Küçük bir köyde yaşayan adam, oğluna sünnet düğünü yaptıramadığı için çok üzgündü. Çünkü düğünün yükünü kaldıramayacak kadar yoksuldu. Oğluna da anlatamıyordu halini, hem anlatsa bile bakalım oğlu söyleyeceklerini anlayabilecek miydi? Günler geçiyor, yapılan her düğünden sonra yoksul baba daha da bir içine kapanıyordu. Karşısına bir mucize çıksa diye dua ediyordu. Derdini kimseye de anlatamıyordu. Yalnız oğlunun ağzından yazdığı şu mısralara dökebildi yüreğindeki acıyı;

“Ey Muhammet ümmeti,
Peygamberimizin sünneti,
Erkeğim bende sünnet olacağım,
Düğünüme gelirseniz acımı unutacağım…
Size sünnet kartı gönderemedim,
Arkadaşlarım arabayla gezdi, ben gezemedim,
Onlar gibi eğlenip, mutlu olmaktı benimde tek hayalim,
Ne yapayım, annemin babamın parası yok ki hiçbir şey söyleyemedim…”

Küçük çocuk henüz sekiz yaşındaydı. Ama o minicik yüreğiyle ailesinin nasıl bir durumda olduğunun da farkındaydı. Bu yüzden olup bitenlere sessiz kalıyordu. Hem konuşsa bile ailesini daha fazla üzecekti, biliyordu. Küçük çocuk bir gün, küçük olsam da kendi başıma ailem için bir şeyler yapabilirim diye düşündü ve babası evde yokken annesinden şehre inmek için izin istedi. Şehre geldiğinde akşam olmuştu. Küçük çocuğun amcası şehirde oturuyordu, onun evini bulması gerekiyordu. Biraz da şehrin yabancısıydı. Yaşına aldırış etmeden, karanlık sokaklardan geçerek, zorda olsa evi buldu, kapıyı çaldı. Kapıyı amcası açtı, yeğenini kapıda tek başına görünce şaşırdı. İçeri girdiler. Çocuk hemen amcasına, en kısa zamanda kimsenin haberi olmadan sünnet olmak istediğini söyledi. Amcasının şaşkınlığı biraz daha artmış ama yeğenini de çok iyi anlamıştı. Ertesi sabah doğruca sünnetçiye gittiler. Küçük çocuk sünnet elbiseli çocukları görünce biraz üzüldü ama bunu ailesi için yapıyordu ve bunu düşünce üzüntüsünü bir anda unutuvermişti. Çoğu çocuk sünnetçiden korkarken, bizim küçük sevinerek içeri girdi. Her şey bittiğinde ise hiç ağlamadı. Amcasıyla yola çıktılar. Yolda amcası küçük çocuğa hediyeler aldı. Eve geldiklerinde çocuk anne ve babasıyla karşılaştı. Yengesi haber vermiş olmalıydı onlara. Anne ve baba oğullarına sarılarak ağlamaya başladı...
Aradan yıllar geçti. O küçük çocuk büyüdü, öğrenimini başarıyla tamamlayıp, fakülteye başladı. Ailesinin onu bin bir türlü zorluğa katlanarak bu yaşa getirdiğini unutmamıştı ve bir gün evdeki dolabı karıştırırken babasının yıllar önce onun için yazdığı mısralarla karşılaştı. Mısraları okudukça, delikanlının babasına duyduğu hayranlık daha da artmıştı. Delikanlıda şu mısralarla anlatmaya çalıştı, babasına duyduğu sevgiyi;

“Babacığım, birçok şeyi sen öğrettin bana,
Sevmeyi, sevilmeyi, paylaşmayı, sabretmeyi,
İnsanlara, sadece insan oldukları için değer vermeyi,
Ve zamanı geldiğinde, başkasının mutluluğu için, kendi mutluluğundan bile seve seve vazgeçebilmeyi.
Belki bu dünyada çoğu insan için paradır her şeyin dengi, olabilir,
Benimse tek hazinem sevdiklerim ve senin bana öğrettiklerin,
Ben senin varlığınla mutluyum.
Sen demez miydin? “insanın ne varsa kaderinde, o çıkar karşısına” diye,
Hem hangimiz kaderimizi seçerek gelebiliyoruz ki hayata,
Ne gelir elimizden, buna razı olmaktan başka,
Üzülme baba…”

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 330
favori
like
share