Çok sayıda insanın dahil edildiği hastalık dağılımlarını inceleyen bilimsel araştırmalara göre kadın ve erkekler, farklı hastalık deneyimlerine sahiptir. Bu araştırmaların sonuçları özetlendiğinde:


kadınlarda akut hastalıklar ve ölümcül olmayan kronik hastalıkların erkeklerden daha sık olduğu,

17-44 yaşlararası erkeklerde, yaralanma ile sonuçlanan kazaların kadınlardan %50-60 oranında daha çok görüldüğü ve

aynı yaş grubunda erkeklerde yaşamı tehdit eden hastalıklara daha sık rastlandığı ortaya konmuştur.


Kadın ve erkeklerin geçirdikleri hastalıklar ile ilgili farklı deneyimlerinin olması, cinsiyetler arasında ağrı kültürü farklılıklarına neden olmaktadır. Birçok araştırmada tekrarlayıcı ve kronik ağrılı hastalıkların kadınlarda erkeklerden daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Kadınların çoğu menstürasyon, ovülasyon, gebelik ve doğum ağrısı gibi patolojik olmayan nedenlere ait ağrı deneyimine sahiptir.

Menstrüasyon ağrısı kadınların ağrı deneyiminde çok önemlidir:


Genç kızların yaklaşık % 50' si erken ergenlik döneminde menstrüel ağrı deneyimine sahiptir.

Geç ergenlik döneminde ise bu oran % 75' e ulaşır.

Geç ergenlik ve erken yetişkinlik çağında ağrıların şiddeti daha da artar.

Menstrüel ağrı oranı 18-24 yaşlarda % 81 iken 35-49 yaşlar arasında % 45' e iner.

Menstrüel ağrısı olan kadınların % 33' ü orta şiddette, % 32'si şiddetli ağrılı iken % 14' ünün dayanılmaz şiddette ağrıları vardır.

Kadınlarda erkeklere oranla şiddetli, sık aralıklı ve uzun süreli ağrılı şikayetler daha sık görülmektedir.
Eşit yaşam koşulları altında erkekle kadın arasında belirgin bir fark beklenmemektedir. Buna rağmen:


karın ağrıları,

iskelet-kas sistemine ait ağrılar ve

başağrıları

kadınlarda daha yaygındır.

Kadın ve erkekler arasındaki tekrarlayıcı kronik ağrı yakınmaları farklılıkları genellikle ergenlik çağı döneminde başlar ve erken yetişkinlik döneminde de sürer. Yaşlılık döneminde ağrı yakınmalarının çok önemli bir sorun olmasına karşın, birçok ağrılı şikayetler erken yetişkinlik döneminde ortaya çıkmaktadır.
Bilimsel araştırmalar, ağrı yakınmalarının yaş ile ters orantılı olduğunu ileri sürülmektedir: Başağrısı, bel, adale, mide, diş ağrıları gibi yakınmalar erken dönem yetişkinlerde, orta yaş veya yaşlılardan daha sıktır.

Eklem ağrıları bu kuralın dışındadır. Yaş ilerledikçe eklem ağrısı yakınmaları artmaktadır.

Çocukluk çağında da farklı ağrı deneyimleri vardır. Bunlar cinsiyet farklılıklarına da bağlı olabilir:

kız çocukları,

ailenin ilk çocukları ve

alt sosyoekonomik sınıfların çocuklarında ağrı yakınmaları daha fazladır ve bu farklılıklar psikolojik nedenlerden kaynaklanır.

Erkek çocuklar ise ağrı yakınmalarını daha iyi kontrol altına alırlar.

Kadın ve erkeklerin farklı ağrı deneyimlerine sahip olmalarının temelini biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler oluşturmakladır.
Biyolojik farklılıklar ve ağrı deneyimi ilişkisi ile ilgili çok fazla araştırma bulunmamaktadır.

