İman; keşf ile, vicdanla bularak, yahut bir delil ile aklın anlaması ile veya seçilmiş, beğenilmiş bir söze güvenerek, uyarak, belli altı şeye gönülden inanmak ve dil ile de söylemek demektir.

İmanın ilk şartı, Allahü teâlânın varlığına ve bütün varlıkların yaratıcısı olduğuna inanmaktır. Dünya ve ahiret aleminde bulunan her şeyi, maddesiz, zamansız ve benzersiz olarak yoktan var eden, ancak Allahü teâlâdır diye kesin inanmalıdır. Her maddeyi, atomları, molekülleri, hücreleri, hayatı, ölümü, her olayı, her çeşit kuvveti, enerji çeşitlerini, hareketleri, ruhları, melekleri, canlı cansız her varı, yoktan var eden ve hepsini, her an varlıkta bulunduran, Allahü teâlâdır. Alemlerde olan her şeyi, hiçbiri yok iken, bir anda yarattığı gibi, her zaman, birbirlerinden de var etmektedir. Kıyamet günü gelince, her şeyi bir anda yine yok edecektir.

Her varlığın yaratanı, sahibi, hakimi yalnız Allahü teâlâdır. Onun hakimi, amiri, üstünü yoktur diye inanmak lazımdır. Her üstünlük, her kemal sıfat, Onundur. Onda, hiçbir kusur, hiçbir noksan sıfat yoktur, dilediğini yapabilir. Yaptıkları, kendine veya başkasına faydalı olmak veya bir karşılık için değildir. Bununla beraber, her işinde, hikmetler ve faydalar vardır.

Kullarına iyi, faydalı olanı vermeye, kimisine sevab, kimisine azab yapmaya mecbur değildir. Asilerin, günah işleyenlerin hepsini Cennete koysa, ihsanına yakışır. İbadet edenlerin hepsini Cehenneme atsa, adaletine uygun olur. Fakat iman edenleri Cennete sokacağını, bunlara sonsuz nimetler, iyilikler vereceğini, inkâr edenlere ise, Cehennemde sonsuz azab edeceğini dilemiş ve bildirmiştir. O, sözünden dönmez.

Bütün canlılar iman edip itaat etse, Ona hiçbir faydası olmaz. Bütün alem inkâr etse, azgın, taşkın olsa, karşı gelse, Ona hiçbir zarar veremez. Şirkten, inkârdan başka, herhangi bir büyük günahı işleyip, tevbesiz ölen kimseyi, dilerse affeder. Küçük bir günah için de, dilerse azab edebilir. Müslüman olup, ibadet eden, fakat, itikadı Ehli sünnet itikadına uymayan ve tevbe etmeden ölen kimseye, Cehennemde azab edecek ise de, böyle bid�at sahibi Müslümanlar, Cehennemde sonsuz kalmayacaktır.

Allahü teâlâ, kıyamet günü, mahşer yerinde, imansız olarak ölenlere ve günahı olan müminlere, kahır ve celal ile; salih olan müminlere ise, lütuf ve cemal ile muamele edecektir.

Müminler, Cennette, Allahü teâlânın cemali ile şereflenecekler, kâfirler ise, bundan mahrum kalacaklardır. Hadis-i şerifte; (Kıyamet günü Rabbinizi, ondördüncü ayı gördüğünüz gibi görürsünüz!) buyurulmuştur.

Allahü teâlâ dünyada anlaşılamadan bilineceği gibi, ahirette de anlaşılamadan görülecektir. Müminlerden derecesi yüksek olanlar, her sabah ve akşam, diğerleri ise cuma günleri göreceklerdir. Muhammed aleyhisselam, Allahü teâlâyı, Mi�rac gecesi gördü. Bu görmesi, dünyadaki baş gözü ile görmek gibi değildi. Allahü teâlâyı dünyada gördüm diyenin, zındık yani kâfir olacağını ehli sünnet alimleri bildirmişlerdir.

Allahü teâlâ için caiz olmayan kelimelerin, âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde bulunması, bizim anladığımız ve bildiğimiz, bugün kullanılan manalarda değildir. Böyle âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere müteşabihat denir. Bunlara inanmalı, nasıl olduklarını anlamaya kalkışmamalıdır.

Netice olarak, Allahü teâlânın varlığına ve ahirette görüleceğine inanmalı, nasıl görüleceği düşünülmemelidir. Çünkü Allahü teâlânın işleri akıl ile anlaşılmaz, dünya işlerine benzemez, fizik ve kimya bilgileri ile ölçülemez. Allahü teâlânın ciheti, karşıda bulunması yoktur. Zira Allahü teâlâ, madde, cisim, element, karışım, bileşik değildir. Ölçülemez, hesab edilemez ve Onda değişiklik olmaz. Mekanlı, zamanlı değildir ve öncesi, sonrası, önü arkası, altı üstü, sağı solu yoktur. Bunun için, insan düşüncesi, insan bilgisi, insan aklı, Allahü teâlânın hiçbir şeyini anlayamaz ve Onun nasıl görüleceğini de kavrayamaz...

Osman Ünlü

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 439
favori
like
share