Her Akşam Aynı Saatte Kaybediyorum Ben Seni
Sakın dönme… Dönersen kıyamam… Yine çok severim çünkü seni…


--------------------------------------------------------------------------------
Beni içinde ateşler yanan bir “hoşçakal”a attın sen. Nasıl affederim ben seni? Ben kendimi nasıl affederim? …Elini uzatırdın… Gözkapaklarıma dokunurdun… Uykum olurdun… “Bebeğimmmm”, “Efendimmmm”, “Günaydınımmm”… En büyük yalanım… En büyük yakanım…

--------------------------------------------------------------------------------




Gel al yalvarırım. Gözyaşlarımı al buradan. Ben yokken gel, al götür hepsini… Olmasın öyle bir günü haftanın. Öyle bir mevsim yaşanmamış olsun, öyle bir saati olmasın günün…

Olmadığın köşelere bakıp… Ne çok… Ne çok özledim seni ah… dedim. O sokağa, ne çok baktım. Ne çok acıdı o kaldırım taşları halime. Canım ne çok acıdı… ne çok… bir “hiç” nasıl olur bu kadar çok… Nasıl?

Nasıl bir sevmekti bu? Nasıl bir aşk astın sen benim boynuma? Gidişinin üstünden milyon saat geçti… Saymak niye, dönmeyeceksen eğer... Hiç olmayacaksan artık… Hiç sol yanında kapatmayacaksam gözlerimi bir daha… Asla dokunmayacaksan saçlarıma bir daha… Bitimsiz… Saatler işte... Bu saydıklarım.

O gece, hani beni bırakıp gittiğin gece. Hiç sesim çıkmadı sevgilim. Yavaşça oturdum yere. Bir sıva çatlağına baktım saatlerce. Öylece baktım… Bağırsam dedim, bağıra bağıra ağlasam, ağlayabilsem. .çığlıklarım kanatlansa, uçsa, uçurumlardan yuvarlansa, boşlukta salınsa… Tutunsam uçlarından, bir yerlere çakılsam… Ellerim var mıydı, ayaklarım, yüzüm… Bilemedim. Hissedemedim sensizken hiçbir yerimi ben, milyon saattir. Hiç ağlayamadım o gece. Katıldı içimde sesim. Aşkım, inancım, güvenim, canım, canım, canımmm… O sen miydin? O sen miydin, bizim olan her şeyi, ateşten bir topu elinden fırlatıp atarmışçasına benim yapıveren bir anda. Ben o seni mi sevmiştim. Her şey olurdu… Her şey olurdu da… Yalnızca “hoşçakal” mı derdin sen bana. Ben bir “hoşçakal” mıydım? Ben, beni, yalnızca bir hoşçakala sığdırabilen bu adama mı “hiç” oldum. Hiç olmaya yandım, tutuştum…


Ben bu şehirden bile nasıl kaçıyorum artık bilsen… Ya bir köşe başından çıkarsan diye… Bu maviden… Bu yağmurdan… Kahkaha oluyorum çevrende, denize atıyorum gözlerimi sana baksınlar fark ettirmeden, diye… Güneş olup batıyorum… Yanıyor, batıyorum, batıyor yanıyorum…yok oluyorum, her sabah yeniden, her akşam bir daha…

…Elini uzatırdın… Gözkapaklarıma dokunurdun… Uykum olurdun…
“Bebeğimmmm”, “Efendimmmm”, “Günaydınımmm”… En büyük yalanım… En büyük yakanım…

Bir kozalak getirişin bana, minik bir taş, bir kuru yaprak… Hatırladın mı? … Nasıl da çılgınca mutlu ederdi çocuk gözlerimi…

Çok canımı yaktın. Çok yaktın canımı, çok.

Beni içinde ateşler yanan bir “hoşçakal”a attın sen. Nasıl affederim ben seni? Ben kendimi nasıl affederim?

Yalnızca o bir kelimen hala benim acım.
O bir kelimeye sığmış olmak.
Yalnızca bir hoşça kal kadar sevilmiş olmak.
Bir hoşçakalla savrulup atılabilecek kadarcık olmak.
Yanına başka hiçbirşey katılmaya gerek görülmeyen bir hoşçakalın yetmesi anlatabileceklerinin hepsini anlatmana…
Acım; anlatmadığın… Acım; anlatamadığım.

Nasıl oynadın yaralarımla… Şiirli sözlerin tuz oldu, buz oldu, toz oldu… Yaktı her biri gün oldu… Bak, bu akşam bir kez daha kaybettim seni, dün akşam olduğu gibi… Yarın akşam yaşanacağı gibi… Her akşam aynı saatte kaybediyorum ben seni, bir kez daha. Toz olduğum o geldiğin yollar mı yalnızca… Toz olan benim. Tuz olan… Buz olan… Hiç olurum senin için dedim… Hiç yap benli günlerini demedim…

Nasıl da oynadın yaralarımla… Bakışın… O bakışın, dizlerimde uyuttuğum bu gece de, içimi yakan, dün gece olduğu gibi, yarına sakladığım oldu bak bir kez daha.

Sen anlar mısın bunları… Bu dizeler her güneşin doğuşuna kinle bakar oldu… Sakın dönme… Dönersen kıyamam… Yine çok severim çünkü seni… Biliyorum... yine yalnız seni severim… yine öperim başını koyduğun yastıkları… yine gözünün içinde gül olur açar…yine savrulur, inleyişine taparım…
Ve..
Yine yalan olurum…
Yine kimsesiz…
Yine hiç…
Yine yok…
Yine


Özge Büyük

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 440
favori
like
share