Aile Kavramı - Ailenin Tanımı - Aile Olmanın Kuralları - Aile Çevresinin Etkileri - Ailede Eşlerin Birbirinden Beklentileri - Eşlerin Birbirini Tanıması

Aile , bireyin ve toplumun fonksiyonlarında en temel öğedir. Aile ,bireyin yaşamında çok önemli bir yer tutan beslenme , bakım , sevgi ihtiyacı , duygusal gelişim , psikolojik gelişim , eğitim ,kültürel değerleri kazanma , sağlıklı zeka gelişimini sürdürme gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı birincil yer ve çevredir.

Aile üyeleri arasındaki ilişkiler ve aile ortamı , psikososyal yönden gelişen bireyin en çok etkileşime uğradığı yerdir. Bu ilişkiler , bireyin kendine güvenmesini , kendine ve diğer bireylere sevgi duymasını , kimlik kazanmasını , kişilik gelişimini , sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma adaptasyon sürecini olanaklı hale getirir.

Aile birliğinde , aileyi oluşturan bireyler birbirinden etkilenir . Bu durumu aynı vücutta bulunan organlara benzetebiliriz. Her yönden etkileşim içerisinde , bir bütün olarak, aileyi yaşayan bir organizma saymak yanlış olmaz. Organların birindeki arıza , diğer organların ritmini , işleyişini ve fonksiyonelliğini etkiler.

Ailenin kendi içerisinde etkileşen bir sistem oluşu , bu yapı içerisinde , bu yapıyı oluşturan üyelerin bazı kurallara uyması zorunluluğunu getirir. Bu yapı içerisindeki her birey kurallara uymak , karşılıklı olarak rolleri üstlenmek ve mevcut yetkileri paylaşmak durumundadır.

Kuralların çok aşırı katı ve çok aşırı esnek olmaması aileyi daha güçlü hale getirir. Kuralları çiğneyen bireye karşı ,diğer aile bireyleri ortak cephe alırlar. Kuralları çiğneyen aile bireyine , genelde diğer aile üyelerinin gösterdiği tepki , yanlışı yapan kişiyi yaptığı yanlıştan vazgeçirmeye çalışmak , görmezlikten gelmek , konuşmamak , pasif direniş göstermek , azarlamak , cezalandırmaya çalışmak , alay etmek gibi değişik reaksiyonlar şeklinde olabilir.

Aile fonksiyonlarını ele alırken , evde yaşayan diğer üyeler , akraba ve arkadaş çevresi de bazı sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir . Aynı zamanda bu etkileşim sürecinde adı geçen bireyler, mevcut sorunların daha da ağır hale gelmesine, hatta bazen çozümsüz hale yaklaşmasına sebep olabilir. Bu durum geleneksel Türk aile yapısında sık bir şekilde görülebilir. Bu durumun telafisi veya hiç olmaması için ailenin tam fonksiyonel halde olması , kurallara uyulması , rollerde karmaşanın olmaması , iletişim ve etkileşimin yeterli olması gereklidir.

Aile fonksiyonelliğinde , sağlıklı aile için bir diğer önemli husus , aileyi oluşturan bireylerin aile adına verilen kararlara katılmasıdır. Bu durumda herkesin makul derecede , ihtiyaç ve isteklerine saygı gösterilmesi çok büyük önem taşır.Bu durum karşılıklı güven ortamının devamını sağlar.

Bir diğer önemli hususda şudur , aile içindeki bireylerin duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmeleri ile ailenin sağlıklı fonksiyonları arasında çok büyük bir bağ olmasıdır. Sınırları kapalı , aileyi oluşturan bireylerin , duygu ve düşüncelerini rahat ifade etmemeleri ile herkesin kendi dünyasında yaşadığı bir aile yapısında ise bireylerde değişik sıkıntılar zamanla oluşmaya başlar . Bu sıkıntılar arasında , depresyon , endişe ve huzursuzluklar , düşmanlık duyguları , suçluluk hisleri gibi duygulara çok sık rastlanır . Sınırları açık ve herkesin rahatça kendini ifade edebildiği ailelerde ise bunun tam tersi olarak , iyi niyet , karşılıklı anlayış ve işbirliği , ortak düşünceler, birbiri için fedakarlık , birbirine karşı samimiyet ve sevgi , geleceğe güven ile bakma gibi durumlara rastlanır.

