Arkadaşlar üniversite bir arkadaşıma hoca sorular vermiş içinden 2 mizde çıkamadık arkadaşım kafayı yemek üzereyardımlarınızı bekliyorum sorular aşağıdaki gibidir lütfen yardımlarınızı esirgemeyiniz

1: Sanatın iletişimle ilişkisi nedir

2: Sanatçı ve sanatkâr arasındaki fark nedir

3 : Sanatçının toplumdaki yeri önemi işleri

4 : Tasarım ve sanatsal yapıt arasındaki fark nedir

5 :Klasik modern sanat yapıtlarının farkı nedir

6: Fügüratif - nonfigüratif sanat yapıtlarının farkı nedir

7: İslam ve batı sanatı arasındaki fark nedir

8: Empresyonizm Expresyonizm

9: Sanat yapıtının onu meydana getiren kişinin karakteri ve ruh hali ile etkileşimini açıklayınız

10: Matrakçı Nasuh Emin Kimdir

11: Atamira ve laseaix mağraları sanatın gelişiminde hangi evrededir

Etiketler:
halim81 halim81
Üyenin Yeni Konuları DGS KPSS Hakkında
Üyenin Populer Konuları KPSS Hakkında DGS
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 577
favori
like
share
crazyossie Tarih: 11.11.2009 14:27
ya o konu hakkında bilgim vardı ondan yazdım
KaRaKıZ Tarih: 11.11.2009 14:26
sırayla git serdar
crazyossie Tarih: 11.11.2009 14:24
Matrakçı Nasuh ( .... - 1564)

Türk, minyatürcü. Ayrıca matematik ve tarih konularında kitaplar da yazmış çok yönlü bir bilgindir.


Doğum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kâtip Çelebi ölüm tarihi olarak 1533'ü vermekteyse de, bunun doğru olmadığı bugün kesinleşmiştir. Çeşitli kaynaklarda onun 1547'den, 1551'den, 1553'ten sonra ölmüş olabileceği ileri sürülmektedir. Yaşamı üstüne bilgi de yok denecek kadar azdır. Saraybosna yakınlarında doğduğuna, dedesinin devşirme olduğuna ilişkin kesinleşmemiş ipuçları vardır.


Enderun'da okumuştur. Matrakçı ya da Matrakî adıyla anılması, lobotu andıran sopalarla oynandığı ve eskrime benzeyen bir tür savaş oyunu olduğu bilinen "matrak" oyununda çok usta olmasından ve belki de bu oyunun mucidi bulunmasından ileri gelmektedir. Nasuh ayrıca çok usta bir silahşördü. Bu nedenle Silahî adıyla da anılırdı. Türlü silah ve mızrak oyunlarındaki ustalığı nedeniyle Osmanlı ülkesinde "üstad" ve "reis" olarak tanınması için 1530'da I. Süleyman (Kanuni) tarafından verilmiş bir beratı da vardı. Çeşitli silahların nasıl kullanılacağını ve dövüş yöntemlerini anlatan Tuhfetü'l-Guzât adlı bir kılavuz kitap bile yazmıştı.


Nasuh, özellikle geometri ve matematik alanlarında önemli bir bilim adamıydı. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamış ve bu konuda kendinden sonra gelenlere önderlik etmiştir. Matematiğe ilişkin iki kitabı Cemâlü'l-Küttâb ve Kemalü'l- Hisâb ile Umdetü'l-Hisâb'ı I. Selim (Yavuz) döneminde yazmış ve padişaha adamıştır. Bu yapıtlardan sonuncusu uzun yıllar matematikçilerin elkitabı olarak kullanılmıştır.


Nasuh bir tarihçi olarak da önemli yapıtlar vermiştir. Mecmaü't-Tevârih adıyla Taberî Tarihi'ni Türkçe'ye çevirmiştir. Ayrıca Tarih'i Sultan Bayezid ve Sultan Selim ile Tarih'i Sultan Bayezid adlı iki kitabında bu padişahlar dönemindeki olayları anlatmıştır. Süleymannâme adlı kitabının üç ayrı nüshasında 1520-1537, 1543-1551 ve 1542-1543 arasında geçen olayları ele almıştır. Kanuni'nin 1534 Irak seferini Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han'da 1538 Karaboğdan seferini!de Fetihnâme-i Karaboğdan' da konu etmiştir.

