Çocuk sahibi olmak ve bir başka canlının sorumluluğunu almak hem kadın hem de erkek için çok ciddi bir görevdir. İnsan doğası gereği, var olduğu andan itibaren üremek ve soyunu sürdürmek amacıyla programlanmıştır. Özgür Bilge Eğitim Danışmanlık Merkezi’inden Psikolog Serap Duygulu: “Biyolojik olarak var olan bu programa ayrıca içgüdüler ve toplum tarafından yüklenen kutsal anlamlar eşlik eder. Çocukluktan itibaren insanlar, anneliğin ya da babalığın ne kadar yüce bir duygu olduğu öğretilerek büyütülürler.” diyor ve sözlerine ekliyor: “Toplum tarafından bireyin kendi anne ve babasına saygı göstermesi beklenirken, kendisi anne ya da baba olduktan sonra da aynı saygıyı hak ettiği düşünülür. Evliliklerin ilk amacı, bir hayat arkadaşıyla ortak bir hayatı paylaşmak gibi görünse de aslında temel etken çocuk sahibi olup soyun devamını sağlamaktır.”

Annelik
Annelik kavramı tüm toplumlarda baskın bir biçimde kabul görür. Ana vatan, ana yasa, ana kural, anaç, ana dil gibi toplumca çok kullanılan deyimlerdeki anne kavramı; görüldüğü üzere kucak açan, üreten, taşıyan, yaşatan ve benzeri gibi birçok anlamı da içermektedir.

Buna karşın babalık farklı bir yerdedir. Baba sözcüğü, içerdiği anlam bakımından, genellikle mesafeli, otoriter, disipline edici ama aynı zamanda koruyucu, kollayıcı, güven verici bir figürdür.

Baba süreci seyreder
Genellikle anneliğin içgüdüsel olarak kadının doğasında zaten var olduğu düşünülürken, babalık sonradan kazanılan bir statüdür. Anne, çocuğunu karnında taşıdığı 9 ay boyunca onunla fiziksel, biyolojik ve duygusal bir bağ kurarken babanın böyle bir yakınlık şansı yoktur. Her şey annenin kendi bedeni içinde olup bitmekte ve gebeliğin sonunda baba olacak erkek, bütün bu olan bitene seyirci kalmaktadır. Erkek, sadece gebeliğin başında, baba olacağını öğrendikten sonra, gebeliğin ilerleyen aşamalarında, bebeğin anne karnındaki tekmeleriyle yetinmek zorundadır. Son yıllarda ise babalar, ultrasonografi sayesinde bebeğin görüntülerini de izleme şansına sahip oldular. Tüm bu aşamalarda baba hep dışarıdan izleyici konumundadır. O ana kadar kendi genlerini vermekten başka bir rolü olmayan erkekten, gebeliğin bitimiyle beraber minik bebeğe babalık etmesi beklenmektedir ve asıl zorluk da burada başlar.

Bebek daha doğmadan annesini fiziksel bir varlık olarak algılarken baba ona tamamen yabancı ve dışarıda bir varlıktır. Anneyle bebek arasındaki biyolojik ve duygusal bağ, gebelikle beraber başlamıştır ancak erkek, bu bağı kendisi kurmak zorundadır. Maalesef baba, bu birlikteliğe çok gecikmeli olarak katılır ve aslında babalık görüldüğünden daha zordur. İnsanlar evlenirler ve bu evliliğin doğal sonucu olarak en kısa sürede çocuk sahibi olmaları beklenir. Çocuk doğduğu andan itibaren de, daha önce toplum içindeki eş ve kadın/erkek olarak üslendikleri rol, bir anda anne baba statüsüne yükselir. Bir canlının sorumluluğunu taşımak, onu yetiştirmek dünyanın en ağır ve en ciddi görevi olmasına karşın “Bu durumun üstesinden gelebilir miyiz?” sorusu üzerine düşünülmez bile... Oysa can alıcı soru budur: “Bu sorumluluğu almak için yeterli olgunlukta ve bilinçte miyiz?”

Anne- baba okulu olsaydı
Günümüzde akla hayale gelmedik her meslek için bir okul ve eğitim varken anne baba olmak, anne ve babalığa hazırlık gibi yeterlilik kazandırmaya yönelik bir eğitim yoktur. Çocuk doğduğu andan itibaren anne ya da baba olunur. Kız çocuklarının oynadıkları evcilik oyunu, aslında gelecekteki annelik rolüne bir hazırlık alıştırmasıdır. Ancak erkek çocuklarının böyle bir oyunda rol aldıkları pek görülmez. Erkekler, çocuklarını kucaklarına aldıkları ana kadar babalığa yabancıdırlar. Bütün bu zorluklar göz önüne alındığında baba olmak, ayrı bir anlam ifade eder.

