Yeşil Opal Zümrüdünün Sihri - Münevver Saral

Türk Hava Yollarının Skylife adlı dergisinin Aralık sayısında rastlayıncaya kadar bilmiyordum, parmağımdaki yüzüğün sihirli olduğunu. " Turnalı` nın yeşil incisi " adlı yazı, yolculuk öncesi endişelerimden sıyrılarak hoşça vakit geçirmemi sağlamıştı uçakta. Yazıyı bitirip derginin kapağını kapattığımda, yüzüğü aldığım güne doğru yollanmıştım. Yolculuk içinde yolculuk ... severek yaptığım bir şeydi zaten, çoğu zaman.

" Hadi Oltu` ya gidelim, hem yeşil opal taşını da görmüş olursunuz " teklifini, Oltu` nun kaç km uzaklıkta olduğunu sormadan hemen kabul edivermiştik . Şoför dahil biri çocuk , yedi kişi doluştuk arabaya . Kah sağ tarafı , kah sol tarafı izleyelim derken... Yolculuğun heyecanına kapıldığımız için olacak; Erzurum merkezden , Pasinler ` e kadar kucak kucağa oturmanın rahatsızlığını agılayamadık önce . Ama Pasinler ` den sonra, görmeye alışkın olmadığımız o muhteşem manzara bile offflamalarımıza engel olamadı . Hakikaten manzara muhteşem . Yeşille mavinin kucaklaştığı Doğu Karadeniz sahilinin, o dar coğrafyasından sonra ; tek tük ağaçlarla bezeli, göz alabildiğince uzanan kahverengi topraklar... Bu uçsuz , bucaksız arazide ister , istemez bir genişlik düşüyor yüreklere . Bunca geniş arazide insan hiiiiç sinirli olmaz diye düşünüyorum . Erzurumlular , şanslı olmalılar ; siniri , her daim burnunun dibinde biz Karadenizlilere göre .

Pasinler ` i geçiyoruz ve dışarısının genişliğiyle tezat bu sıkışık aracın içerisinde , Oltu ` ya kaç km kaldığını gösteren tabelaları görmezden geliyoruz. Narman ` a doğru kıvrılıp yol alırken , peri bacalarının kızıl ikizleri ; birdenbire bir masaldan fırlayıverip karşılıyor bizleri. Nasıl bir kızıllık bu, aman Allah` ım ! Kızıllığın sihri çekip alıyorda bizi, başka zamanların içinde buluyoruz kendimizi. Arabamız, çifte atların koşulu olduğu, üzeri brandayla kapatılmış bir at arabasına dönüşüyor hemen. Deeeehh sesleriyle, dört nala yol alıyoruz, kaktüsleri eksik bu masal diyarında. Kovboyların eşliğinde, o hızla yol alırken kızıl peri bacaları yavaş yavaş geride kalıyor. Kızıllığın seyri azaldıkça, sihrinin etkiside geçiyor ve yine birdenbire eski arabamızın içinde buluveriyoruz kendimizi. Bir de bakıyoruz ki Narman ilçesinin girişindeyiz. İlçenin kenarından geçip, gitmekte var ama hazır gelmişken; " Narman ` ı da bir görelim " diyoruz ve bir tur atıyoruz Narman ilçesinin merkezinde . Sonra yine yola devam ; sıkıyoruz dişimizi , az kaldı ha .

Nihayet 110 kilometrelik bir yolculuktan sonra Oltu ` ya ayak basıyoruz . İlçe merkezinde park edip, derin bir ohhh çekerek , tutulmuş boyunlarımız ve uyuşmuş bacaklarımızla iniyoruz arabadan . Bir yeşil taş için , Ya Rab... Meğer bunca eziyete değermiş ama bilmiyormuşuz hala . Siyahını görmüşlüğümüz varda, Oltu ` nun bu yeşil zümrüdüne ilk defa şahit oluyor gözlerimiz . O birbirinden güzel; kolye, küpe, yüzük ve broşlardan uzunca bir süre alamıyoruz kendimizi." Ne alsak acaba ? "diye oyalanırken ; satıcıdan , Dr . İbrahim Ekinci ` nin taşla ilgili takdire şayan çalışmalarını dinliyoruz . O mu olsun , bu mu olsun kararsızlığında, nihayet bir çift küpe , bir kolye ve bir yüzük alıp, çıkıyoruz dükkandan. .

Dergideki yazıda, opal taşının bu zümrüd yeşilinin hazin bir aşkın sonucu ortaya çıktığını okuyorum . Zalim kral, güzel kızı ve fakir bir delikanlı . Tahmin edebileceğiniz gibi acıklı bir aşk öyküsü ama... Masalın sonunda bu yeşil taş işi tatlıya bağlamış ; taş yürekler yufkaya dönüşürken , aşıklar da ermiş muradına . İşte o günden beri Oltu zümrüdünü takanların mutluluğu yakaladığına inanılırmış .

Bu kısa moladan sonra, yolculuğumuzun kaldığımız yerine dönelim yine . Buralara kadar gelmişken, " Tortum `u da görelim " dedik ve geldiğimiz yoldan geri dönmedik . Sabah kahvaltısıyla , 110 kilometrelik bir yol daha ... Aç be aç gidilmez bu yol . Tavsiye üzerine, Oltu ` nun Narman çıkışında bulunan bir kebebçıya uğruyoruz . Emekli bir öğretmenin , kendi arazisinde ailesiyle birlikte işlettiği küçük bir yer . Çimenlerin üzerinde iki masa birleştiriliyor çabucak . Yolcular çok acıkmış , beklemeye tahammülleri yok çünkü . Cağ kebap, ayran ve salata olarak halka halka doğranmış soğan ile ince dilimlenmiş domates var menüde . Ne var , ne yok silip süpürüyoruz kısa zamanda . Semaverde demlenmiş çaylarımız da aynı hızla geliyor masaya . Bu sefer , elma ağaçlarının gölgesinde acele etmeden yudumluyoruz çaylarımızı . Bir bardak , iki bardak , üç ... Hadi ama yolcu yolunda gerek . Yine kucak kucağa , üstelik biraz daha ağırlaşmış olarak biniyoruz arabaya . Ver elini Tortum ! Kısa bir tur da Tortum merkezinde atıyoruz . Yine , " ver elini Erzurum ! " diyoruz ama ... O kadar yorgunuz ki ve Erzurum ` un eli o kadar uzak . Yol alıyoruz , yol alıyoruz , yol alıyoruz ... Ve gecenin bir yarısında , havai fişekli bir şölen eşliğinde karşılıyor Erzurum bizi .


Münevver Saral

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 536
favori
like
share