Nasuh 28 Nisan 1564'te öldü.
KaRaKıZ Tarih: 11.11.2009 14:23
Sanatçıların toplumdaki duruşuyla ilgili çok şey söylenmiş; onların bağımsızlığıyla, özgürlüğüyle ve de yapıtlarının topluma nasıl yansıması gerektiğiyle ilgili çok tartışılmıştır. Bu tartışmaların özündeyse; sanatın hem gerekliliği hem de toplum üzerine yansımasının önemi göze çarpar.

Bu da sanatçıya kendi toplumunun kültürel dokusunu ve yaşam koşullarını göz önünde bulundurması gereğini yükler. Bağımsızlığını ve özgürlüğünü sınırlandırmış olur bu haliyle. Ancak aynı zamanda da toplumun bireylerinden farklı olmak durumundadır. Toplumda da bu farklılık kabul gördükçe sanatçıdan beklentiler doğar.

Kimi sanatçılar, bu beklentileri karşılamaya çalışan yapıtlarla, toplumun kültürünün yozlaşmasına, sömürülmesine ya da sınıfsal yapının bozulmasına karşı gelerek bir savunucu veya bir anlatıcı tutumuyla kendine özgü bir duruş sergiler ve sergilemiştir.

Yapıtlarını para kazanmak ya da temel gereksinimlerini karşılamak için değil, düş ve düşünceleri somutlaştırarak kültürler kaynaştırmak ve toplumca yükselmek için ortaya koyarlar.

Bilirler ki toplumun yapı ve kültüründeki her yozlaşma ve bozulma, bilinçsiz kimlikler doğuracak; bilinçler, kapitalizmin tekelinde sömürülecek, toplumsal ayrışmalar baş gösterecek, toplum yokoluşa hüküm giyecektir. Kendileri de bu hal üzere yokoluştan paylarına düşeni alacaktır.

O zaman, kendine kulak kesilecek birilerine aşkı, sevdayı, kardeşliği; toprağı, göğü; acıyı, sevinci; ortak duyuşu, düşünüşü; ortak kaygıyı, geleceği anlatması ve savunması bir anlam ifade etmeyecektir.

Yoz olmanın eşiğinden aşıp bozulmaya kesilmiş, oportünist (kendi günlük çıkarları uğruna her yolu mübah sayan) çabalara dalmış, örgütsüz, bireyci bir toplumda yerleri olmayacaktır bu, halka dönük yapıtlar vermek derdindeki sanatçıların.

Peki, madem topluma dair yapıtlar veriyor bu sanatçılar; o zaman toplum, nasıl olur da böyle bir yozlaşma içine girer ve onlar da yokoluşa maruz kalır?

Sanatçının toplum içindeki zümrelere ilişkin seçiminde yatar bu da. Toplumun gücü elinde bulunduranına yönelik yapıtlar ortaya koyması, toplumun tamamını görmemesi, ulaşamaması anlamına gelir.

Toplumu anlatayım derdiyle egemen sınıfa yaslanır da oradan bakarsa toplumun yaşamına; egemen olmayan çoğunluğun var ettiği kültürün, değerlerin, yaşamların hangi çıkmazlarından, ezeninden, ezileninden, çarpıklıklarından söz edebilecektir!..

Gücü elinde bulunduranlara üreten sanatçıların sesi daha gür çıkacağından, topluma dönük değerlerle hakkıyla yapıtlar veren sanatçılarsa altta kalacaktır bu gürültü karşısında. Böylelikle başlayacaktır bu bozulma.

Düşünün ki bir sermayedarın iletişim araçlarından (TV, radyo, web, gazete, dergi vb.) işçilerin ezilmişliğine yaşamına dair ürünler veren sanatçı, nasıl ve ne kadar tanıtılabilecektir kendini ve yapıtında dile getirdiklerini!..

Köylülerin derdiyle hemhal olmuş, tarımı ve toprağını yitirenlerin kültürünün de değerinin de yitirmek üzere olduğunu duyurmak isteyen sanatçı, nasıl yer bulur buralarda.

Çocukların ve öğrencilerin çarpık sistemler sonucunda eğitimleriyle zaman öldürmekten, kendilerine özgü miraslarının yok olduğunu anlatan biri, nasıl yankı bulur.

Toplumun ekonomik ve sosyolojik sorunlarını anlatırken feodal düzenlerin varlığının zararlarına değindiklerini duyurabilir mi?