Babalığa hazırlık
Bir erkeğin, baba olmaya hazır olması için öncelikle düzgün giden, uyumlu bir birlikteliğin var olması gerekir. Çünkü çocuk, ciddi bir yük ve sorumluluk getirir. Böyle bir sorumluluğu sadece sağlam temeller üzerine kurulmuş bir birlikteliğin kaldırabileceği bilinmelidir ve tabii erkeğin psikolojik olarak kendini baba olmaya hazır hissetmesi ve istemesi en temel koşuldur.

Maalesef ülkemizde çocuk, evliliği kurtarmak amacıyla bir can simidi olarak görüldüğünden, son yıllarda tek ebeveynli çocukların sayısında da bir artış gözlenmektedir. Ebeveyn olmak demek, bir ömür boyu karşılıksız vermek demektir. Sevgi vermek, emek vermek, eğitim vermek... Bunları verebilmek içinde yeterli bilgiye ve bilince sahip olmak gerekir. Bir çocuğun büyürken geçtiği gelişim aşamaları, karşılaşılması olası zorluklar ve sorunlar, ciddi olarak düşünülmeli ve gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. Çocuk sahibi olmaya karar vermek, bir araba almaya karar vermekle aynı şey değildir. Araba bir süre sonra bir başka modelle değiştirilebilir ya da satılabilir. Ancak bir kez çocuk sahibi olduktan sonra, sıkıldım demek, vazgeçtim demek mümkün değildir. Çocuk, eşlerin yaşamını kalıcı olarak, köklü bir biçimde değiştirir. Eşler, çocuk sahibi olmaya hazır olduklarını düşünseler bile hamileliğin aşamaları boyunca bir erkek çok farklı duygu durumları yaşar;

• Bazen, ikinci plana düştüğü hissine kapılabilir.

• Artık eşinden eskisi kadar ilgi görmeyeceği ve doğacak bebeğin kendisinden daha çok sevileceği endişesine düşebilir.

• Bebeğe karşı nasıl bir tavır geliştireceği konusunda ciddi bocalamalar içine girebilir.

Çevreden gelen tepkiler, baba adayının otomatikman bebeği sevmesi gerektiği yönündedir.

Oysa henüz görmediği, tanımadığı ve bir bağ kuramadığı bu minik varlığı sevip sevemeyeceği konusunda kendi içinde çelişkilere düşer. Hamileliğin verdiği stres nedeniyle anne, eşinin bu duygularının farkında olmayabilir ya da diğer aile bireylerinin de bu konuda kendisine yardımcı olmalarını isteyebilir.

Baba adayının yaşadığı ya da yaşaması muhtemel olan duygusal karmaşanın aslında doğal olduğu, zamanla her şeyin yoluna gireceği ve bebekle aralarında bir bağ oluştukça durumun normale döneceği yolunda mesajlar verilmelidir. Genellikle, bu yoğun karmaşaların ardından baba ile çocuk arasında çok sıcak ilişkiler kurulduğu bilinmektedir. Ancak bazı durumlarda baba, tam tersi bir tepki gösterebilir. Açıkça ifade etmese bile çocuğa mesafeli ve ilgisiz davranabilir. Bu üçlü birliktelikte kendisini fazlalık olarak görebilir. Eşlerinin hamileliği ve loğusalığı sırasında başka kadınlarla beraber olan erkeklerin bilinçaltında da genellikle bu tarz bir düşünce yatar. Daha önce eş olarak iki kişilik bir beraberlikte %50 pay sahibiyken yeni doğan bebeğin kendi yerini aldığını, bütün ilginin ve sevginin ona yöneldiğini düşünerek yalnız bırakıldığı ve dışlandığı hissine kapılabilir. Böyle bir duygu durumuna annelerde çok sık rastlanmaz. Çünkü anne, hamileliğin ilk gününden son gününe kadar oluşumun her aşamasına katılmış ve tek söz sahibi olmuştur. Anne, bebek üzerinde doğal ve biyolojik otorite konumundadır. Bu açıdan bakınca baba, gerçekten emek harcamak ve kendini göstermek zorunda kalır. Üstelik annenin ve çevrenin ilgisi de çocuk üzerindedir. Aslında baba, yaşadığı bu sıkıntılarda bir ölçüde haklıdır. Uzunca bir süredir eşler arasındaki cinsel hayatın da geri planda kaldığı düşünülürse bütün bu aşamalar sırasında baba sadece bir figürdür.

