Kamuran Esen

Hiç kimse; hiçbir zaman bana ve benim gibilere sahip çıkmadı, bizim gibilerle gurur duymadı, duymayacak. Bunu biliyorum. “ Acaba “ diyorum, “ Ben nerde yanlış yaptım ? "


--------------------------------------------------------------------------------
PKK’lıların kahraman gibi karşılanmaları, bu şova izin verilmiş olması , bebek katili Öcalan’ ın posterleri, PKK bayrakları karşısında küçüldüm küçüldüm ve sanki bir kibrit kutusunun içine sığmaya çalıştım.

--------------------------------------------------------------------------------




Televizyonda, dağdan inen PKK’ lıları karşılama görüntülerini izliyorum. Üstlerinde PKK üniformaları, zafer işareti yaparak geliyorlar ve binlerce kişi tarafından kahraman gibi karşılanıyorlar. Devletimiz bu kişiler için özel mahkeme kuruyor oracıkta. Gelenlerin hiç biri, “ pişmanım ” demiyor, hepsi de “ Sayın Öcalan’ın emriyle geldik ” diyorlar, “ Barış için geldik ama savaşa da hazırız.” diyorlar. Pişmanlık Yasasından yararlanmak istemediklerini söylüyorlar. Sekiz dakikalık sorgulama sonunda,hiçbir olaya karışmadıkları(!) için de serbest bırakılıyorlar. Sanki, çiçek veya mantar toplamak için dağa çıkmışlar.

Askere, çoluğa çocuğa, yaşlıya gence kurşun sıkan eller; vatandaşa çiçek atıyor. Bu görüntüleri izlerken – nasıl anlatacağımı bilemiyorum- nutkum tutuldu. PKK’ lıların kahraman gibi karşılanmaları, bu şova izin verilmiş olması , bebek katili Öcalan’ ın posterleri, PKK bayrakları karşısında küçüldüm küçüldüm ve sanki bir kibrit kutusunun içine sığmaya çalıştım. Ağaçlarımın bütün dalları silkelendi, evimin mahrem odalarına girildi, yüreğimin üzerine ağır bir taş konuldu. Ama acizdim. Televizyonu kapatmaktan başka seçeneğim yoktu.

O an, geçmişime kısa bir yolculuk yaptım. Öğretmenlik yaptığım yıllarda; ne amirlerimden, ne devletimden, ne de vatandaşlarımdan hiç böyle sahiplenme görmedim. Kendimle ve kazandığım başarılarla gururlanamadım; çalışmalarımda kimseyi yanımda veya arkamda hissedemedim. Hep bir şeyleri eksik bırakmaktan, hata yapmaktan, yeteri kadar başarılı olamamaktan ve devletimden aldığım maaşı hak edememekten korktum.

Benim “ baba ” diye güvendiğim devletim, yıllar önce emekli olduğumda bana bir emekli kartı vermişti. Ve kartın masrafı olarak emekli ikramiyemden 250 kuruş kesmişti. Bu benim çok ağırıma gitmişti. Benim devletimin bana bağışlayacağı bir 250 kuruşu yok mu ? Benim devletim bu kadar âciz mi ? Ya da devletin bir memuru , devletin gözünde bu kadar değersiz mi diye âdeta kahrolmuştum.

Oysa ben öğretmenlik yaptığım yıllarda, maaşımın dışında devletime pek yük olmadım. Sağlık giderlerimin, ilâçlarımın çoğunu da kendim karşıladım. “ Devlet sana bu hakkı vermiş. Neden sevk yaptırmıyorsun ? Neden bu hakkını kullanmıyorsun ? ” dediklerinde, devletimi düşündüm . Maddi durumu benim maddi durumumun daha altında olan insanları düşündüm. Bu hakkı onların kullanmasını istedim. Kendi çapımda devletimi korudum. Ona bir de ben yük olmayayım dedim. Keşke devletim; bana çıkarttığı emekli kartının masrafını yine ikramiyemden kesseydi de, bunu “ giderler ” bölümüne yazmasaydı. Ben de bunu öğrenmeseydim.

Kırk yılda bir kasaba dışına çıktığımda, herhangi bir şehrin herhangi bir Öğretmen Evinde konaklamak istediğimde, çoğu zaman yer bulamadım. Üst makamlardan biri gelir beklentisiyle birçok odanın boş bırakıldığına, ama biz öğretmenlere “ yerimiz yok ” dendiğine defalarca tanık oldum.