İşte bu sesler işitilmedikçe yüzlerce yıldır süren kardeşlikten medet umamazsınız. Toplumun kibrine, bencilliğine, çıkarcılığına, ayrışmasına, çeteleşmesine, sevdasının ölüm nedeni olmasına, ortak paydası olan din ve dilin tanınmazlığına çare bulmakta geç kalırsınız.

Varolandan yola çıkıp varolmasını istediğimiz tüm umutlarımızı yitiririz. Sanat varolandan yola çıkıp varolması gerekene ulaştıracak en önemli araçtır, ancak yanlış kullanıldığında geri teper.
KaRaKıZ Tarih: 11.11.2009 14:22
Sanat ve zanaatın ortak noktaları olduğu birbirlerinden ayrıştığı noktalarda vardır.Mesela sanat;insanın yeteneklerini konuşturur zaanat ise eğitimini aldığı bilgiyi konuşturur.Sesi kötü olan biri ses sanatçısı olmaz mesela ama iyi eğitim alan bir marangoz güzel mobilyalar yapabilir.Tabi ortak noktalardan biride yetenek,yeteneği olmasa iyi eğitim almış olsa bile bir marangoz marjinal işler çıkaramaz.Burda kurduğum cümle biraz birbiriyle çelişkili gibi oldu ama demek istediğim sanatçı adamda Allah vergisi ses,çizim,bilgi vb. şeyler zaanatkarda ise bunun yanında eğitimin büyük önemi vardır.Bir insan eğitimsizde sanatçı olabilir ama hiçbir yerden eğitim almadan zanaatkar olamaz mutlaka bir ustası olmalı.

Sanatci üretir....
ürettigi calismada genelde sonucunu kestiremeden maddi getirisini hesaplamadan,basindan itibaren sonuna kadar degisme ihtimali ile calisir..
hatta eser bittiginde bile sanatci üzerinde birseyler düsünüp, olup olmadigini sorgular ve bu mudur icimdeki diye emin olmaya calisir..
sanatci bir eseri calistiginda icinden gelen güdüler ile eserini olusturur ve maddi getirisini düsünmez...
maddi getirisini hesap ettigi noktada sanat olmaktan çıkar zanaat alanına girer...
aklina dahi gelmez maddi yönü zira icinden gelen duygularin esiridir ve bu duygulari disa vurana kadar rahat etmez...
disa vurdugu eser bazen cok büyük kitleleri etkiler,bazende cok kimsenin bilmedigi ama yinede sanatci ruhu ve aski ile calisilmis bir nesne olarak gözden uzakta unutulmus bir kösede onu olusturan sanatcinin duygusundan enerji yayar etrafa...
olusturan kisiye özgü güzel naif bir yön mutlaka vardir bu eserlerdede.

Zanaatkär,
Zanaatkär da birseyler üretir ve bu el becerisi isidir. Farkli konulara ilgi duyup merak eden kisiler, merakinin arkasindan gidip muhtelif ürünleri olusturmayi örenebilirler ve"ögrenilmis konu" ile muhtelif ürünler olusturup belli bir ücret karşılığında bu ürünü/ürünleri meydana getirip gelir saglayabilirler.Bu noktada
işin başından itibaren ürünün maddi degeri ve sekli bellidir ve burada Zanaatkär Sanatçıdan ayrılır.
KaRaKıZ Tarih: 11.11.2009 14:20
Güzel sanatları diğer eserlerden ayıran en önemli özellik insanda coşku ve estetik haz uyandırmasıdır.Güzel sanatlar için yapılan en iyi sınıflama bu sanatların kullandıkları malzemelere göre yapılan sınıflandırmadır. Bu malzemeler fonetik ve plastik olarak ikiye ayrılır.Sesle yapılan sanatlara fonetik sanatlar, görüntüyle yapılan sanatlara ise plastik sanatlar denir.Güzel sanatların genelinde plastik malzeme kullanılırken edebiyat ve müzik ise sese dayalı bir sanattır.
Edebiyatın malzemesi kelimelerdir ve edebiyat dille gerçekleştirilen bir güzel sanatlar etkinliğidir. Edebiyatın asıl amacı güzel sanatların en önemli öğesi olan estetik zevk duygusunu dil aracılığıyla gerçekleştirmektir.Edebiyatta fayda sağlamak amaç olarak her zaman ikinci plandadır