Aşkın Böylesi - Can Sarıkaya

Hava soğuktu, sonuçta kıştı. Ve sahilde, iskelede dururken ufuk bir başkaydı. İçinde bulunulan durumdan mı, yoksa havadan mı, yoksa başka bir şeyden mi bilinmez ama ufuk başkaydı. O zaman içimden dediğim gibi fiile dökmek istedim düşüncemi; bu deryada bir damla da ben olaydım, ne değişirdi? Bir aşık daha gitse kim ağlardı? Bir sevgili daha “sevdiceği”nden olsaydı, ne olurdu?

İğrenç bir aşk hikayesi benimkisi, en dramatik romanlarda, en yüksek seyirli pembe dizilerde olacak türden. Rüzgara karşı ayakta durmamı zorlaştıran bir hikaye…

Her zamanki gibi telefonumdaki mesaj kapasitesi dolmuştu. Bir sevgili, bir telefon hafızası demekti. Gece geç olmuştu ve sevgilim hastaydı. Yarın okula gelemeyeceğini söylüyordu. Ben de ona yatmasını, yarın ders bitiminde evine geleceğimi söyledim. Sonra da ışığımı kapadım ve eski mesajlarıma baktım. Telefonun hafızası dolmuştu, o yüzden silmeye başladım mesajları. Bazı mesajları, o güzel lafları silmeye gönlüm pek el vermiyordu ama sildim teker teker. Telefonu masama koydum ve yatağıma yattım. Uyumaya çalışıyordum ama sevdiğim kız hasta hasta kendi yatağında kıvranırken bunu yapamıyordum. Saate baktım, biri biraz geçiyordu. Hemen yataktan kalktım ve ışığı açar açmaz dolaba koştum, üstümü değiştirdim ve ışığı kapamadan dışarı fırladım. Sonra içimden “Fatura!” diye hayıflanarak geri döndüm ve ışığı kapadım.

Mecidiyeköy hala ayaktaydı ki zaten yedi yirmi dört öyleydi burası. Hemen kalkmaya hazır olan bir otobüsün olup olmadığına baktım ve tabii ki de Levent’e bir otobüs bulamadım o saatte. Ben de cüzdanımdaki son paraya kıyıp taksiye bindim. Levent’e, sevgilimin evinin önüne geldiğimde taksiciyle önce tatlı dille başlayan, sonra da küfürle devam eden pazarlık sonucunda taksimetrenin yazdığı paranın tamamını şoförün yüzüne fırlatıp taksiden indim.

Apartmanın kapısına geldiğimde arkamdan birisi seslendi. Seslenen apartman yöneticisinin oğluydu. Rıfat biraz garipti, saçma sapan hareketler içindeydi. Başta sarhoş olduğunu sandım ama ne nefesi kokuyordu, ne de sallanıyordu. Dedikleri iyice sinir bozucu olmaya başlamıştı. Şeyma’dan ayrıldığımdan beri onların evine giren çıkanın haddi hesabı olmadığını söyledi. Ama ben Şeyma’dan ayrılmamıştım. Buraya iki aydır gelmiyordum ama Şeyma’dan ayrılmamıştım! Rıfat’a kapıyı açmasını söyledim, sonra sinirle onu itip yukarıya çıktım. Şeyma’nın oturduğu dairenin zilini çalmaya başladım. Kapıyı açan yoktu. Kapıyı yumruklamaya başladım, hala cevap yoktu. Rıfat arkamdan geldi, milleti uyandırmamı söyledi ama nevrim dönmüştü bir kere, durduramıyordum kendimi. İçerden çıt çıkmıyordu. Rıfat, Gamze’nin akşam Eskişehir’e gittiğini söyledi. Şeyma da onu uğurlamaya gitmiş. Rıfat’a dönüp okkalı bir küfür ettim. Madem bunları biliyordu neden bana daha önce söylememişti? Yumruğu tam elmacık kemiğinin üstüne indirdim, yere yığıldı. Yakasından tutup kaldırdım, bu olayları kimseye anlatmamasını söyledim. Aksi takdirde daha büyük bir acı bekliyordu onu. Rıfat’ın yakasını bıraktım ve apartmandan dışarı fırladım.