Oysa ki ben, 28 yıl ilkokul öğretmenliği yaparak devletime hizmet ettim. 15 yıl köylerde çalıştım. Tek öğretmenli bir okulun hem müdürü, hem öğretmeni , hem hizmetlisiydim sekiz sene boyunca. Okulumun yakacak ihtiyacının bir kısmını, öğrencilerimle birlikte dağlardan topladığımız kozalak, çalı, çırpı ile sağladım. Isıtma problemi nedeniyle öğretmen odasını kullanmadım. Sınıfımın sobasını kendim yaktım. Okul bahçesinin çitini kendim onardım. Yağmur yağdığında çamur deryasına dönen okulumun bahçesine taş döşedim öğrencilerimle birlikte. Okulumun badanasını kendim yaptım. Okulun temizliğini, yine öğrencilerimle birlikte sağladım. Ödeneği olmayan bir okulun kırtasiye masraflarını karşıladım. Okulun diğer ihtiyaçlarını karşılamak için, varlıklı kişilere el- avuç açtım, zaman zaman kermesler düzenledim. Kimse, benim çabamı görmedi. Bırakın çabamı görüp takdir etmeyi, dilencilik yapmakla eleştirildim.

Yıllarca, son dersten sonra öğrencilerime ücretsiz kurslar verdim. Anadolu Liselerine öğrencilerimi gönderebilmeyi başardım. Sosyal etkinlikler sebebiyle, evde olmam gereken saatleri okulumda geçirdim. Ama mutluydum, bu durumdan şikâyetçi değildim. Çünkü, görevimi yapıyordum.

Türk Milli Eğitiminin amaç ve ilkeleri doğrultusunda, Atatürkçü öğrenciler yetiştirdim. Onlara vatan, millet sevgisini aşıladım. Çalışkan, üretken, dürüst bir vatandaş olmaları için elimden gelen gayreti gösterdim. Bir kış günü düşüp bacağım alçıya alındığında; koltuk değnekleriyle 15 gün okula gittim. Okulun tek öğretmeni olduğum için, iki haftalığına vekil öğretmen verilemeyeceği için, okulumun kapanmasını ve öğrencilerimin eğitim öğretimde uzak kalmasını istemedim.

Şimdi, on yıllık bir emekliyim. Emeklilik, bana durağanlığı anımsattığı için bu kelimeden nefret ediyorum. Yaptığım öğretmenlikle gurur duymak istediğimde ve bunun hakkım olduğunu düşündüğümde, PKK’ lıların karşılanma töreni gözümün önüne geliyor.

Hiç kimse; hiçbir zaman bana ve benim gibilere sahip çıkmadı, bizim gibilerle gurur duymadı, duymayacak. Bunu biliyorum. “ Acaba “ diyorum, “ Ben nerde yanlış yaptım ? "

Ama; her şeye rağmen, umutsuzluğa kapılmayacağım, Atatürk’ ün çizgisinde yürümeye devam edeceğim. Devletime ve milletime olan güvenimi asla yitirmeyeceğim. Emekli olmama rağmen, insanlar için bir şeyler yapmaya, bir şeyler üretmeye devam edeceğim. Emekliyim diye köşeye çekilmek, oturmak, dinlenmek bana göre değil. Zaten, kendimi hiç yorgun hissetmedim, hissetmiyorum, hissetmeyeceğim. İçimde gürül gürül ırmaklar akıyor. O ırmakların beni götürdüğü yere doğru gidiyorum yıllardır.

Atatürk diyor ki: “ Yorgunluk, her insan için olağan bir haldir. Ancak; insanlarda bu yorgunluğu yenecek öyle bir mânevi kuvvet vardır ki ; işte bu kuvvet yorulanları, dinlenmeden ayakta tutar. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. “

Bana, yorgunluğumu hissettirmeyen mânevi gücü veren Allah’ ıma şükürler olsun !

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 387
favori
like
share
RhoManTiq Tarih: 27.03.2010 15:58
emeqe Sayqı .
Nerqish Tarih: 09.11.2009 22:39
[COLOR="SlateGray"]Yorum yapamiycam dusuncemi bilen biliyor zaten. Eline saglik canim benim.
Terakkiperver Tarih: 09.11.2009 21:10
Şehit ana ve babalarının yüreklerine daha çok kor ateş düştü.Açılımlar kıvılcım saçılımları oldu..Yandı yürek tutuştu,Tayibin umurunda mı?...Nasıl olsa şehit olanlar onun evladı değil... :16::18:
ADALI Tarih: 09.11.2009 20:51
Emeğine sağlık kardeşim