göz tansiyonu tehlikesi - göz tansinyonundaki körlük riski

Glokomun neden olduğu hasarın geri dönüşümünün olmadığına dikkati çeken Hepşen, hastalığın tam olarak iyileştirilemediğini ancak düzenli tedavi ile kontrol altında tutulabildiğini kaydetti.

Gözün içerisindeki “Aköz humar” adı verilen berrak sıvının, göz basıncının normal seviyede kalması için gün içerisinde dengeli miktarlarda üretildiğini ve boşaltım kanalları ile kan damarlarına geçtiğini anlatan Prof. Dr. Hepşen, “Göz kapalı bir yapı olduğu için göz içi sıvısının gözden dışarı çıkışının aksaması halinde göz içindeki basınç yükselir. Bu basınç, görme siniri üzerine baskı yaparak, gördüklerimizi beynimize ileten sinir liflerinde hasara neden olur” diye konuştu.

“GÖZ TANSİYONU ARALIKLARLA ÖLÇTÜRÜLMELİ”
Glokom sıklığının yaşın ilerlemesiyle birlikte arttığını ancak hastalığın gençlerde hatta yeni doğan bebeklerde bile görülebildiğini anlatan Hepşen, görme siniri hasarı ve glokomun yol açabileceği körlükten, erken tanı ve tedavi ile korunmanın mümkün olduğunu belirtti.

Hepşen, glokom hastalığının bulgularının ancak çok ileri dönemlerde belirginleştiğini, bu nedenle göz muayenesinin çok önemli olduğunu anımsatarak, erken tanı için, göz tansiyonunun belirli aralıklarla ölçtürülmesi gerektiğini söyledi. Muayenede sadece göz içi basıncının ölçülmesinin hastalığın saptanması için yeterli olmadığının altını çizen Hepşen, bilgisayarlı görme alanı testi, “HRT” ile göz siniri muayenesi ve “göz siniri görüntüleme ve fotoğraflaması” gibi ileri tetkiklerle tam ve detaylı göz muayenesi yapılması gerektiğini kaydetti.

Göz tansiyonu normalden yüksek olanların, 50 yaşın üstündekilerin, ailesinde ve yakın akrabalarında glokom bulunanların, yüksek miyop veya hipermetrop kusuru olanların, göz yaralanması geçirenlerin, kortizonlu ilaç kullananların, şeker ve migren hastalarının risk altında olduğuna dikkati çeken Hepşen, bu kişilerin, uzman bir doktor tarafından glokom tedavisine ya da düzenli takip edilmesine ihtiyaç duyulup duyulmadığına karar verilmesi gerektiği uyarısında bulundu.

Hepşen, ailesinde glokom olan kişilerin, genç yaşlarda tam ve detaylı göz muayenesinden geçmesi gerektiğini belirterek, “40 yaşından sonra her 2-4 yılda bir, 65 yaşını geçenler ise her 1-2 yılda bir göz muayenesi yaptırmalı” dedi.

“HASARDAN GERİ DÖNÜŞ YOK”
Glokomun neden olduğu hasarın geri dönüşünün olmadığını ancak düzenli tedavi ile kontrol altında tutulabileceğini hatırlatan Hepşen, ilaç tedavisinde göz damlalarının ilk adım olduğunu, damlaların ara verilmeden düzenli olarak kullanılması gerektiğini kaydetti.

Hepşen, ilaç tedavisinin ömür boyu sürdüğünü belirterek, hastalığın evresine, ilaçların etkinliğine ve görme kaybının derecesine göre “lazer” ya da “ameliyat” yöntemlerinin de uygulanabildiğini söyledi.

Glokomun 2 farklı tipi olduğunu, “Kronik açık-açılı” glokumun yaygın olarak görüldüğünü anlatan Hepşen, şunları kaydetti:
“Bu tipte, göz tansiyonu yavaş yavaş yükselir ve göz siniri hasar görebilir. Başlangıçta belirti vermez ancak daha sonraları görme alanında siyah noktalar ortaya çıkmaya başlar. Görme siniri ise önemli ölçüde hasar gördüğünde ‘etrafı görmeniz’ daralır, etrafı bir borunun içinden bakar gibi görürsünüz.

Gözün yapısal farklılığından kaynaklanan ‘Kapalı-açılı’ glokomda ise genellikle gözler normalden küçük ve hipermetroptur. Ani glokom krizi görülebilir. Göz tansiyonu hızla yükselir, ağrı, bulantı, kusma ve ani görme azalması yaşanır. Bu acil bir durumdur ve hemen tedavi altına alınmalıdır.”

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 475
favori
like
share