Kapının ziline bastı. Bekledi. Kapıyı açan olmadı. “Ufff!”dedi. Bir daha bastı zile. Gömleğinin yakasını, üstten iki düğmesini açarak gevşetmiş, saçlarını dağıtmıştı. Beklerken, kareli okul formasının pililerini düzeltti. Sonunda kapı açıldı.

-Öff yaa.. kızım, öldüm beklemekteeen, nerde kaldın kız abi yaa? dedi.

Kapıdaki kız, başıyla gir işareti yaptı Günyaruk’a.

-Hadi hadi gir, gürültü falan yapıyorduk içerde, duymadııııık, anlatabiliyo muyuuum.. dedi.

Günyaruk, ayağındaki bağcıkları çözülmüş postalları savurdu, salona doğru yürüdü.


Sınıfın azgınları, Aybükelerde toplanmış, şamata yapıyorlardı. Günyaruk Abaküs, o gün Necabet’le buluşmuş, ailesinden gizlice, bir derginin açtığı sınıflar arası güzellik müsabakasına katılmaya gitmişti. Düğmelerini açıp saçlarını dağıtması bu yüzdendi.

Sınıf arkadaşlarından Barkan, yılıştı Günyaruk’a:

-Kız abi, bozma pozunu, bi pozunu alacam benim ceple!, diye önüne fırladı kızın.

Günyaruk, saçını başını biraz daha dağıttı, şuh bir poz verdi, Barkan’a. Dudaklarını aralamış, kaşlarını kaldırmıştı fotoğrafı çekilirken. Asena, Barkan’ın omzundan eğilip baktı kızın pozuna.

“Ay, çok hooooşşşşş” dedi.

Günyaruk, pozunu Barkan’dan alıp, fotoğrafçıya götürecek, sekiz on tane fotoğraf bastıracak, birini sınıf listesindeki eski fotoğrafının yerine koyacak, birini de ilk buluşmalarında Necabet’e verecekti.

...

Necabet, kızlarla hiç iyi geçinemezdi. Besbelli, kızlarla ilgili kötü bir anısı vardı. Bir kızı kafaya almaya kalkıştı mıydı, bu nefreti epeyce işe yarıyordu. Özellikle de aklı fikri ilgi çekmekte olan kızlar, zokayı hemen yutarlardı.

O gün de planı yürümüştü. Okul çıkışında Günyaruk’un yanına yanaşmış, ona hoşuna gidecek sözcükler fısıldamıştı. Günyaruk, mutlaka sınıflar arası güzellik yarışmasına katılmalıydı. Hatta onu yarışmaya Necabet, bizzat .. kendisi götürecekti. Ona uğur getirecekti. Uğur getirmek, bilimsel bir şeydi. Necabet’in ilgilendiği her konu bilimsele dönüşürdü. Yakında Günyaruk da bilimsel olup çıkacak, artık tarih derslerinde modası geçmiş martavalları bırakıp, bilimsel martavallara yönelecekti. Hatta şimdiden üniversite mezunu bile sayılabilirdi. 12 Eylülden sonra üniversiteler başta olmak üzere, eğitim her kademede ayvayı yemiş olduğuna göre, üniversiteyi bitirdiğinde de şimdiki cehaletinden kurtulamayacaktı. Milletin canına şimdiden okumaya başlasa… medya ve gazetelerin arka sayfalarında boy boy… şuh fotoğrafları çıksa fena mı olurdu?

Necabet’le Günyaruk sahile doğru yürüdüler. İnsanlar masalara oturmuşlar, “işsizlik”ten, “domuz gribi”nden, “seller”den, “açılımlar”dan, “zamlar”dan konuşuyorlardı. Bir masaya da onlar oturdular. Necabet, kaşının tekini kaldırıp, arka masalardan birinde arkadaşlarıyla birlikte oturan bir kadını işaret etti:

“Galiba senden bahsediyor masada. Güzelliğini mi kıskandı ne?” dedi.

