Çok Eski Bir Şark Masalı
MÖ 4500' den başlayarak klasik anlamda yerleşim, gören Mardin, Subari, Sümer, Akad, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Bizans, Araplar, Selçuklu, Artuklu Dönemi'ne ilişkin birçok yapıyı barındıran bir açık hava müzesi.

Tüm Mezopotamya'yı Anadolu'ya bağlayan kervan yolunun düzü aşıp dağa vurduğu noktaya kurulu eski ve zengin bir kent. Ovadan gelirken uzaktan görünüşü tüyler ürpertici. Dimdik yamaçta kademe kademe yükselen, kemerli, eyvanlı taş evler, çağdaş Türkiye'den çok eski bir Şark masalını anımsatıyor. Ancak şehrin muhteşem dokusunda son yirmi-otuz yılda hızlanan bozulma, göz ardı edilemeyecek boyuta ulaştı. Yine de, herhalde, Mardin Türkiye'nin en güzel kentlerinden biri denilebilir.

Tarih
Merdin Süryanice Merdo (kale) sözcüğünün çoğulu. Yakın çevresinde dört kale olduğundan bu adı almış. Zenciriye Medresesi’nin oralardan bakınca, üçünün yeri ve izi gözüküyor. 4. yüzyılda, Roma ile İran arasındaki sınır savaşları sırasında tahkim edilmiş. Güneyde Anastasiopolis/Dara, kuzeyde Martyropolis/Silvan ile birlikte, Greko-Romen medeniyetinin Şark’taki en uç noktasını teşkil etmiş. 640'ta Müslümanların eline geçmiş. 11. yüzyıl sonunda dek çeşitli Arap ve Kürt hanedanlarınca yönetilmiş. 1106-1409 arasında Artukoğlu İlgazi soyundan gelen Artuklu melikleri Mardin'de hüküm sürmüşler. Onlardan sonra kent 1432-1508 arasında Akkoyunlu hanedanının bir koluna başkent olmuş. Şehirde eser namına ne varsa Artuklu ve Akkoyunlulara ait. Osmanlı taş üstüne taş koyacak yer kalmamış.

Ekonomi
Kentin ekonomik dayanağı öteden beri ticaret. Basra, Bağdat ve Musul ile Anadolu kentleri arasındaki ticarette Mardin önemli bir kavşak oluşturmuş. Bugün de belli başlı gelir kaynakları ‘ticaret’ ve mazot nakliyatı. Ticareti öteden beri Araplar yürütmüş. Süryaniler ise bilhassa kuyumculuktaki becerileriyle, ticaret gelirini yatırıma dönüştürme işlevini yüklenmişler. Aşağıdaki uçsuz bucaksız ovayı Kürt aşiretleri kontrol etmiş. Kervanların güvenliği onlardan sorulmuş. Mardin tüccarları da birtakım karşılıklı dengeler çerçevesinde ova aşiretleriyle geçinip işlerini yürütmüşler. Dağın tepesinde olmaları açıkça savunma amaçlı. 1832'de Cizre ve Hakkari beyleri Mardin'i haftalarca muhasara ettikten sonra ele geçirmişler; kenti yakıp Ulucami'nin minaresini de yıkmışlar.

Gezi
Kentin unutulmaz yanı labirent gibi dar sokaklar; kör duvarlar ardında gizli saray yavrusu taş konaklar. Güzel bir rota Diyarbakır Kapısı tarafında ara yollara dalıp, Müzenin yanından Cumhuriyet Meydanı'na çıkmak. Bu taraf eskiden Süryani mahallesiymiş. Halen işleyen 6-7 kilise var. Müze binası vaktiyle Süryani Katolik başpiskoposunun makamıymış. Kentin en görkemli sivil yapısı: taş işçiliği göz alıcı.

