- Kıpçak Sahrası üzerinden Buhara’ya çok sayıda düşman askerleri saldırmıştı. Bu saldırılar müslüman halka zor anlar yaşattı. Aralarında veli zatlar vardı hepsi hisara sığındılar. Bu sırada düşman askerleri şehir kenarındaki beldeleri de ele geçirmişti. İşte bu esnada hizmetçilerimden biri hisardan çıktı. Düşman askerlerin içine doğru kaçmaya başladı.

Onun bu davranışına oldukça üzülmüştüm. Buhara’daki yöneticilerin beni düşman askerlerine gizlice haber göndermekle itham etmelerinden korkuyordum. Bu yüzden Hace Hazretlerine durumumu anlattım. Hace Hazretleri bana şunu söyledi:

- Sana herhangi bir ithamda bulunulacağını düşünme. Bu konuda gönlünü hoş tut. Ben sana kefilim. Hizmetçin hakkında da endişelenme. Hizmetçin geri gelecek!

Hakikaten Hace Hazretlerinin söyledikleri gerçek oldu. Hisarda bulunanlardan hiç kimse beni itham etmedi. Ama ben hizmetçimi merak edip araştırmaya koyulmuştum. Derken hizmetçim bir müddet sonra geri döndü. Hizmetçimin anlattığına göre; onu yakalayan düşman askerleri kendisini kaleye götürmüşlerdi. O da bir yolunu bulup hisara geri dönmüştü.

Hace Hazretlerinin müritlerinden biri şunu anlatmıştı:

- Vaktiyle Muhammed Zahid ve bazı müritler beraberdik. Elimizde bulunan külünklerde çalışmak üzere dışarı çıktık. Nasıl olduysa külünkleri bulunduğu yerde bırakıp sahraya doğru konuşarak yürümeye başladık. Konuşmalarımız öyle hararetliydi ki vardığımız yerde de Allah Teala’ya kulluk etme konusunda sohbetimize devam ettik. Bu arada Muhammed Zahid ‘Allah Teala’ya kulluğun insanı ulaştırdığı son sınır neresi ?’ diye sorunca ben; ‘Mürit olana ‘ölmen gerek!’ denildiğinde müridin hemen o anda ölmesidir.’ dedim.

Biz bütün bunları konuşurken bana bir şeyler olmaya başladı. Elimde olmadan Muhammed Zahid’e döndüm:

- Öyleyse öl!.. dedim.

Muhammed Zahid o anda yere düşüverdi. Âdeta ruhu bedeninden ayrılmıştı. Sırt üstü yere uzanıp bir müddet bu hâlde kaldı. Ayakları kıble tarafında yüzü semaya çevriliydi. Derken kuşluk vakti oldu. O hâlâ yerde uzanmış cansız yatıyordu. Hava ise son derece sıcaktı. Ben bu durumdan büyük bir üzüntü duymaya başladım. Yakınımızda gölgelik bir yer vardı. Bu gölgelikte bir müddet daha oturdum. Nedense yerimden birden doğrulmak istedim. Muhammed Zahid’in yüzüne baktım. Muhammed Zahid’in yüzü sıcaklığın da etkisiyle kararmaya yüz tutmuştu.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 377
favori
like
share