Ağrının algılaması, iletilmesi ve hissedilmesi bakımından her iki cins arasındaki farklılığa beyindeki; kimyasal, metabolik, fiziksel ve hormonal değişiklikler yol açmaktadır. Ağrının azalmasına yol açan beynin çeşitli alanlarında nöronlar bir takım cinsiyet hormonları ile örtüşmektedir. Biyolojik faktörlerdeki değişikliklere bağlı olarak kadınlarda başağrısı ve migren şikayetlerinin daha sık olduğu çeşitli deneysel araştırmalarla da kanıtlanmıştır.

Kadınlarda adale hassasiyeti erkeklerden daha fazladır. Herhangi bir ağrı şikayeti olmayan sağlıklı kadınların, yüz ve boyun adalelerine basınç uygulaması ile yapılan ölçümlerinin sonucunda erkeklerden çok daha hassas olduğu gösterilmiştir. Son yıllarda hayvan araştırmalarında kadınlık hormonu olan östrojenin ağrı giderici etkisinin de olduğu gösterilmiştir. Ameliyat sonrası ağrılarda erkeklerin daha fazla analjezik ilaç ihtiyacının olması da bu bulguları destekler niteliklerdedir. Psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklar da etkilidir.

Kadın ve erkek arasında ağrının algılanması bakımından beklenen farklılıkların psikolojik ve sosyolojik açıdan iki önemli nedeni vardır:


kadın ve erkek yaşamları boyunca farklı ağrı deneyimlerine sahiptir;

kadın ve erkeğin toplumda kendilerinden beklenen farklı sosyal rollerinin olmasıdır.

Cinsiyetle ilgili farklı sosyal beklentiler ağrılı uyarana verilen cevabı da belirler.
Kadınların çocuk bakımı, ailedeki yaşlıların bakımı, alışveriş ve ev işleri gibi sorumlulukları vardır. Bu denli sosyal yük ağrılarını daha korkutucu ve sorumluluklarını engelleyici bir olgu olarak algılamalarına neden olur. Ağrı şikayetlerinin hemen önlenebilmesi için girişimde bulunurlar. Ağrılarını aşırı rahatsızlıkla belirtirler. Ayrıntılı olarak anlatırlar. Günlük yaşama etkilerini en ince ayrıntıları ile açıklarlar. Kadınlar belirgin, kimi zaman da abartılı bir şekilde ağrılarını ortaya koyarlar. Erkekler ise ağrılarını anlatmaktan çekinirler. Ancak iş hayatlarına engel olduğunda ağrılarından bahsederler. Ağrılar karşısında erkek ve kadın farklı sosyal rol nedeniyle farklı tutum izlerler. Hekimler biraz da bu nedenle kadınların daha fazla duygusal oynamalarının olduğuna ve psikosomatik hastalıklarının yaygın olduğuna inanırlar. Ancak hekimlerin bu tutumu özellikle kadın hastalarına hatalı yaklaşımda bulunmalarına neden olabilir. Cinsiyet ve ağrı ilişkisi ile ilgili bilgilerimiz oldukça karmaşıktır ve bu konuda birçok belirsizlikler bulunmaktadır. Son yıllarda ağrı değerlendirilmesi ve kontrolü konusunda ve ağrı bilimi ile ilgili bilimsel araştırmalarda cinsiyet farklılıklarının önemi arttmıştır.

Kadınlarda yaygın olarak görülen ve cinsiyet farklılıklarından kaynaklanan başlıca ağrılı hastalıkları özetleyecek olursak:




Rahimin Arkaya Doğru Olması - Uterus Retroversiyonu
Yumurtalık Nedenli Ağrılar - Over Ağrıları
Belirgin Bir Nedeni Olmadan Ortaya Çıkan Kronik Pelvik Ağrı
Rahim Duvar Hücrelerinin Farklı Yerlerde Bulunması - Endometriozis
Posterior Parametrit
Tüberküloz Salpenjite
Mittelschmerz, Adet Ortası Ağrısı
İkincil Dismenore
Birincil Dismenore
Psikolojik Kaynaklı Rektal, Perinaeal ve Genital Ağrı



Başa dönmek
Rahimin Arkaya Doğru Olması - Uterus Retroversiyonu

Tanım: Rahim tersdönmesine bağlı alt batın ağrısı.

