buzdan zırhımı delip geçecek
bir kardeleni beklemekti bütün ömrümün hikayesi…
ve faydasızdı ne yapsam
tükenmedi üşümüş yüreğimin kendi beyazındaki esareti…
şimdi her mutsuzluk kıpırtısı
yeni bir çığ olup düşüyor kalbime
ve şimdi her çiçek, buz kesiği
kanayıp duruyor
hüznümde …



üç noktası bol cümlelerde unutulup kalıyorken
yaşan/ma/mışlığı sevgilerin
boyuna çizgili özlemler kuşanıyordum ben hayali aşklarda
uzun gösteriyor sanıyordum sevdaları…
sonra ne zaman saçları savrulan bir kadınla, bir deniz kıyısı
sonra ne zaman bir bankın kullanılmamış eskiliğiyle, çakılı yalnızlığı
ve ne zaman sonbaharın sağanak yaprak yağmuruyla, rüzgar
ilişse ve sokulup gözlerimden yol tutsa içime
bir günlük ömrünü ziyan etmiş kelebekler gibi
yakalanıveriyordum hüzünlerin ağına bir anda öylece
ve dudaklarımda sırılsıklam bir ah’la
bir dilek hakkımı daha yakıyordum hiç düşünmeden
tek kişilik yemin törenlerimde ;
"aşka aralanacak ilk kapı ben olayım
ve ilk kanat açan kırlangıç
bir sonraki mevsime …"



ellerimi siper edip
uzaklara bakıyordum sürekli bir yolcuyu beklermiş gibi
oysa yakınımdan hızla geçip gidiyordu zaman
ve hayat
ve umut
yani ne varsa geçip gidebilen…
bense düşlerimi budayıp duruyordum
onlar kuruyup durdukça uçlarından
ve sebebi oluyordum
tek kişilik ayak seslerinin yankı yankı sokaklarda…
sokulmuyordu gerçeğime benim dileklerim
yada hiçbir yıldızın vakti yoktu
kayıp giderken benim dileklerimi duymaya
kim bilir, belki de bendim asıl suçlu
sesimi gökyüzüne yetiremiyordum...



kolay olmuyordu vazgeçmesi insanın hayallerinden
ki uzun süren meydan savaşlarında,
yine kendime yeniliyordum
ta ki en nihayetinde bir gün, ağrıyla sızı
en nihayetinde bir gün, isyanla yazgı
ve en nihayetinde bir gün, güzle zemheri arası
son kuşu da vurulunca içimin,
anladım, artık ruhumun bütün kanatları kırık
ve kalbim ;
her düşünün yaraya dönüşünü izleyenim
ve ben ;
şimdi öyle yoksuluyum ki her şeyin
ne terk edilebilecek bir parçam kaldı içimde
ne de harcanacak bir yerim
ve öyle ıssızım ki
tek bir kibritin yanma umuduna kapılıp
hiç yanmayan bir kibritle söner giderim artık
bir sonraki hayata
bakışlarımda ertelenmiş aşkların küskünlüğü
ve erken vurulmuş düşlerin, mateminde…



buzdan zırhımı delip geçecek
bir kardeleni beklemekti bütün ömrümün hikayesi…
ve faydasızdı ne yapsam
tükenmedi üşümüş yüreğimin kendi beyazındaki esareti...
şimdi her mutsuzluk kıpırtısı
yeni bir çığ olup düşüyor kalbime
ve şimdi her çiçek, buz kesiği
kanayıp duruyor
hüznümde …



--Şafak--

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 276
favori
like
share