Eve yürüdüm. Param yoktu çünkü. Kaç saat sürdü bilmiyorum ama o mesafeyi yürüyerek geldim. Şansıma kimse bana sataşmadı. Eve geldiğimde saatin kaç olduğuna bakmadan direkt duşa girdim. Çıktığımda kurulanma gereği duymadan hemen giyindim. Isınacaktım çünkü yeterince. Kurulanmaya gerek yoktu. Ne kahvaltıya ne de başka bir şeye ihtiyacım vardı. Çantamı aldım ve dışarı çıktım, okula kadar da yürüdüm. Bu sefer param olmadığı için değil, gerçekten yürümek istediğim için yürüdüm.

Dört saatlik pek de eğlenceli olmayan bir ders furyasından sonra Şeyma’yı aradım. Gelemeyeceğimi çünkü staj için bir büroya gitmem gerektiğini söyledim. Sesi bir garip geliyordu. İyi olup olmadığını soracaktım ki Gamze’nin ona çorba yaptığını, Gamze’nin sevgilisinin de alışverişten dönmek üzere olduğunu söyledi. Yani pek rahat edemeyecekmişiz. Sinirimi tutamadım, biraz sertleştim ama ben yine de özrümü diledim. Bunu yalandan değil, yalanım için değil, yapacaklarım için diledim. Çünkü o zaman aklımda planım tamamlanmıştı. Telefonu kapadım ve yokuş yukarı yürümeye başladım. Yolun üstünde model araba satan bir dükkana girdim. Bir bidon benzin aldım. Gerçi aldığım bidon normal bidon ebatlarında değildi ama yine de yeterliydi. Sonra Levent’e giden bir otobüse atladım.

Otobüsten indiğimde öksürmeye başladım. Üşütmüştüm. Pek de umurumda olduğu söylenemezdi. Biliyordum, Şeyma evdeydi. Yanında kim vardı bilmiyordum ama buna pek takılmadım. Büyük bir ihtimalle Yavuz vardı yanında. O şerefsiz herif her zaman Şeyma’ya sulanıyordu ve bu Şeyma’yı o kadar da rahatsız etmiyordu. Yavuz denilen adi bir iki kere Şeyma’nın evine gitmişti. Ben de artık dayanamayıp son seferi duyar duymaz Yavuz’u bir güzel dövmüştüm. Bana nezarethanede iki güne mal olmuştu ama yine de değerdi. Şimdi neye mal olacaktı bilmiyordum ama kendimi çoktan apartmanın içinde, Rıfat’ın dairesinin önünde buluvermiştim. Kapıyı çaldım. Rıfat korka korka kapıyı açtı. Ensesinden tuttuğum gibi Şeymalar’ın dairesinin oraya çıkardım. Elimdeki bidona korkarak bakıyordu. Ona sakin olmasını söyledim, Şeymalar’ın kapısını çaldığımda Şeyma “Kim o?” diye sorduğunda benden bahsetmemesini, sadece “Ben Rıfat,” demesini söyledim. Bunu anlamayacak ve bana karşı gelecek kadar aptal değildi, kabul etti ve kendini dayaktan kurtardı. Kapıyı çaldım ve merdivenlerde iki basamak yukarı çıktım.

Her şey olması gerektiği gibi oldu, kapı açıldığında Rıfat’ı kenara ittim ve daireye girdim. Şeyma çığlık atıyordu. Kolundan tutup yatak odasına sürüdüm. İçeride tanımadığım bir erkek vardı. Bir an bu tantananın boşuna olmadığı için, içeride bir erkek olduğu için sevindim. Sonra gerçek dünyaya döndüm ve Şeyma’yı yatağa doğru attım. Tanımadığım o adam üstüme doğru bir hamle yaptı, ben de bidonu kafasına indirdim. Saçlarından tutup kafasını kaldırdım ve çenesine dizimle vurdum. Şimdi ağzından kanlar boşalıyordu. Benzini önce onun üstüne döktüm, sonra da Şeyma’nın üstüne ve son olarak da odanın tamamına döktüm. Düşündüğümden fazla benzin varmış, herkese ve her yere yetti. Geri geri yürüdüm ve cebimden muhtar çakmağını çıkardım. Şeyma ile çıkmaya başladıktan sonra sigaraya da başlamıştım. O da istemeye istemeye bu çakmağı hediye etmişti bana. Şimdi hediye iadesi zamanıydı.