Ailede iletişim ve bununla beraber etkileşim en önemli konudur. İletişimin olmadığı herhangi biz zaman yoktur. İki insan yan yana olduğunda , hiç konuşmamanın bile, bir anlamı vardır. Yanlış iletişim ve etkileşim durumu veya yetersiz iletişim durumu ailelerdeki sorunlara yol açan nedenlerin başında gelir. Aile bireyleri birbirleri ile sözlü yada jest ve mimikler ile anlaşırlar veya bu durumdaki aksama aileyi çok olumsuz etkiler.

Her insanın evlilikten beklentileri farklıdır. Kimi insan için evlilik güven içinde yaşamak anlamına gelirken, bir başkası için evlilik toplum içinde daha iyi bir konuma gelmek anlamını taşıyabilir. Maddi olarak daha rahat bir hayat, sosyal statülerde olumluluk gibi beklentilerin yanı sıra duygusal beklentiler de evlilikteki yerini alır. Eş tarafından sevilmek, sayılmak, çekici ve cazip olmak, saygı görmek, sevgi sözcüklerini duymak, ilgi görmek, şefkat görmek, onaylanmak gibi duygusal beklentiler doğal olarak eşlerin birbirlerinden beklentileri arasında yer alır. Kadın eşinin bir başka kadına yan gözle bile bakmasını istemezken, aynı duygu durumu erkek için de geçerlidir. Sahiplenme ve sahip olunma duyguları da evlilikteki beklentiler arasındadır. Bazı kadınlar eşlerinin, kendilerini kıskanmadıklarını söyleyerek bundan üzüntü duyarlar. Bu kadınlar için kıskanılmak sevilmekle eş anlamlıdır. Kimi kadın içinse eşinin kıskançlığı ilkel bir davranıştır. Kimse kimsenin sahibi olamaz. Aynı duygular erkekler için de geçerlidir. Karısı tarafından kıskanıldığı için mutlu olan erkeklerin yanı sıra, bu durumdan oldukça rahatsız olan erkeklerin sayısı da az değildir.

Sevildiğini sözel olarak duymak isteyenler, sevildiğini davranışlarla görmek isteyenler ve sevildiğini dokunuşlarla hissetmek isteyen eşlerin yanı sıra, her eş kendi kişilik yapısına göre, eşinden farklı beklentilere girer. Evliliğin ilk ayları eşlerin karşılıklı birbirlerini tanımalarıyla geçer. Araştırma sonuçlarına göre, eşlerin tam olarak birbirlerini tanımaları ilk beş yıl içerisine yayılmaktadır. İnsanın dinamik bir yapıya sahip olduğu ve zaman içerisinde değişimler yaşadığı gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, eşler her geçen yıl birbirlerinin yeni yeni özelliklerini öğrenirler.

Evlilikten beklentilerin başında yer alan faktörlerden biri de, çocuk sahibi olmaktır. Bu, hem evlenen çiftin hem de aile yakınlarının ve dost çevresinin beklentisidir. Yeni evli çiftlere anne-babaları, arkadaşları, ne zaman çocuk sahibi olacaklarını sorar dururlar. Bu sorular eşlerde ister istemez baskı oluşturur. Ailelerin beklentilerini yerine getirmek için, anne-baba olmaya henüz hazır değilken çocuk sahibi olan pek çok çift vardır. Eşlerin birbirlerine ve evlilik sürecine adapte olmadan çocuk sahibi olmaları sorun oluşturur. Çünkü çocuk, beraberinde büyük bir sorumluluğu da getirmektedir. Duygusal anlamda çocuk sahibi olmaya hazır olmayan eşler bu sorumluluğu taşımakta zorluk çekerler. Zorlanma depresif belirtileri getireceği gibi, henüz oturmamış evliliğin dengelerini de alt-üst edebilir.

Bu yüzden eşler önce birbirlerini tanımalı, birbirlerine ve evliliğe uyumu öğrenmeli, ondan sonra çocuk sahibi olmaya karar vermelidirler. Bu konuda belli bir süre vermek çok da doğru olmaz. İki sene çocuk sahibi olmayın ya da falanca süre sonra çocuk sahibi olun gibi bir reçete vermek, sağlıklı olmaz. Ancak eşler, evliliklerinin dengeye oturup oturmadığını anlayabilirler. Evliliklerine eğer objektif kakabilirlerse doğru değerlendirmeleri yapabilirler


alıntı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 854
favori
like
share