Oysa, kadının gözü, milletin yerlere savurduğu çer çöpü temizleyen emekçideydi.

Günyaruk, heyecanlandı birden. Bütün kadınlara düşman olan Necabet, ona iltifat ediyordu. Demek, aynaların söylediğinden daha güzeldi. Tarih sayfalarındaki “Ayna ayna.. söyle bana, benden güzel kim var?” diye aynayla söyleşen padişah cariyelerinden bile güzeldi demek!

Hiç kapanmayan dudaklarının arasından mırıldandı:

“Çok pozitifsin Necabet… Ne kadar dürüst, ne kadar çıkarsız olduğunu da biliyorum, bana bu iltifatları yaparken.. Eee biliyorum tabii… Baksana hâlâ burada, milletin içinde oturmaya devam ediyoruz. Sahtekarın, çıkarcının biri olsaydın, burada oturmak yerine şimdi bana “kitap ayracı” koleksiyonunu gösteriyor olurdun.”

Necabet, ne haşin erkek olduğunu Günyaruk’a bir kez daha göstermek için arka masadaki kadına seslendi:

“Sen, bana ördek dedin, duydum!”

Kadın şaşkınlıkla baktı:

“Ben mi sana ördek dedim? Ne zaman ?”

“Masandakilere yağmur yağacak, dediğini duydum.”

“Ee n’olmuş yağmur yağacak dediysem?”

“Neyse boş ver! Bu hikaye artık bilimsel değil! Ayrıca senin gibi üniversite bitirmemiş bir cahille tartışmam yersiz! Bunu geçelim… Aslında sen bana faşist de dedin!”

“Ne zaman?”

“Çünkü GRAFİTİ harfleri var tişörtünde!”

“Ee n’olmuş? Ne alaka?”

“Demek duvar yazılarıyla ilgileniyorsun. Duvarlara da “kahrolsun faşizm!” yazmışsındır mutlaka! Bu da bana faşist demen anlamına gelir. Ayrıca masamdaki kadını da kıskandın.”

“Nerden vardın bu kanıya?”

“Çünkü o beni çok sevimli buluyor. Sense garabet biriymişim gibi bakıyorsun!”

Necabet, Günyaruk’a döndü, sözlerini yineledi:

“Evet, evet… sanırım kıskandı seni! Hadi meydan senin… Haddini bildir ona! Korkma, ben arkandayım.”

Günyaruk, bunu duyar da yerinde durur mu hiç? Medyanın yükselen burcu, fırladı masanın üstüne.. Tam da o anda plazma TV’de Günyaruk’un adeta ezberlediği medyatik müzik çalmaya başlamaz mı! Günyaruk, bütün ihtişamıyla masanın üstünde müziğin ritmine uyarak başladı göbek atmaya.

“Kıııskaaanaaanlağar çatlasın! Kıskananlar çatlasın!”

Ekrandaki “Kabul günü kadınları” da göbek atıp Günyaruk’a eşlik ediyorlardı. Camlarını, koltuklarını emekçi kadınlara sildirmişler, bol kalorili pastalarını kurabiyelerini yemişler, ekranda kurtlarını döküyorlardı.

Birkaç amatör kamera bu görüntüleri kaydetti. “Medyanın dünü, bugünü ve yarını” konulu bir araştırma için...

İlginçtir... ama ne arka masadakiler ilgilendiler bu şovla, ne de orada bulunan halk!... Gündemde çok daha önemli konular vardı.

Medya, artık saygınlığını yitirmiş, kimsenin ilgisini çekmez olmuştu.

Baygın bakışlara, süzgün gözlere, göbek atmalara... kısaca göz boyamacı zihniyetin sulu zırtlak ciddiyetsizliklerine artık tahammülü kalmamıştı Halk'ın!

...

Zelin Artuğ

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 282
favori
like
share