Şeyma bağırıyordu. Çığlıkları gözyaşlarıyla karışıyordu. O zamanki çaresizliğiyle gerçekten bana çok çekici geldi. Sanki ona tekrardan aşık oldum. Ama bunun olmaması gerekiyordu. Kendimi toplamak için sağa sola bakmaya başladım ve masadaki bir kitaba gözüm takıldı. Bu kitabı Şeyma’ya ben tavsiye etmiştim ama o bu tür kitaplardan hoşlanmadığını söylemişti. Peki şimdi ne değişmişti? Masada bir albüm vardı ki Şeyma’nın en nefret ettiği grubun albümüydü bu. Ne oluyordu? Şeyma değişmiş miydi? Bunu ona sorduğumda susmaya başladı. Sonra değiştiğini söyledi. Benimle beraber değişmiş. Ben agresifleştikçe, insanlardan nefret etmeye başladıkça o da aksi yönde değişmiş. Aşk, aşk ikimizi de değiştirmiş. Anlayamamıştım başta ama sonradan fark ettim ki ben ne kadar değişmiş olsam da hala Şeyma’ya aşıktım. Onun ne düşündüğü, ne hissettiği, ne yaptığı o anda önemini kaybetmişti. Ben sevdiğim bir insana zarar vermeye başlamıştım ve o da kendini korumak için değişmeye başlamıştı. Yani ben onu sevdikçe, onunla beraber oldukça ona zarar vermekteydim. İşte o an bir hata yaptığımın farkına vardım. Bidon elimden düştü, çakmağı da masaya koydum. O nefretim, o hırsım kalmamıştı artık. İçimde büyük bir pişmanlık vardı. Şeyma, onun hayatını mahvettiğimi söylüyordu, etrafındaki herkese zarar verdiğimi söylüyordu. Evet, vermiştim. Bunu benzine karışan kanda görebiliyordum. Veya Rıfat’ın yüzünde veya diğerlerinde… Bu hasara sevgim yüzünden yol açmıştım. Şimdi de sevgim için bu hasarı sonlandırıyordum. Benden kaçmak için başka erkeklere gittiğini söyledi Şeyma. O zaman benim rolüm burada bitiyordu. Zaten bunu ayaklarım beni kapıya doğru yönlendirdiğinde anlamıştım. Kapıyı açtım ve çıktım.
Rıfat beni görünce korkak gözlerle beni süzdü. O sormadan cevap verdim, birini veya bir şeyi yaktığım yoktu. Polisi çağırdığını söyledi. İyi halt ettiğini söyledim. Babası kapıyı açtığında Rıfat kaçmamı söyledi. Ben ise ağır adımlarla merdivenleri iniyordum. Apartman kapısından çıktığımda ise yukarı katların balkonlarından bana seslenildiğini duydum. İlki erkek sesiydi ve Rıfat’ın babasıydı sanırım. Kaçmamamı söylüyordu. İkincisi ise Şeyma’nın sesiydi. Benden özür diliyordu. Durmadım. Çünkü özür dilemesi gereken bendim. Telefonda özür dilemiştim. Gerçi başka bir şey içindi o özür ve demin de özür dilemeden çıkmıştım. Ama bunu düşünecek akıl kalmamıştı bende. Boş gözlerle kaldırımda yürüyordum. Birden telefonuma mesaj geldi. Şeyma’dan geldiğini düşünerek korka korka baktım. GSM operatöründen mesaj gelmişti. Küfrettim. Telefonu yola attım ve sahile doğru yürümeye başladım. Sanırım o zamandan beri kendimden nefret ediyorum.

Can Sarıkaya

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 370
favori
like
share