Erkeğe yardım elinizi uzatın
Tüm bu duygu karmaşasının altında ifade edilemeyen bir başka beklenti yatar; iyi bir baba olmak. Henüz tanımadığı ve sevip sevemeyeceği konusunda kuşkular yaşadığı bu küçük varlık için toplumun da ondan beklediği iyi bir baba olmasıdır. Erkeklerin genel olarak hamilelik ve babalık hakkındaki endişelerini başkalarıyla paylaşmadıklarını bilmek gerekir. Bu durumda babaya yardım elini yine anne ve daha önceden baba olmuş yakınlar uzatmalıdır.
Babanın ya da baba adayının;

• Baba olmakla ilgili bir kitap okuması,

• Benzer kaygıları yaşamış insanların deneyimlerini dinlemesi,

• Artık günümüzde yaygınlaşmaya başlayan anne baba destek gruplarına katılması,

kendisini hazırlaması ve bu süreci daha hasarsız geçirmeyi sağlaması için etkili olacaktır.

Doğumdan sonra babanın bebeğiyle zaman geçirmesi endişelerini gidermede çok etkili olacaktır. Bu tip kaygılar yaşayan baba adayları, gerçekte hayatlarının çok ciddi bir biçimde değişeceğinin farkındadırlar. Bütün korkuları ve endişeleri de buradan kaynaklanmaktadır.

Anneler, bebeğin her ihtiyacıyla sadece kendilerinin ilgilenmeleri gerektiğini düşünseler de;

• Bebeğin beslenmesini babaya bırakmak,

• Banyosunu babaya yaptırmak,

• Bebeği uyutmasını istemek,

• Babanın ona ninni söylemesi,

• Bebeğin alış-verişinde babanın fikrini almak, onun düşüncelerini ve beğenilerini dikkate almak,

baba ve çocuk arasında paylaşılan zamanı artırarak bağlılığı güçlendireceği gibi baba için kuvvetli bir terapi yöntemidir de. Bu nedenle bebekle ilgili her tür sorumluluğun, her tür eğlencenin ve bakımın içine babayı da katmak onun içini rahatlatacaktır.

Babaya anlayış gösterin
Hamilelik sırasında kadın, yaşadığı fiziksel ve ruhsal değişimler dolayısıyla çevresinden ve özellikle eşinden sonsuz bir anlayış bekler. Erkeklerin kendi duygu ve isteklerini geri plana atarak anneye karşı daha duyarlı olması istenir. Erkekleri ürküten bir diğer konu da budur.

Çocukluklarından itibaren duygularını dışa vurmadan yaşamayı öğrenerek büyütülmüş olan erkekler, hayatlarını bir anda değiştirebilecek bu kadar önemli bir durumla karşılaştıklarında her şeyi bırakarak kaçıp gitmek isteğine kapılabilirler. Maalesef ebeveyn olmaya hazırlanmanın belli bir yolu ve yöntemi yoktur. Deneme yanılma yolu ile ve çevresel destekle öğrenilen bir sorumluluktur. Özellikle anneler, yakınlarından büyük ilgi ve destek görürken, babaların kendilerini dışlanmış hissettikleri unutulmamalıdır. Yapılan araştırmalar, kadınların annelik rolünü benimsemekte babalar kadar zorlanmadıklarını göstermektedir. Bebek, 6 aylık olduğunda, anne ve bebek arasındaki iletişim bir düzene oturmaktadır. Oysa erkeklerde bu alışma süreci 18 aya kadar sürebiliyor.

Annelere Öneri

Annelere önerimiz;

• Bebeklerini hayatlarının tek odak noktası haline getirmemeleri,

• İşler düzene girmeye başladığı andan itibaren eşlerine daha fazla vakit ayırmaları,

• Bebeği, aile büyüklerine bırakarak yalnız kalabilecekleri ortamlar yaratmaları,

her iki taraf için de rahatlatıcı ve birleştirici olacaktır. Yeni hayatları ile ilgili ortak endişeler ve sıkıntılar üzerine konuşmak ancak böyle anlarda mümkün olabilir. Bebek dünyaya geldikten sonra eşlerin birbirlerine fazla zaman ayıramamaları ve sevgilerini eskisi kadar dile getirememeleri normaldir. Ancak, hayatınızın tam da orta yerine yerleşen ve uyku düzeninizle beraber bütün her şeyi tamamen değiştiren bu minik varlık, zaten o sevginin en önemli göstergesi değil midir?


alıntı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 367
favori
like
share