Kelimenin metabolizmasına ayrılık düşmüşse o zaman zamana ihtiyaç yoktur. Her cümle agresif bir hal alır yazanın ellerinde. Her cümle asılma paradoksu; alfanın betanın, bütün x ışınlarının sağanağında kendini kıbleye dönüp ölü zannetme merasimidir.



Bana güzel cümleler kurun demeyin bu yüzden. En acılısı neyse onu ısmarlayacağım size. En kanatanı, en buruğu, en hüzünlüsü... Hırçın tarafıma denk gelmişseniz karışmam, siz düşünün sonrasını. Ağır olur kelimelerim saplanırsa küfretmeyin bana, ben ‘’ acının karnında sancıyım’’ depremlidir bu yüzden zihnim.



Gülmeyin karşımda öyle kıs kıs. Nefret ederim her karşımda gülenden. Ağlamayın da, zırlanmasından hoşlanmam. Sessizce oturup okuyun işte bu yazıyı da. Kısa yazacağım merak etmeyin. Yormacağım beyninizi. Okuduktan sonra ne işiniz varsa halledersiniz. Biraz tahammül gösterin. Emek veriyorum. Emeğe saygı gösterin. Yırtmayın sakın. Yoksa karışmam. Arkanızdan çok beddua edebilir kelimelerim yoksa. Saygılarımı sunarım.





Akrebin kıskacındaki zehirdir kelimeler, güneşin her günü ateş altındayken kendini defalarca zehirleyendir insan. Bu yüzden durdurmam fazla içerimdeki kelimeleri, bulandırırken anlamları zihnimi kendimi bir şairin ‘’kaldırımlar’’’ın da bulurum. Anlarım o zaman’’ Alnından öpmeye gidiyorum Evleri balkonsuz yapan mimarları’’ ‘ n neden alnından öpüldüğünü. Bilirim ‘’ isminin baş harflerinde acz tutarım, bağışlanmamı dilerim’’ demenin affı doğurduğunu.



Şimdi metamorfoz geçirmiş lügatlarde kendini arama çabasıyla yoğuşma kat sayısını hesaplıyorum. Aklımda sağanaklaşan anlamların bereketine şükretmem lazım. Lakin ‘’ cinnet müstatili’’ nde neden ağacın yüksekliği dalın yüksekliğinden fazlaya kafa yormak gibi, yıkılıyorum duvarlar dizilmiş şehrime. Her kaya parçasına bir insan sıkıştırılmışçasına inildiyor sesler çarpınca duvara. Oysa belliydi ki ‘’betona şiir işlemeyeceği’’. Kaskatı kesilmiş önsüzlerde bir şair hüznüyle bakıyordum, haddinin hesabı olmayan, gözlerinin görünmemesi için gözlük takan insanlara.



Gerçek zaten buz kesilmiş bir yorgandı üstünüze örttükçe sizi titreten. Yalnız bir sabaha kalkmaktı. Bir de söylenilip de kaçılan. Bu yüzden yalanlar buz tutmaz pencerelerde, onların dünyevi bir saltanı vardı bu dünyada.



‘’ dediklerin çıktı ihtiyar bacı’’ söylemiyle kalktığım sabahlar, içimde bir büyünün son sarhoşluğu yatardı hala gözlerimde. İçten içe kusardım bütün küfürlerimi. Çarpıştırdım da ‘’ büyücü büyücü nedir bana hıncın’’ çıkarırdım girişimlerimden. Çaresiz ilerlerdim içimi burkan telaşlarda. Açmalıyım perdeyi saat sabahın gecesi. Kararmış gün doğumunda acaba kaç güneş daha doğacak, bitirdiğim efsanelere.



Hasan dayı; bilirdi aslında dünyanın yaşını. Ama hep saklardı. Üzülmesin diye çocuklar. Durur düşünürdüm o zamanlar içimde bir intikam belirirdi söylenilmeyen her sözün arkasından. Küfür bile olsa en azından sözünün arkasındaydı insanlar. Sığınırlardı en anlamsız sözlerinin ardına.



İşfa etmeliyim şimdi perdelerimin renklerini. Hepsi buz kesilmiş bir yalnızlık tütüyor geceleri. Sokak lambasının aydınlığında sarıya dönüyor lakin güneş doğunca yoğrulmuş bir ekmek kıvamında isleniyordu sigara dumanından. Aklımın gelgitleri gibi renkleri de değişiyordu perdelerimin. Meddeyken gitmeleri oynayan bir hüzün alaşımında, cezirdeyken gelinen bir uzaklık gibi beyaza değiyordu bütün kıvrımları.



‘’ ölü ozanlar derneğinde’’ Neil bir çaresizliğin silahına kurban gitmişti. Babasının sözlerine bir atom bombası saklanmış meğerse, o da çekip silahı vuruşmuştur demirle ve sözle. Yenilen tarafta kaldığı için yuvarlandığı ölüm boşluğu onun son kaderi olmuştu. Şimdi açmalıyım ölmeden en çok da onun söylemek istediği sözleri. Eğer yaşıyorsa lakin kendisi çıkarırdı diyorum sözlerini.



Kelimenin metabolizmasına ayrılık düşmüşse o zaman zamana ihtiyaç yoktur. Zaman kendini kudurtur bir gitmenin ardından. Giden ki eğer herşeyi götürmüşse kendiyle o zaman allak bullak olmuş bir zihin hız problemiyle hesaplar gideceği yeri. Şimdi varmışlığıyla varmamışlığı arasında kavga ederse şayet kendiyle bilinir ki zıvanadan çıkmıştır artık problemler.



İşte bu yüzden bir gitmenin şizoid çocuğudur yazanlar. Kalmaların hakkını kelimelerin anlamını genişleterek yaparlar.
Bilal Can

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 266
favori
like
share