Diyarbakır Kapı'da, tek yön trafiğin başladığı yerde solda ilk ev Nasra Şammashindi hanımın evi ve atölyesi. Primitif Süryani sanatının yaşayan son temsilcisi. Kumaş boyuyor. Tel: 212 1765.
Caddeden biraz devam edince sağda çarşı mıntıkası başlıyor. Tipik Şark labirenti. Marangozlar kıraathanesi eskiden Yahudi sinagogu imiş; iz kalmamış ama güzel mekân. Ulucami, çarşının har gürü içinde bir huzur vahası. 1176'da Artukoğlu Kutbeddin yaptırmış, daha sonra Artukoğlu Yavlak Arslan büyütmüş. Minaresi 1832'den sonra yeniden inşa edilmiş. Kentin imzası: 40-50 km öteden görülebiliyor.

Kasım Padişah Medresesi
Asıl başyapıt kent merkezinin biraz altında, yanından defalarca geçilip farkına varılmayan bir yamaçta gizli. Kasımiye Medresesi: azametli, karanlık ve müthiş sessiz bir yapı. Dik bir dağ eteğinden Suriye ovasını kuşbakışı gözlüyor. Çatısından günbatımı, kolay unutulmayacak bir görüntü. 1469-1503 arasında hüküm sürmüş bir Akkoyunlu hükümdarı yaptırmış. Yerel ağızda Kasım Paşa deniyor: Aslı Padişah. Türbesi içeride; halâ ziyaret ediliyor.
Ortasından su akan eyvanı, kendi tarzının en mükemmel örneklerinden biri. Duvardaki kan izi birinin şahdamarından sıçramış deniyor. Kimin, belli değil.

Kale
Kalenin büyük bir kısmı yekpare kayadan oyma. İçinde Kapadokya'nın yeraltı kentlerine benzer muazzam bir mağara yerleşimi olduğu anlatılıyor. Askeri bölge; ziyarete kapalı.

Zinnar
Kentin tarımsal hinterlandı aşağıdaki ova değil, arka tarafta Zinnar adı verilen bağlık bahçelik bölge. Aşağı yukarı her Mardinli ailenin o tarafta biraz toprağı var. Bazılarının yazlık konakları şehirdekilerden daha güzel. Sebze, üzüm, kiraz, ufak çapta buğday yetiştiriyorlar. Küçük mülkiyet esas. Tarih boyunca kenti Zinnar beslemiş.
Şirin Baba adı verilen yer de, böyle şeylere meraklı iseniz, görülmeye değer. Elle tutulur bir şey pek yok: metruk bir tekke, ürpertici güzellikte bir selvi ağacı, Roma döneminden bir-iki şaşırtıcı lahit parçası. Ruh, yoğun.

Deyrülzaferan Manastırı
Kentin 5 km kadar doğusundaki ıssız ve kurak bir vadide, 21. yüzyıl Türkiyesi’nden çok uzak bir yaşam geleneğini sürdüren küçük, kapalı dünya. Süryani topluluğunun en önemli dini merkezi. Ayrıca Türkiye'de varlığını idame ettirebilmiş olan en büyük gayrımüslim din müessesesi.
Manastırın çekirdeği Meryemana Kilisesi: Daha eski bir pagan ibadet yeri üzerine 6. yüzyılda inşa edilmiş. Manastır 793 yılında Mardin metropoliti Mar Hananyo tarafından kurulmuş, ya da yeniden kurulmuş. Kadim Süryani kilisesinin çok eski kavgalardan ötürü halâ ‘Antakya Patriği’ sıfatını taşıyan ruhani reisi 1932 yılına kadar burada ikamet etmiş. Daha sonra Suriye'ye göçmek zorunda kalmış. Halâ orada. Deyr Arapça "manastır", za'ferün "safran" demek. Eskiden burada safran yetiştirildiğine dair bir belirti yok. Sarı taş duvarlarından ötürü bu adı almış. İbadet saatleri dışında kapıları ziyaretçilere açık. İçeride 40-50 dolayında keşiş, öğrenci ve misafir yaşıyor. Müslümanlar gibi secde ve rüku ederek, günde altı kez ibadet ediyorlar. Çevredeki badem ağaçlarının geliri manastıra ait.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1042
favori
like
share
ozgurluk_5643 Tarih: 12.11.2009 01:42
Bu güzel paylaşımın için teşekkür ediyorum arkadaşım emeğine sağlık

Görmeden ölenin gözü arkada kalır ona göre