline ağaçlardan yapmış olduğu evi aldı. Çok güzel görünüyordu bu ev. Onun adına sevindim. Kendine bir uğraş bulduğu için. Yaşama sevincini kaybetmediğini anladım. İşiyle uğraşırken yine soğukkanlıydı. Ve onu orada bırakıp, çevreyi dolaşmaya çıktım.
- Etrafım karla kaplı olduğundan yürümekte zorlanıyordum. Bu yerin yabancısıydım. Fazla ileri gidemeyeceğimi anlayarak büyükannemin yanına geldim. Büyükannem elinde bir kitapla şömine başında oturuyordu. Her ikisinin hayatlarından bir şeyler kaybetmediğine şahit oluyordum. Büyükanneme, annemlerin nasıl olduklarını anlatıyordum. Büyükannem sorular sormaya başladı bana. Kızını özlemişti. Konuşmalarına yansıyordu. Bu konuşmalardan bazı ipuçları çıkarmaya çalışıyordum. Ama, hep gözü kulübede olan büyükbabamdaydı. Bu yüzden fazla bir şeyler soramıyor ve anlatamıyordu. Ben içimdeki bütün her şeyi büyükanneme anlattım. Annemin ve babamın onları ne kadar çok sevdiklerini, özlediklerini anlattım. Büyükannem başladı ağlamaya. Bu arada annemin selamını ilettim büyükanneme. Artık durduramıyordum büyükannemi gözlerinden yaşlar delicesine akıyordu. Yılların özlemini ve yavrusunun yavrusunu karşısında görmüştü. Anne yüreği buna engel olamıyordu.
– Sen de çok selam söyle dedi bana. Gözü dışarıda tek kelimeyle.
Ve yavaşça yanından kalkıp odama çıktım. Onu yalnız bırakıp, düşüncelere daldırıp, büyükbabama, anlattıklarımı söylemesini bekleyecektim. Annemlere, büyükbabam kadar kızmıyordu büyükannem. Bu kırgınlığın büyükbabam tarafından, daha fazla kaynaklığını düşünüyordum artık. Buna emindim. Büyükbabamı bu kırgınlık ve belirsizlikten bir önce kurtarmalıydım. Çok fazla da zamanım yoktu.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 348
favori
like
share
CA-CHALLENGE Tarih: 07.11.2009 20:01
paylaşım için teşekkürler