Ana Özellikler: Rahim tersdönmesi erişkin kadınların % 15-20'sinde bulunur. Ancak daha az oranda bulunan mobil tersdönme semptomlara yol açar. Çok az olguda derin disparöni birlikte de olabilen aralıklı ağrı şikayetleri de vardır. Alt karında ya da sakrogluteal bölgede lokalize olan ağrı şikayetleri bazı olgularda her iki bölgede de olabilir. Ağrı genellikle premenstrüel dönemde daha şiddetli olup menstrüasyonun birinci veya ikinci gününden sonra azalır ya da kaybolur. Ağrının yatay pozisyonla da azaldığı gözlenir. Pelvik muayenede tersdönmüş rahim hassas, normalden hafifçe büyük ve daha yumuşak olduğu saptanmıştır.

Patoloji: Rahmin öne doğru düzeltilmesinden sonra ağrılı tersdönmüş rahmin ağrısının azaldığı ve sabitleştiği gözlenmiştir. Rahim ağzına halka yerleştirilip, ters dönme düzeldikten sonra ağrının kaybolması 2-3 günlük süre içinde kademeli olarak oluşur. Bu durum ağrıya yol açan nedenin; pelvis bölgesinin pasif konjesyonunu sağlayan dolaşım dağılımı olabileceğini düşündürür.

Ayırıcı Tanı: Serviks aksı simfis pubise, rahim aksı kuyruk sokumuna yöneldiği zaman rahmin tersdönmesinden söz edilir. Ters dönme hareketli ya da sabittir. Eğer endometriozis ya da posterior parametritis gibi başka bir neden yoksa ve anterior repozisyondan sonra ağrı şikayetleri kayboluyorsa ancak bu durumda ağrının mobil ters dönme nedeni ile oluştuğu söylenebilir. Pozisyonun düzeltilmesi rahim ağzına halka yerleştirilmesi ile sağlanır. Sabit ters dönmesi olan hastalarda bazı şikayetler ve semptomlar oluşursa da bunların ters dönmeye bağlı olduğunu kanıtlamak imkansızdır. Böyle bir durumda tedavi; endometriozis, akut pelvik inflamatuar rahatsızlığa ait sekel, pelvi-peritonitis veya tüberküloz salpenjitis gibi asıl nedene yönelik olarak yapılmalıdır.

Tedavi: Hareketli rahim ters dönmesi semptom vermezse tedaviye gerek duyulmaz. Ağrı şikayetleri oluşursa rahim ağzına halka yerleştirilerek rahim yeniden şekillendirilir sağlanır. Ağrı şikayeti tedavi sonrası kaybolursa yerleştirilen halka 6-8 hafta bırakılabilir. Ağrı tekrar oluşmazsa halka çıkarılır ve gerekmedikçe başka tedavi uygulanmaz. Ağrı tekrarlarsa ters dönmenin cerrahi girişimle düzeltilmesi gerekebilir. Ters dönme sabitse, tedavi şikayetlere yol açan asıl nedene yönelik olarak yapılır. Cerrahi girişim ancak bazı disparöni olgularında olduğu gibi doğrudan ters dönmeye bağlı olarak gelişmişse veya ortada infertilite için tubo operasyonu gibi bir neden varsa uygulanmalıdır.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 904
favori
like
share
casper Tarih: 27.11.2005 20:41
teşekkürler canım
mollycan Tarih: 27.10.2005 16:23
tesekkürler bilgiler icin
eBRuLy Tarih: 23.10.2005 20:24
Ellerine saglik Fadikcim